"Bu kitap bir şeyleri umursamakla ilgilidir. Kitaplara yazılmış bir aşk mektubudur." Bu kitap gerçekten çok iyi! Normalde çoğu bilim kurgu kitabını okurken anlamak için çaba sarf ettiğim kısımlar olur fakat bunda öyle bir şey yaşamadım çok akıcı ve sıkmıyor. Okurken…devamı"Bu kitap bir şeyleri umursamakla ilgilidir. Kitaplara yazılmış bir aşk mektubudur."
Bu kitap gerçekten çok iyi! Normalde çoğu bilim kurgu kitabını okurken anlamak için çaba sarf ettiğim kısımlar olur fakat bunda öyle bir şey yaşamadım çok akıcı ve sıkmıyor. Okurken "gelecekte böyle bir şey olmasın lütfen Allah'ım" diye içimden istemsizce çok dua ettim :) Keşke devamı da olsaydı. :') Ayrıca kitabın sonunda yazarın anlattıkları ve bu kitabın çıkış hikâyesi beni çok şaşırttı ve etkiledi.
📚Kitap 1950 yıllarında yazılmış geleceği anlatan bir bilim kurgu kitabı. Gelecekte evler yanmadığı için itfaiyeciler yangın söndürmek yerine kitapları yakıyorlar. Bu itfaiyecilerden biri olan Montag kendi halinde işini seven biri iken hayatına giren bir kaç kişi neticesinde hayatında mutlu olup olmadığını düşünüyor ve hayatını sorgulamaya başlıyor. Daha sonra kitapların neden yakıldığını neden kimsenin okumadığını anlamaya çalışmasıyla devam ediyor...
ALTINI ÇİZDİKLERİM ✍️
•Bazen yazarlar henüz var olmayan bir dünya üstüne yazar.
•Birileri size bir öykünün neyle ilgili olduğunu söylerse, muhtemelen haklıdırlar. Öykünün yalnızca bununla ilgili olduğunu söylerlerse, kesinlikle yanılıyorlardır.
•Eskiden kimin evde olduğunu ışıklarının açık olmasından anlayabilirdiniz; şimdiyse ışıklarının kapalı olmasından anlaşılıyor.
•İnsan kendi ışığını ona yansıtan kaç kişi tanırdı ki? İnsanlar daha çok meşaleye benzerdi, bir esintiyle sönene dek yanarlardı.
•Aslında şimdi düşünüyorum da gecenin köründe sokakta beni bekler gibiydi sanki.
•Montag mutlu değildi. Mutlu değildi. Bu sözcükleri kendine söyledi... Mutluluğunu maske gibi takıyordu.
•Sayımız çok fazla, milyarlarcayız ve bu çok fazla. Kimse kimseyi tanımıyor.
•Kimsenin kimseye ayıracak vakti yok artık.
•"Asosyalmişim, öyle diyorlar. Kaynaşamıyormuşum. Öyle tuhaf ki. Aslında çok sosyalimdir. Sosyalden ne kastettiğine bağlı tamamen, değil mi? Bana göre sosyal olmak, seninle böyle şeyler hakkında konuşmak ve dünyanın ne tuhaf olduğundan bahsetmek. İnsanlarla olmak güzel. Ama bir grup insanı bir araya getirip de konuşmalarına izin vermemek sosyallik değil bence.
•Bugünlerde insanların birbirini nasıl incittiğini fark ediyor musun?
•"İnsanlar hiçbir şeyden bahsetmiyor."
"Ah, bir şeylerden bahsediyorlardır mutlaka!"
"Hayır, hiçbir şeyden bahsetmiyorlar. Genellikle bir sürü araba veya giysi markası ya da yüzme havuzu firması sayıp, ne güzel diyorlar! Ama hepsi aynı şeyleri söylüyor ve kimse kimseden farklı bir şey söylemiyor."
•İkindi gün ışığında, zaman uykuya daldı.
•İnsanın içi nasıl bu kadar boşalabiliyor? İçini kim boşaltıyor?
•Bir kadının yanan bir evde kalmasına yol açtıklarına göre, kitaplarda bir şeyler olmalı... Hayal edemeyeceğimiz bir şeyler; orada bir şeyler olmalı. İnsan bir hiç uğruna kalmaz.
•Mesele ölen kadın değil sadece. Dün gece, son on yılda kullandığım onca keroseni düşündüm. Kitapları da düşündüm. Ve o kitapların her birinin ardında bir insan olduğunu ilk kez farkettim.
•Bir insanın etrafındaki dünyaya ve hayata bakarak bazı düşüncelerini yazıya dökmesi belki bir ömür sürdü; sonra ben geldim ve iki dakikada bam! Her şey bitti.
•"Beni rahat bırak," dedi Mildred. "Ben bir şey yapmadım."
"Seni rahat mı bırakayım! Bu çok güzel, ama kendimi nasıl rahat bırakabilirim peki? Rahat bırakılmamıza gerek yok. Aslında arada sırada rahatsız edilmemiz gerek. En son ne zaman gerçekten rahatsız oldun? Önemli bir konuda, gerçek bir konuda?"
•Hayalinde canlanır. Atlara, köpeklere, el arabalarına sahip on dokuzuncu yüzyıl insanı... ağır çekim.
•İnsan bilmediği şeyden korkar hep.
•Başlamakla başlayacağız sanırım.
•Bir arkadaşlığın tam olarak hangi anda kurulduğunu bilemeyiz. Nasıl bir kap damla damla dolarken, son bir damla kabı taşırıyorsa; aynı şekilde, bir dizi iyilik arasından en az biri kalbi doldurup taşırır.
•Belki kitaplar bizi mağaradan biraz çıkarabilir. Belki hep aynı, lanet olası, çılgınca hataları yapmaktan alıkoyabilirler bizi!
•Kitapların Hindistancevizi veya yabancı bir diyardan gelen bir baharat gibi koktuğunu biliyor musun? Küçükken onları koklamaya bayılırdım. Tanrım, bir zamanlar öyle çok güzel kitaplar vardı ki... biz onları bırakmadan önce.
•Kitaplar unutmaktan korktuğumuz bir sürü şeyi depoladığımız kapıların bir türüydü yalnızca. Hiç sihirli bir tarafları yok. Sihir sadece kitapların söylediklerinde, evrenin parçalarını nasıl dikerek bizim için giysi haline getirdiklerinde.
•İyi yazarlar hayata sık sık dokunur. Vasatlarsa elini hayatın üstünden çabucak geçirir. Kötüler hayata tecavüz eder ve onu sineklere bırakır.
•Kitaplardan bu kadar nefret edilmesinin ve korkulmasının sebebini şimdi anlıyor musun? Onlar hayatın yüzündeki gözenekleri gösterir.
•Kitaplar mantıkla alt edilebilir. Ama onca bilgime ve şüpheciliğime karşın, o inanılmaz oturma odalarında bulunan ve onların parçası olan, tam renkli, üç boyutlu, yüz kişilik bir senfoni orkestrasıyla tartışmayı asla başaramadım.
•"Ben kitaplar bulabilirim..."
"Riske giriyorsun."
"Ölmenin güzel tarafı bu; kaybedecek bir şeyin olmayınca, istediğin riske girebiliyorsun."
•Kitaplar aptal, salak olduğumuzu bize hatırlatmak için var.
•Çoğumuz ortalıkta koşturup herkesle konuşamayız, dünyanın bütün şehirlerini tanıyamayız; zamanımız, paramız veya o kadar çok arkadaşımız yoktur. Senin aradığın şeyler dünyada Montag, ama sıradan insan onların yüzde doksan dokuzunu ancak bir kitapta görebilir.
•"Artık umursamıyor musun yani?"
"Öyle çok umursuyorum ki hasta oldum."
•İnsanlar neden insanlara acı vermek istiyor? Dünyada yeterince acı yokmuş gibi.
•"Bilgi kaba kuvvetin üstesinden gelmeye yeter de artar bile!"
•Bir insan kaç kez dibe vurup da yaşamayı sürdürebilir? Nefes alamıyorum.
•Dışımız serseri, içimiz kütüphane.
•"Herkes ölünce ardında bir şeyler bırakmalı, derdi dedem. Bir çocuk, bir kitap, bir tablo, inşa edilmiş bir ev veya duvar, yapılmış bir çift ayakkabı. Veya ekilmiş bir bahçe. Elinin bir şekilde dokunduğu bir şey, öldüğünde ruhunun gideceği bir yer olsun diye."