Selam ülkemizde halihazırda bir şekilde cinayete kurban gitmemiş kadınlar... kocası veyahut sevgilisi tarafından fiziksel veyahut psikolojik şiddete maruz kalmamış kadınlar... tacize veyahut tecavüze uğramamış kadınlar...okulda işte sokakta parkta herhangi bir ortamda erkek muhabbetlerinin konusu olmak suretiyle cinsiyetçi şakalara maruz kalmamış…devamıSelam ülkemizde halihazırda bir şekilde cinayete kurban gitmemiş kadınlar... kocası veyahut sevgilisi tarafından fiziksel veyahut psikolojik şiddete maruz kalmamış kadınlar... tacize veyahut tecavüze uğramamış kadınlar...okulda işte sokakta parkta herhangi bir ortamda erkek muhabbetlerinin konusu olmak suretiyle cinsiyetçi şakalara maruz kalmamış kadınlar...ve size de selam toplumsal değer yargılarıyla hunharca yargılanmak suretiyle kişilikleri erimediği için dünyada ne olup bittiğinin farkına varabilen hayatı anlamlandırabilen geçip giden zaman içinde hayal kurmayı unutmak ve rutinlerin içerisinde sessizce ömürlerini tüketmek zorunda kalmamış kadınlar...
selam hepinize...ki kaç kişi kaldınız pek emin değilim...lakin saman altından suyun sümen altından suçun eksik olmadığı bir ülkede halihazırda yaşıyor olmanız bile bir başarıdır...çünkü halihazırda herhangi bir dallama tarafından(bkz.dallama:kütük odun kalas kereste grubunun genel adı.)herhangi bir nedenden dolayı herhangi bir şekilde öldürülebiliyorsunuz...ve bu durum gündemi aptal bir uygulamada aptal bir müzik eşliğinde yapılan aptal kurgu ve danslardan veyahut politikacıların içi boş sayıklamalarından ya da tüketim meraklısı içerik üreticilerinin sığ beyinlerinden çıkma konseptlerden ve samimiyet vaad eden ürün tanıtımlarından daha az işgal edebilme potansiyeline sahip olduğu için pek duyarlılık elde edemeyeceğimiz aşikar...duyarlılık elde edemediğimiz her durumda biraz daha duyarsızlaşacağımız gerçeği hesaba katıldığında cadı avlarına çıkacağımız kız çocuklarını diri diri toprağa gömeceğimiz ve kadınların insan olup olmadığını tartışacağımız ve böyle giderse muhtemelen insan olmadığına kanaat getireceğimiz günler yakındır...ki ülkedeki kadınların çoğu dedikodu gruplarında herhangi biri hakkında konuşulmadık herhangi bir şey bırakmamak adına harcadıkları mesaiyi ve muhtelif sosyal medya uygulamalarında sözüm ona güzel çıktığı bir fotoğraf bulmak için saatlerce uğraşıp çektiği bir kaç kare fotoğrafa bilmem kaç bin tane filtre deneyip yıldız boncuk bok püsür eklemek için hiç ettikleri zamanı kendi hemcinslerinin sesi olmak hak ve özgürlükleri adına mücadele etmek için harcayamadıklarından...veya alışveriş sitelerinde gezmek ve kendisine sekizinci çift ayakkabıyı filan almak için kendilerinde buldukları muazzam motivasyonu kendi hemcinslerinin meselelerine karşı bulamadıkları için bu durumlara karşı en az toplumun geneli kadar duyarsız kalmayı başarabiliyor olmalarından kaynaklı olarak sanıyorum bi tık sürecimiz hızlanabilir...
Neyse umarım dallamalıkta çığır açan insanlıktan nasibini almamış hemcinslerim bir roketle uzay boşluğuna fırlatılırlar veyahut herhangi bir zaman makinesine atlayıp 13 14 milyar yıl kadar geriye gitmek suretiyle yok olurlar (ki eminim kütle çekim kuvveti bile daha az çekiyordur bunları...atom altı parçacıklarına kadar rezildir bu herifler kuarkları bile beş para etmezdirler...)ve kadın cinayetlerinin yerini ne bileyim uyuşturucu satıcılarının birbirlerini taradığı iflah olmaz suç makinalarının birbirlerinin kellesini uçurduğu kaçakçıların birbirlerinin kaçak çaylarına zehir katmak suretiyle cartayı çektiği kanun kaçaklarının kalp kapakçıklarının çapaklanarak babacan bir bacanakla kaçamak bir çakmaktan kaçıp bıçaklandığı ve pezevenklerin zevkleri olan bir zevzekle veznede gezerken sezilip sessizce ezilerek büzüldüğü ne kimin dönüp baktığı ne kimin üzüldüğü normal cinayetler alır...(cümlenin son kısmı aslında yoktur...ya halüsünasyon görüyorsunuzdur... ya da irrelevante kendini tutamamayıp mizahın karasından bir tutam serpiştirmiştir...yoksa cinayet cinayettir ölen ne olursa olsun insandır...)
Filmimize gelecek olursak...
Yine nasıl bir kafa yaşadığını anlayamadığımız bir dallama...bir kadını kaçırıp yedi yıl boyunca sadece tavanında küçük bir penceresi olan dışarıyla her türlü bağlantıyı kesecek her türlü yalıtımı mevcut bir göz odaya hapsediyor...her hafta düzenli olarak ziyaret edip kadına defalarca tecavüz ediyor ve zorunlu ihtiyaçlarını bırakıp gidiyor...daha sonra tecavüzcüsünden hamile kalan kadın 5 yıl boyunca o tek göz lanet odada o çocuğu büyütüyor...filmi işte o 5 yaşındaki çocuğun gözünden izliyoruz...dünyası annesinin(muhtemelen dünyanın en güçlü kadını) anlattığı kadarıyla tek göz odadan ibaret olan bir çocuğun gözünden...
Bunun yanında filmimiz bir kitaptan sinemaya aktarılmış...kitabın yazarı ise kitabı gerçek bir olaydan esinlenerek yazıyor...ve gerçek hayattaki olayımız...2009’da ortaya çıkan Fritzl davası... Avusturya’da bir baba, kızını evlerinin bodrumuna kapatıp 24 yıl tecavüz etmiş ve 7 çocuğu olmuş...
Evet sayın okur sanıyorum kanınız dondu...
Normalde gerçek dünyayı egzajere ederek daha da dramatikleştirmek suretiyle edebiyata ya da sinemaya aktaran sektörümüzün şöyle bir filmle bile gerçek dünyadan daha iyimser daha naif kalması sanıyorum bu konunun ciddiyetini biraz olsun gözler önüne serebiliyordur...
Velhasıl bu filmi herkese önermekle beraber...eğer hala saçınızı maviye mora filan boyayıp temsil kabiliyetinden yoksun söylemlerinizle orda burda saçma sapan polemikler oluşturarak bir değere sahip çıkmanın bir değere sahip olmak olduğunu zannediyorsanız...halk içinde muteber bir meslek ya da mevkide bulunmanıza rağmen samimi bulduğunuz hemcinslerinizle sosyal çevrenizdeki metalaştırdığınız kadınlar üzerinden kaş göz yapmak ve fısıldaşmak suretiyle cinsel içerikli muhabbetlere girmekten çekinmiyorsanız... ve bütün bu anlatılanlara rağmen 5 dk sonra hala aklınız bilmem ne sitesindeki bilmem ne indiriminden alacağınız o lanet olası sekizinci çift ayakkabıdaysa...
bu film sizlik olmayabilir...