2. Dünya Savaşı sonrası Nazi Almanya'sında hem Nazi partisi üyesi olan, hem de girişimci, sanayici olan Oscar Schindler'in 1200 Yahudi'yi işgalden kurtarışının hikayesini anlatan biyografi dram filmi. Diğer Yahudi soykırımı filmlerinden ayrılan özelliği soykırımın son dönemlerini, Yahudilerin bir şekilde toplumda…devamı2. Dünya Savaşı sonrası Nazi Almanya'sında hem Nazi partisi üyesi olan, hem de girişimci, sanayici olan Oscar Schindler'in 1200 Yahudi'yi işgalden kurtarışının hikayesini anlatan biyografi dram filmi.
Diğer Yahudi soykırımı filmlerinden ayrılan özelliği soykırımın son dönemlerini, Yahudilerin bir şekilde toplumda yer kazanmaya başlayıp, 1200 Yahudi'nin özgürlüklerine kavuşmasını anlatmasıdır. Hem diğer filmlere göre daha az dramatik, hem de daha çok etkileyici. Başlı başına sanatsal bir havası var. Sanat içinde bir dramatize... Sanat içinde bir özgürlük hikayesi.
Yahudi filmleri beni hep çok etkiler; insanların insan gibi değer görmemeleri, bir eşyadan farksız olmaları, kendi hayallerinin olmayıp sadece başkaları için çalışmaları karşı çıkınca yanlış yapınca ya da güçten düşünce acımadan bir kurşuna kurban edilmeleri... Hepsi de insani duygulara sahip olan herkesi üzen sahnelerdir, daha üzücü olan kısmı da bunların hayatın içinden olmasıdır.
Filmin süresi 3 saat 15 dakika. Yer yer yavaş ilerlese de çoğunlukla sıkmayan bir havada ilerliyor. Tabii kasvetli bir havası olduğunu da belirtmem gerekiyor.
Gelelim filmin çekimine. Siyah beyaz olmuş olması tam olarak yansıtıldığı döneme uygundu, eğer filmin yılına bilmesem 1993 demezdim. Çünkü her şeyiyle -dekorlar, karakterler, mekanlar ve en önemlisi siyah beyaz olmasıyla bir 1950'ler filmi gibiydi. Bu şekilde olması filmi daha anlamlı kılmış.
Filme dair etkilendiğim, ve merak ettiğim iki sahne oldu. İlki "kırmızı paltolu kız" sahnesiydi. Film bittikten sonra bu sahneyi, kurgu olup olmadığını araştırdım. Karşıma Roma Ligocka çıktı. Roma Ligocka Yahudi bir ailenin kızı. 1938 yılında Polonya'da dünyaya gelmiş, kendisi de savaşın esirlerinden ve savaştan en çok etkilenenlerden. Ligocka filmin galasına gittiğinde tamamen siyah beyaz olan bu filmde kırmızı paltosuyla dikkat çeken kızı görmüş ve "Bu benim! O kırmızı mantolu küçük kız benim!" demiş, ve geçmişine gömmeye çalıştığı acı anıları yeniden ortaya çıkmış. Roma'nın anlattığına göre o yıllarda annesi ile beraber toplama kampındaymış, üzerinde de dikkat çeken kırmızı bir paltosu varmış. Aslında Speilberg filminde çok kısa bir an bu küçük kıza yer verirken ne onun adını biliyormuş, ne de hikayesini. Ne de şuan ne yaptığını... Kadın daha sonra Speilberg'e sürpriz bir ziyarette bulunup onunla tanışmış. Şuan ressam ve yazar olan Roma Ligocka'nın "The Girl in the Red Coat" isimli bir kitabı da mevcut.
Diğer bir sahne ise filmin sonunda gösterilen mezara taş bırakma sahnesiydi. Bu geleneği de araştırmak istedim, aslında bir gelenek olduğu belliydi ama neden yapıldığını öğrenmek istedim. Çok bir şey bulamadım, kaynaklardan okuduğum kadarıyla bunun bir Yahudi geleneği olduğunu öğrendim. Mezarın üzerine bırakılan taş oranın ziyaret edildiğini ve gidenin unutulmadığını gösteriyormuş. Belki birinin dikkatini çeker de o kişi de ziyaret eder diye. Taşın çiçek gibi solmayacağını düşünürsek anlamlı bir gelenek.
Bunu araştırmadım fakat; filmde beni hepsinden çok etkileyen sahne Schindler'in "Bir kişiyi daha kurtarabilirdim." diye ağladığı sahne oldu. 1200 kişinin hayatını değiştirmiş, kurtaramadığı o bir kişi için ağlamıştı, böyle ağlaması beni çok duygulandırdı, filmin en içten, en dramatik belki de tek dramatik sahnesiydi. Oynamamış yaşamıştı, izlememiş yaşamıştım. Hem yaşatmış, hem de yaşatmıştı. Film gerek kurgusu, gerek senaryosu her şeyi ile muazzam bir başyapıt. En iyi özelliği de çekildiği dönemi başarılı bir şekilde yansıtmaları olmuş.