Ve sabahları kimse sizi uyandırmadığında, geceleri kimse sizi beklemediğinde ve ne dilerseniz yapabildiğinizde, buna ne dersiniz, özgürlük mü, yoksa yalnızlık mı? Charles Bukowski
Adalet, önyargı, vicdan temalarını güçlü bir şekilde işleyen önemli bir yapımdır. Olay, bir cinayet davasında jüri olarak görev yapan 12 adamın, sanık çocuğun suçlu olup olmadığı hakkındaki tartışması üzerine gerçekleşir. Bazı jüri üyeleri, sanığın alt kesimden geldiği için sanığı yargısız…devamıAdalet, önyargı, vicdan temalarını güçlü bir şekilde işleyen önemli bir yapımdır. Olay, bir cinayet davasında jüri olarak görev yapan 12 adamın, sanık çocuğun suçlu olup olmadığı hakkındaki tartışması üzerine gerçekleşir.
Bazı jüri üyeleri, sanığın alt kesimden geldiği için sanığı yargısız infaz etmek ister, doğrudan suçlu olduğuna inanırlar. Bu durum toplumda hala daha sıklıkça rastlanan “sınıfsal önyargıya” atıfta bulunur.
Filmdeki 8 numaralı jüri üyesi, çocuğu savunur gibi gözükür. Ancak aslında filmde tek bir kez bile çocuğun masum olduğunu söylemez. İnandığı şey çocuğun suçlu olmama ihtimalinin de olduğudur. Bu ikisi arasında önemli bir fark vardır.
Hukukta geçen “Bir masumun mahkum edilmesindense, on suçlunun serbest kalmasını yeğlerim” sözü filmi tek cümlede özetler neticededir..
Fazla söz etmeye gerek yok. Türkiye’nin yakın tarihinden esintiler taşıyan, siyasi, toplumsal ve bireysel çatışmaları işleyen, her karakterin bir anlamı olan dolu bir yapıya sahiptir. Tüm Türkiye’ye replikleri kazınmış bir efsanedir. Gerek isim yapmış usta oyuncu kadrosu olsun, gerek yapılan…devamıFazla söz etmeye gerek yok. Türkiye’nin yakın tarihinden esintiler taşıyan, siyasi, toplumsal ve bireysel çatışmaları işleyen, her karakterin bir anlamı olan dolu bir yapıya sahiptir. Tüm Türkiye’ye replikleri kazınmış bir efsanedir.
Gerek isim yapmış usta oyuncu kadrosu olsun, gerek yapılan göndermeler ve olay ilerleyişi olsun her şeyiyle gayet tatmin edicidir. Benim gözümde yerli yapımlar içerisinde üstüne yoktur. Hangi dizide ölen karakterin gerçek hayatta cenazesi kılındı :D. Şaka bir yana, ilk 97 bölüm ülkemizde bir kültür haline gelmiştir. İzleyin, izlettirin.
Sonunu düşünen kahraman olamaz(!)
Kendisi pek de başarılı olmayan yerli yapımlar içerisinde bir efsanedir gözümde. Eski bir polis olan Poyraz, eşinden boşanmış ve hayattaki tek amacı oğlu için yaşamaktadır. Tamamen bir tesadüf üzerine tanıştığı Ayşegül ile gitgellerle dolu bir ilişki sürer. Oğuz Atay’ın romanlarından…devamıKendisi pek de başarılı olmayan yerli yapımlar içerisinde bir efsanedir gözümde. Eski bir polis olan Poyraz, eşinden boşanmış ve hayattaki tek amacı oğlu için yaşamaktadır. Tamamen bir tesadüf üzerine tanıştığı Ayşegül ile gitgellerle dolu bir ilişki sürer. Oğuz Atay’ın romanlarından yapılan alıntılar, duvar yazıları; fedakarlık, tutku, ihanet, intikam ve en çok da “çaresizlik” duyguları sonuna kadar işlenir dizi boyunca.
Dizide sıkan sahneler bulunur, ve bölümlerinin uzun olması sebebiyle izlemesi zor olabilir lakin atlayarak da olsa, kesinlikle izlenmesi gereken yerli bir yapımdır gözümde.
Ne de güzel anlatır bize, hikayeler her zaman güzel bitmez, “her bitiş bir başlangıç falan değildir. her bitiş bir bitiştir. tarih yalnızca mutsuzları yazar..”
Spoiler içeriyor
Spoiler istemeyenler son paragrafa bakabilir! Hayatında bir dönüm noktası olan o yirmi dört saati kimseye anlatamamış yaşlı bir kadın, bir gün bir adamın; kocasını, sadece birkaç saat tanıdığı bir adam için terk eden bir kadına dair anlayışlı, farklı bir bakış…devamıSpoiler istemeyenler son paragrafa bakabilir!
Hayatında bir dönüm noktası olan o yirmi dört saati kimseye anlatamamış yaşlı bir kadın, bir gün bir adamın; kocasını, sadece birkaç saat tanıdığı bir adam için terk eden bir kadına dair anlayışlı, farklı bir bakış açısıyla yapılan yorumunu duyar. Genç adama karşı bir yakınlık hisseder çünkü onun aşk ve ahlak anlayışına dair sözleri, yıllar boyunca içinde tuttuğu bir sırrı hatırlatır. Artık bu sırrı anlatmaya hazırdır.
Kocasının ölümünden sonra çıktığı bir tatilde, Monte Carlo’daki bir kumarhanede her şeyini kaybetmiş, çaresiz ve intiharın eşiğinde bir genç adamla karşılaşır. Onun parmaklarının hareketinden göz bebeklerine kadar tüm detaylarını izler ve ruhunun derinliklerindeki umutsuzluğu sezer. Ona yardım etmek ister: Hem maddi hem manevi olarak destek olur, hayatın değerinden söz eder ve onu içinde bulunduğu karanlıktan çıkarmaya çalışır.
Genç adamı bir otele götürür. Ancak gece boyunca gelişen yakınlık sonucunda, sabah aynı yatakta uyanırlar. Kadın büyük bir pişmanlık duyar ve hiçbir şey söylemeden otelden ayrılır. Fakat zamanla bu genç adama karşı bir aşk hissettiğini fark eder. Onunla gitmeye karar verir; artık hayatta hiçbir şeyi umursamadan. Fakat adamın bineceği trene yetişemez.
Umutsuzca kumarhaneye geri döner ve onu ilk gördüğü masaya bakar… Genç adam oradadır. İlk başta gözlerine inanamaz, hayal gördüğünü sanar. Ama o gerçekten oradadır ve yeniden kumar oynamaktadır.
Kadın, ona verilen sözün tutulmadığını anlar ve öfkeyle adamın yanına gider. Ancak adam, onunla kalabalık içinde alay eder, ilgisizdir. O anda kadın şunu anlar: Genç adam için o sadece geçici bir kurtarıcı, bir “melek figürüydü.” Hiçbir zaman ona bir “kadın” olarak bakmamıştır.
Yıllarca içinde taşıdığı bu yirmi dört saati, ilk kez bu genç adama anlatarak içini rahatlatır. Aslında bu anlatım, onun onaylanma ihtiyacı, kendi içsel yargılamasından ve vicdan azabından kurtulma çabasıdır.
——SPOİLERSIZ KISIM——
Kitabın asıl vurguladığı konu, yirmi dört saatte yaşanan bir olayın, bir insanın tüm hayatını değiştirebileceğidir. Kendi hayatımızdan da gözlemleriz ki, bazen yirmi dört saat, hatta bir saatte yaşadığımız bir olay bile belki de tüm ömrümüze bedel oluyor. Geçirilen zamandan çok, yaşanılan anılar mühimdir..
Hayatta her şeyi olan bir insan mutlu mudur? Zengin, soylu ve varlıklı bir adam, çok mutlu gibi görünse de içinde bir duygusal boşluk vardır. Çünkü her şeyin tadına varmış, ama artık hiçbir şeyden zevk alamamaktadır. Zamanını at yarışında geçirirken, bir…devamıHayatta her şeyi olan bir insan mutlu mudur? Zengin, soylu ve varlıklı bir adam, çok mutlu gibi görünse de içinde bir duygusal boşluk vardır. Çünkü her şeyin tadına varmış, ama artık hiçbir şeyden zevk alamamaktadır. Zamanını at yarışında geçirirken, bir suç işler ve bu işlediği suçla yeniden hissetmeye başladığını farkeder. Sonrasında insanlara yardım etmenin yaşattığı zevki tadar. Bu gece “yaşadığını” hissettiği tek gecedir. Bir gecede yaşadığı olaylar onun için bir “uyanış”tır.
İnsan ne kadar başarılı ve zengin olursa olsun, bir noktada yaşadığını farketmek için kendi sınıfsal konumundan ayrılarak hayatın gerçekliklerine tanıklık edilmelidir. Başkalarının hayatına dokunmadan gerçekten yaşamış olur muyuz?
Tek oturuşta okuyup bitirebileceğiniz, hayattan zevk alamamanın nedenini, varoluşsal sorgulamayı işleyen bir kitap. Günümüzün en büyük sorunlarından olan konfor alanına bağlı kalmanın insan için en zararlı şey olduğunu da vurguluyor bizlere..
“Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan bütün insanları anlar…”
Bir sabah bir yazar, adını bilmediği bir kadından gelen mektubu okumaya başlar. Mektup, kadının hayatı boyunca bu yazara duyduğu saplantılı aşkı, birlikte geçirdikleri anıları içerir. Ancak bir sıkıntı vardır. Adam, kadının hayatında “sonsuz bir aşk”tır ama kadın, adamın hayatında sadece…devamıBir sabah bir yazar, adını bilmediği bir kadından gelen mektubu okumaya başlar. Mektup, kadının hayatı boyunca bu yazara duyduğu saplantılı aşkı, birlikte geçirdikleri anıları içerir. Ancak bir sıkıntı vardır. Adam, kadının hayatında “sonsuz bir aşk”tır ama kadın, adamın hayatında sadece bir “unutulan bir an”dır, yani karşılıksız, görünmez bir aşktır kadınınki..
Kitapta kadının yaşadığı bu aşk aslında sağlıklı bir sevgi değil, bir bağımlılık ve kendini küçültmektir. Aşk her zaman romantik ve güzel değil, bazen kendi benliğini silmektir.
"Sana, beni asla tanımamış olan sana.."
Roman, şiddet eğilimli bir genç olan Alex’in hikayesini anlatır. Alex ve çetesi geceleri sokaklarda dolaşarak rastgele insanlara saldırarak onları soyan, bazen sadece zevk için yapan mazoşist insanlardır. Ancak bir noktada Alex yakalanır ve devletin yeni uyguladığı bir yöntemde denek olarak…devamıRoman, şiddet eğilimli bir genç olan Alex’in hikayesini anlatır. Alex ve çetesi geceleri sokaklarda dolaşarak rastgele insanlara saldırarak onları soyan, bazen sadece zevk için yapan mazoşist insanlardır. Ancak bir noktada Alex yakalanır ve devletin yeni uyguladığı bir yöntemde denek olarak kullanılır. Burada asıl mesele, bir insanı zorla iyi yapmanın ne kadar ahlaki olduğudur. İnsanı zorla iyi yapmak, onu gerçekten iyi yapar mı?
Yazar, iyi ya da kötü olmayı bireyin özgür iradesine bırakmanın önemini vurgular. Çünkü insanın iyi veya kötü olma hakkı elinden alındığında, o artık “insan” değildir.
“İyilik içten gelir. İyilik bir seçimdir. Bir insan seçemezse, insanlıktan çıkar..”
Mecburiyet, savaş sırasında İsviçre’ye kaçan Avusturyalı bir ressam olan Ferdinand’ın yaşadıklarını konu alır. Ferdinand, karısıyla birlikte savaş dışı kalmayı tercih etmiş, ancak yeniden askerlik hizmeti için çağırıldığında kendi iç çatışması başlamıştır. Karısının da üzerine gelmesiyle iyice işleri karıştıran Ferdinand’ın bu…devamıMecburiyet, savaş sırasında İsviçre’ye kaçan Avusturyalı bir ressam olan Ferdinand’ın yaşadıklarını konu alır. Ferdinand, karısıyla birlikte savaş dışı kalmayı tercih etmiş, ancak yeniden askerlik hizmeti için çağırıldığında kendi iç çatışması başlamıştır. Karısının da üzerine gelmesiyle iyice işleri karıştıran Ferdinand’ın bu iç çatışması -vatana karşı olan görev, borçlu olma duygusu mu, yoksa bireysel vicdan mı?- kitap boyunca çarpıcı şekilde işlenir.
Stefan Zweig bu eserinde bize dünyalı ve savaş karşıtı kimliğini çok net bir şekilde yansıtır. Sadece savaş dönemlerine değil, günümüzdeki zorunlu askerliği, vicdani ret hakkını da tartışır.
Kısa olması sebebiyle de bir oturuşta okuyabileceğiniz güzel bir eserdir kendisi..
Çocukluğumun (şu an da öyle) en sevdiğim dizisidir kendisi.. Dizinin isminin regular show olması da bir absürtlük. Dizi temel olarak iki ana karakter olan ve parkta çalışan iki en yakın arkadaş Mordecai ve Rigby’nin gayet normal başlayıp sonrasında sıradanlaşan absürt…devamıÇocukluğumun (şu an da öyle) en sevdiğim dizisidir kendisi.. Dizinin isminin regular show olması da bir absürtlük. Dizi temel olarak iki ana karakter olan ve parkta çalışan iki en yakın arkadaş Mordecai ve Rigby’nin gayet normal başlayıp sonrasında sıradanlaşan absürt maceralarını işliyor. Dizideki çoğu sahne büyüyünce anlamlı gelmeye başlıyor ve aslında bir çocuk dizisi olmadığını anlıyoruz.. Mordecai’ın aşk hayatı, işlenen dostluk temaları gibi şeyler bunları bize gösteriyor. Hala arada açıp bir kaç bölüm izlerim ve kafamı çok güzel dağıtır. Her ne kadar son sezonundan nefret etsem de benim için her zaman efsanedir ve öyle kalacaktır..