Spoiler içeriyor
Filmin son sahnelerinde "daha önce o kadar karşıma çıkmasına rağmen neden izlemedim?" diye, filmi bitirip biraz zaman geçirdikten sonra "ben ne izledim?" diye sorguladım. Yanlış anlamayın bu, "ben ne izledim?" cümlesini, sadece çok farklı bir film izlediğimi düşündüm ve biraz…devamıFilmin son sahnelerinde "daha önce o kadar karşıma çıkmasına rağmen neden izlemedim?" diye, filmi bitirip biraz zaman geçirdikten sonra "ben ne izledim?" diye sorguladım. Yanlış anlamayın bu, "ben ne izledim?" cümlesini, sadece çok farklı bir film izlediğimi düşündüm ve biraz araştırmak istedim. Bazıları "boş" yaftası yapıştırmış filme. Ne acı insanların izlediğini tam anlamıyla anlayamayıp boş demesi. Yargılamıyorum kimseyi lakin "boş" ile tabir edilecek bir film de değil. Tam olarak neyi boş? Eleştirdiği konu mu? İçerik mi? Oyuncular mı? Senaryo mu? Cevabını düşündüm ve ben bulamadım.
Hangisi daha zordur? Deli olmak mı? Akıllı rolü yapmak mı? Bir çoğumuz alt benliğimizdeki düşünceleri içimizde saklamaz mıyız toplumdan dışlanmamak adına... Onlar gibi görünür, onlar gibi düşünürüz. Fakat içimizde bambaşka bir biz vardır. Bu akıllı insan rolüne o kadar kendimizi kaptırırız ki içimizdeki o çılgın ama zararsız deliyi öldürürüz, ya da onu beynimizin hapishanesine hapsederiz. Kendi benliğini serbest bırakan insanlar mıdır asıl oraya kapatılması gereken yoksa onları bu duruma sürükleyenler midir? Uzman değilim bu konularda uzun uzun konuşup uzun uzun bilgiler veremem yalnız kendi düşüncelerimi ve araştırmalarımı aktarabilirim. Adını bilmediğim -unuttuğum- bir psikolog vardı, şey diyordu bir sözünde; "Bize.gerçek hastalar gelmez, gerçek hastaların hasta ettikleri gelir." Tam da bu noktada filme geri döneceğim. Filme baktığımızda bunun ne denli doğru olduğunu anlıyoruz. Dışarıdaki sistemi görmeye ya da bilmeye gerek yok bunu farketmek için. Filmdeki hemşire ya da doktorlara baktığımızda bunu kolayca anlayabiliriz, bu insanları topluma kazandırmak dışlanmalarını önlemek için çalışacaklarına onları toplumdan daha fazla kısıtlıyorlar. Belki fikirlerini engelleyerek, belki düşünmelerine karşı çıkarak, en kötüsü de türlü işkencelerle... Maalesef bunu yapıyorlar, o akıl hastası yaftası koyduğumuz toplumdan dışladığımız insanları toplumdan biraz daha uzaklaştırıyorlar. Şahan Gökbakar'ın Gen filminde de sistem böyleydi, hastalar toplumdan uzaklaştırılıyordu. Tüm akıl hastanesi filmlerinde düzen böyleyse gerçekte nasıl merak ediyorum. Bunlar sadece bir kurmaca mı? Yoksa gerçeğin bir yansıması mı?
.Film hakkında araştırma yaparken aslında ilk değindiğim konu ismi olmuştu, dikkatimi çekti ve guguk kuşları hakkında kısa bir araştırma yaptım. Uzun uzun değinmeyeceğim buna yeterince uzun yazdım zaten, sadece guguk kuşlarının yumurtalarını başka bir kuşun yuvasına bıraktığını söyleyeceğim. Murphy bu filmin guguk kuşuydu, ait olmadığı yerde büyüyecek ya sisteme karşı çıkacaktı, ya onlar gibi olacaktı ya da ölecekti. Deli numarası (!) yaparak geldiği bu akıl hastanesinde özgür ruhunu da içeri soktu, o duvarların arkasında bırakmadı onu. Çünkü Murphy'i Murphy yapan o özgür ruhudur zannımca.
Muhteşem bir finali vardı, bunlarca kuşun arasından illaki biri açık pencere görüp kanat çırpacaktı, ve o yalnız başına çıkmadı o pencereden dostunu da aklıyla kalbiyle yanında götürdü.
Dram...Komedi... Bu filmin baş kahramanları. Sistemi, toplumu eleştiren her film biraz dram biraz komedi barındırmaz mı zaten? Hem ağlarız halimize, hem de güleriz ağlanacak halimize...
Her şeyiyle bir baş yapıttı. Senaryosu, kurgusu, sağlam diyalogları ve en önemlisi oyunculuklarıyla... O kadar iyi yapmışlar ki numaralarını. Kim bilir belki de rol yapmadı hiç biri. En başta da dediğim gibi bu film sayesinde içlerinde sakladıkları o çılgın deliyi çıkardılar. Ve bunu da en iyi Jack Nicholson yaptı. İzleyin, birilerinin izlemesine vesile olun. Bu kadar güzel bir dille eleştiri yapan bir filmi göz ardı etmeyin.