John Fitzgerald Kennedy... Amerika Birleşik Devletleri'nin 35. Başkanı. Ölümü suikast mi? Yoksa bir hükûmet darbesi mi? {•••} {•••} >••< {•••} {•••} (Uzun gönderi okumaya üşenenler için) Film, John F. Kennedy ölümü sonrası örtbas edilen gerçekleri ortaya çıkarmayı amaçlayan New…devamıJohn Fitzgerald Kennedy...
Amerika Birleşik Devletleri'nin 35. Başkanı. Ölümü suikast mi? Yoksa bir hükûmet darbesi mi?
{•••} {•••} >••< {•••} {•••}
(Uzun gönderi okumaya üşenenler için)
Film, John F. Kennedy ölümü sonrası örtbas edilen gerçekleri ortaya çıkarmayı amaçlayan New Orleans Bölge Savcısı Jim Garrison ve ekibini anlatıyor. Kennedy'nin ölümünün altında yatan sebepleri ve bunun sonuçlarını ele alıyor. Amerikan hükûmetinin böyle büyük bir olayı bile kılıfına uydurmuş olmasına inanamıyorum.
(Devamı üşenmeyenler için)
Mükemmel bir film bu, hatta belgesel, hatta aydınlanma çağı, hatta rönesans ve hatta reform...
Oliver Stone "bir şey söylemek istiyorum" demiş ve gerçekten bir şeyler söylemiş. Stone'un keskin üslûbu harikalar yaratmış filmde. Montajlar ne öyle ya? (Zaten en iyi sinematografi ve kurgu Oscar'ını almış.)
Bay X'in yani "esrarengiz adam"ın Washington'ın bir parkında Jim Garrison'a anlattıkları filmdeki en iyi sahnelerden biri.
Aynı şekilde filmdeki mahkeme sahnesinde Jim Garrison'ın savunması bir manifesto niteliğindeydi. Savunma metni öyle etkileyici, öyle dopdolu ki..
O mahkeme sahnesinde Jim Garrison (Kevin Costner) sesi titreyerek savunma yaparken benim de gözlerim doldu. (Hayır, bana ne oluyorsa..)
Gece gökyüzüne bakarken sayacağınız yıldız sayısından daha çok yıldız var bu filmde.
Kevin Costner, Kevin Bacon, Tommy Lee Jones, Laurie Metcalf, Gary Oldman, Michael Rooker, Jay O. Sanders, Sissy Spacek gibi... (Kevin Bacon'ı görünce 'oy oy yavrum sen büyüdünde güzel güzel filmlerde mi oynadın kurban olsun Ela teyzen sana' diyesim geliyor.. Onun oynadığı ilk film, benim onun oyunculuğunu gördüğüm ilk film olmasından kaynaklanıyor sanırım.)
Herkes tarafından tartışılan bu ölümün yanında, Amerika Birleşik Devletleri için savaşmanın gerçek anlamının (para, para, para...) çok güzel ortaya döküldüğü bir film.
Zirâ filmde Kennedy'nin ortadan kaldırılmasının yani öldürülmesinin sebebi olarak Kennedy'nin savaş karşıtı kararları gösterilmektedir ki bu da silah sanayisinden gelecek milyarlarca doların önüne kocaman bir kaya koymaktır. Bu yüzden Kennedy'nin ölümü bir cinayetten çok CIA'in yaptığı bir darbedir.
Onun yerine geçen başkan yardımcısı Lyndon Johnson, Kennedy'nin imzalamadığı bütün kararları takır takır imzalamış bu sayede Vietnam Savaşı başlamış ve Amerika'nın menfaatleri yine korunmuş (?) olur.
Filmdeki ilginç bir detay da halk arasında savaş istemiyor diye Kennedy'den nefret eden manyak Amerikalılardan birisi "Beyaz Saray'da bu İrlandalı, yumuşak komünist dostu yerine bir Texaslı olması gerek." diyordu. Amerika'yı Vietnam Savaşına sokan, Kennedy'nin öldüğü gün yerine geçen başkan yardımcısı Lyndon Johnson nereli dersiniz?..
(Aşağıdaki paragraf filmden bir sahnedir. Jim Garrison'ın mahkeme günü yaptığı konuşmanın bir kısmıdır. Okumak sizlere kalmış...)
"Kimsesizler mezarlığına gömülmüş Lee Harwey Oswald için kim üzülür ki?
Kimse.
Oswald hakkında yanlış beyanlar ve basına sızan bilgiler dünyaya yayılır. Resmi efsane yaratılmıştır. Basın da bunu devam ettirir. Resmi yalanların yaldızı ve JFK'in cenazesinin destansı ihtişamı hepimizin gözlerini bağlar ve akıllarımızı karıştırır. Hitler şöyle demişti "Yalan ne kadar büyük olursa, insanlar da o kadar kolay inanır."
İlgi çekmek isteyen ve başkanı öldürerek muradına eren Lee H. Oswald, bu deli ve yalnız adam uzun bir kurbanlar zincirinin ilk halkasıydı.
Bunun ardından Bobby Kennedy, Martin Luther King gibi değişime ve barışa bağlılıkları yüzünden savaş tutkunlarının cephe aldığı insanlar da peş peşe yine böyle yalnız ve deli adamlar tarafından öldürülecekti.
Cinayeti, bir delinin anlamsız eylemi gibi göstererek her suçtan sıyrılan kişiler.
Hepimiz ülkemizin Hamlet'leri olduk. Katledilen önderimizin, babamızın çocuklarıyız. Onun katilleri ise tahtı ele geçirmiş. John F. Kennedy'nin hayaleti, bizi Amerikan rüyasının ortasındaki gizli cinayetle yüzleşmeye davet ediyor. Dehşet verici soruları bize dayatıyor:
Anayasamızın ilkeleri nedir?
Hayatlarımızın değeri nedir?
Adalet kılını bile kıpırdatmazken bir başkanın şüpheli bir şekilde bir cinayete kurban gidebildiği bir demokrasinin geleceği nedir?
Kalp krizi, intihar, kanser, uyuşturucu koması kisvesi altında daha kaç siyasi cinayet işlenecek?
İç yüzleri ortaya çıkmadan daha kaç uçak ve araba kazası olacak? (Uğur Mumcu..)
"Hıyanetten gelmez hayır." demiş bir İngiliz şair. "Nedeni var elbet. Çünkü gelirse hayır, hiç adı olur mu hıyanet?"
Amerikan halkı daha Zapruder filmini görmedi. Amerikan halkı daha hakiki röntgenleri ve otopsi fotoğraflarını görmedi. Neden?
Yüzlerce belge bu komployu kanıtlamaya yardımcı olabilir. Neden bunlar hükûmet tarafından saklanıyor ya da yakılıyor? Benim bürom ya da siz sıradan insanlar bu soruları sorup kanıt istediğimizde yukarıdan gelen cevap hep aynı:
Ulusal güvenlik.
Önderlerimizden yoksun bırakılıyorsak bu nasıl bir ulusal güvenliktir? Sorarım size, nasıl bir ulusal güvenlik halkın temel gücünü elinden alıp Amerika'da bir devlet içinde devletin üstünlüğünü tanır? Ulusal güvenlikten anlaşılan buysa gerçekte ne olduğu her haliyle ayan beyan ortada. Adını koyabilirsiniz: Faşizm!
İddia ediyorum ki, 22 Kasım 1963'te olanlar bir hükûmet darbesiydi. Doğurduğu en dolaysız ve trajik sonuç da Kennedy'nin Vietnam'dan çekilme kararının tersine döndürülmesi olmuştur.
Savaş, Amerika'daki en kârlı iştir. Yılda 80 milyar dolar getirir. Başkan Kennedy, devletimizin üst düzeyinde planlanan Pentagon ve CIA'in gizli operasyon merkezlerindeki fanatik ve disiplinli soğuk savaş uzmanlarınca uygulanan büyük bir komploya kurban gitmiştir. Burada bulunan Clay Shaw da komplocular arasındadır. Bu ortalık yerde uygulanan bir infazdı ve Dallas Polisindeki, Gizli Servisteki, FBI'daki ve Beyaz Saray'daki benzer kafada insanlar tarafından örtbas edildi. Bu iş, olaydan sonra suç ortağı haline gelen J. Edgar Hoover'ı ve Lyndon Johnson'ı da kapsıyor. Suikast Başkan Johnson'ı geçici bir memur düzeyine indirgedi. Başkanın görevi mümkün olduğu kadar sık ulusun barış arzusundan söz etmekti. Oysa kendisi askeriyenin ve anlaşmalı şirketlerinin kongredeki ticari temsilcisi gibi davrandı.
Kimileri deli olduğumu söylüyor. "Gözü yüksekte olan Güneyli bir küstah" diyorlar. Paranoyak olup olmadığımı öğrenmenin basit bir yolu var. Suikastin en fazla yararını gören iki adamdan, eski başkan Johnson'dan ve yeni başkanınız Nixon'dan Lee Oswald ve Jack Ruby'yle ilgili 51 CIA belgesini göstermelerini isteyin. Fotokopisini alırken yok olan, Oswald'ın Rusya'daki etkinlikleriyle ilgili gizli CIA muhtırasını sorun. Bu belgeler size aittir. Halkın malıdır. Parasını sizler ödüyorsunuz. Ama devlet, sizi bu gerçekle yüzleşirse aşırı tepki gösterecek çocuklar olarak gördüğünden ya da belki de bu işe karışanları linç edeceğinizden bu belgeleri 75 yıl daha göremezsiniz.
Şu sırada 40 küsür yaşındayım. Yani o zaman sıyırmış olacağım yaşamak kaygısından. Ama 8 yaşındaki oğluma kendine iyi bakmasını söylüyorum ki 2038 yılında güzel bir eylül sabahı Ulusal Arşive gidip CIA ve FBI'nın bildiklerini öğrenebilsin.
Tarihi yine ileri atabilirler. Bu bir kuşak meselesi haline gelebilir. Babadan oğula geçen sorular. Ama günün birinde, bir yerlerde, birileri gerçeği öğrenebilir. Öğrensek iyi olur. Yoksa Bağımsızlık Bildirgesinde dendiği gibi eskisi işe yaramaz hale gelince kendimize yeni bir devlet kursak daha iyi. Şöyle biraz daha batıda.
Bir Amerikan natüralisti şöyle yazmış, "Bir vatansever, devletine karşı ülkesini savunmaya daima hazırlıklı olmalıdır."
Bugün sizin yerinizde olmak istemezdim. Düşüneceğiniz çok şey var. Halkın görmediği delilleri gördünüz. Eğer çocukluk günlerimize dönersek sanırım o zamanlar bu salondaki çoğumuz adaletin otomatik olarak geldiğini sanırdık. İyilik yaparsan iyilik bulacağını, iyinin kötüyü yeneceğini. Ama yaşlandıkça anlıyoruz ki, bunlar doğru değil. Tek tek bireyler adaleti uygulamak zorunda ve bu hiç de kolay değil. Çünkü gerçekler, iktidar için bir tehlike oluşturuyor. Ve insan, kendi hayatı pahasına iktidarla savaşmak zorunda kalıyor. S. M. Holland, Lee Bowers, Jean Hill, Willie O'Keefe gibi insanlar bu riski göze alarak tanıklık etmeyi kabul ettiler.
Şu elimdeki zarflarda ülkenin her yerinden gelen 8.000 dolar var. Ev kadınlarının, muslukçuların, araba satıcılarının, öğretmenlerin, harp malullerinin yolladığı bozuk paralar. Bunlar para gönderecek durumda olmayan ama gönderen insanlar. Taksi şoförlüğü yapan, hastanelerde çalışan, çocuklarını Vietnam'a uğurlayan insanlar.
Neden?
Çünkü önemsiyorlar. Çünkü gerçeği öğrenmek istiyorlar. Çünkü ülkelerini geri istiyorlar. Çünkü ülkemiz hâlâ bize ait, halkın inandığı şeyler uğruna mücadele edecek cesareti olduğu sürece. Gerçek, sahip olduğumuz en önemli değerdir. Çünkü hayatımızdan çıkarsa, devlet gerçeği örtbas ederse, bu insanlara saygı duyamazsak, o zaman burası doğduğum ve ölmek istediğim ülke değil demektir.
Tennyson şöyle yazmış: "İktidar ölen bir krala sırtını döner."
Kennedy için bundan daha doğru bir şey söylenemez. Onun öldürülmesi muhtemelen bu ülkenin tarihindeki en korkunç anlardan biriydi.
Biz yani halk, Clay Shaw hakkında hüküm vermek üzere burada bulunan jüri, devlet iktidarına karşı insanlığın umudunu temsil ediyoruz. Bu iskambil kulesinde ilk mahkumiyet kararını Clay Shaw'a karşı vererek görevinizi yerine getirirken ülkeniz sizin için ne yapabilir diye değil, siz ülkeniz için ne yapabilirsiniz diye sorun.
Ölen kralınızı aklınızdan çıkarmayın. Dünyaya gösterin...bu hâlâ "halkın, halk için halk tarafından yönetildiği" bir devlettir. Yaşadığınız sürece bundan daha önemli bir şey olmayacak.
Her şey size bağlı."
Bu sahneyi hiç üşenmeden yazdım. Herkesin okuması gereken bir konuşma. Filmde bu sahneyi izlerken o kadar farklı duygular hissettim ki.. Bir yandan müziklerin ve konuşmanın etkisiyle geriliyorum, diğer yandan Kevin abinin titreyen sesi ve damlayan göz yaşlarına dayanamayıp ağlıyorum.
Ha bu arada Kennedy'nin ölümü hakkındaki belgelerin tamamı 2029 yılında kamuoyuna sunulacak. Sanırım o işe karışanların tamamının ölmesini bekliyorlar..