Spoiler içeriyor
Agatha Christie en sevdiğim polisiye/gizem yazarıdır çoğu kitabını bir solukta okutturur, pale horse Agatha'nın aynı adıyla diziye uyarlanan kitaplarından biri. Ne yazık ki ben kitabını okumadım eksikliğini de çekiyorum. 2 bölümlük bir mini dizi birer saatten oluşuyor, hemen hemen film…devamıAgatha Christie en sevdiğim polisiye/gizem yazarıdır çoğu kitabını bir solukta okutturur, pale horse Agatha'nın aynı adıyla diziye uyarlanan kitaplarından biri. Ne yazık ki ben kitabını okumadım eksikliğini de çekiyorum.
2 bölümlük bir mini dizi birer saatten oluşuyor, hemen hemen film izlemiş gibi hissettim. Akış yavaş ama öyle etkisi altına alıyor ki, o yavaş adımlar ağır geçişler gözüme hiç batmadı aksine gerilimin dozunu yükseltti. Yer yer korktuğumu da ekleyeyim, korku filmi izleyebilen biri değilim pencere çarpsa ürperirim o yüzden korku seviyesini derecelendirmem doğru olmaz, sadece gerici olduğunu bilerek izleyin.
Dikkat spoiler!
Pata küte gireceğim başka türlüsü bu dizi için mümkün değil. Kitabını okumamanın eksikliğini hissettim demiştim çünkü bazı olayları hala zemine oturtamadım. Delphine'nin ölümünden sorumlu olanın kim olduğu gayet açık ama bunlar yer yer sanrı gibi de gösterilmiş bunun temellendirmesi nedir bilen varsa beni aydınlatsın lütfen.
Mark'ın "delirdiğimi sandım" dediği sahne en sevdiğim sahne oldu. 3 cadının "ya biz aslında sadece çay ve el falı bakan üç kadınsak?" sorusuna öyle emin bir şekilde "hayır sizin özel güçleriniz var" diyor ki başta bilimi çok net bir şekilde savunan rasyonel bir adamın bile gizlediği suçtan nasıl bilinmeyene, daha doğrusu hurafeye sığındığını görüyoruz. İnsanlar açıklayamadıkları, kaçtıkları, bilmek istemedikleri durumlarda, özellikle de suçlayacak birini aradıklarında bu gibi şarlatanca inançlara gerçekten de yaklaşabiliyor. Belki kaçış, bilmemenin rahatlığına sığınmaktır.
İnancın gerçekle insanın arasına nasıl incecik ama opak bir perde indirdiğini göstermesi bakımından dizi çok başarılı olmuş. Kitap kıyasını okuduktan sonra tekrar yaparım şimdilik görüşüm bu yönde.
Mark'ın delphine'den sürekli hüzünle büyük bir kayıpmış gibi bahsettiğini ona olan aşkını delphine'nin her sahnesinde gördük. Gerçekte delphine' i öldürdüğünü bilmesine rağmen nasıl böyle ustalıkla böyle yalan söyleyebilir değil mi? Değil. Bunun açıklaması yalanla değil yine inançla yapılır. Suçunu öyle kendine yakıştıramayan öyle inkarcı bir Mark var ki tam tersinin yani delphine'nin onun büyük aşkı büyük kaybı olduğuna inanmış. Söyledikleri kesinlikle yalan değil buna gerçekten inanıyor ta ki cadıların yanına gidip gerçekleri kabullenene kadar. Cadılar en yakın zamanda psikoloji alanında çalışmalı çünkü Mark'a yaptıkları (uygulanıştan bağımsız) enikonu regresyon seansının etkisine uyuyor. Geçmiş anılar düzenlenerek geri geliyor. Yüzleşme sağlanıyor.
Son olarak anlamadığım bir konu var onu yazayım, kitabı okuyan veya fikri olan varsa bana da anlatın lütfen. Hermia'nın suçsuz olduğunu düşünüyordum ta ki son sahneye kadar. Neden hastanede üç cadıyı görüp Mark'a ne olacağını sordu. Bunun açıklaması nedir? Hermia'nın yerini bir türlü konumlandıramıyorum.