İzlediğim ilk Kazakistan filmi olan Shal, 2012 yapımı Ermek Tursunov filmidir. Shal kelimesinin Kazak anlamına baktığımız zaman "ihtiyar adam, yaşlı, bunak" olduğunu görebiliriz. Buradan da anlıyoruz ki filmin başrolünde ihtiyar bir adam yer alıyor. Bu ihtiyar adam (Erbulat Toguzakov), masal…devamıİzlediğim ilk Kazakistan filmi olan Shal, 2012 yapımı Ermek Tursunov filmidir. Shal kelimesinin Kazak anlamına baktığımız zaman "ihtiyar adam, yaşlı, bunak" olduğunu görebiliriz. Buradan da anlıyoruz ki filmin başrolünde ihtiyar bir adam yer alıyor. Bu ihtiyar adam (Erbulat Toguzakov), masal gibi bembeyaz karla kaplı uçsuz bucaksız Kazakistan sırtlarında doğa ile bir ölüm kalım savaşı vermektedir.
Amansız bir kış... İhtiyar bir hikâye...
Bir belgesel gibi doğal. Öyle doğal ki kendi dedemiz gibi görüyoruz seviyoruz bu ihtiyar adamı. Gelini ve torunu ile birlikte sessiz sakin uzakta bir hayat yaşayan, futbola hayran olan çok seven hatta her koyununa bir futbolcunun ismini veren
ihtiyar adam, Kazakistan'ın küçük bir köyünde çobanlık yapan avcunun içi gibi bildiği topraklarda koyunlarını otlatmaya çıktığı bir vakit şiddetli kar fırtınasına yakalanır. Kurtlar bir yanını sararken öbür yandan çevresi sis ile kaplanmış ve kendisinin koyun sürüsü ile baş başa kalmıştır. İliklerine kadar işleyen soğuk ile ihtiyar adam bu doğa mücadelesinde olabildiğince ıssız ve yalnızdır. İhtiyar adama bu kader yolculuğunda kurt sürüsü, açlık, susuzluk, doğanın zor şartları, ona eşlik etmiştir. Doğanın koşulları zorlaştıkça ihtiyar adam sürüsünü bir bir feda etmeye başlar...
Filmi izlerken görüyoruz ki yönetmenimiz Tursunov anlatmaktan çok göstermeye dayalı bir izlenim ortaya koymuş. Görsel öğeleri ustalıkla ve titizlikle işlemiş. Hele ki ihtiyar adamın ana kurt ile baş başa kaldığı birbirlerine baktıkları o sahne yok mu? Bakışların dili varmış diyor insan. İnsanın hayatta kalma dürtüsünde ne derece vahşi bir kimliğe bürünebileceğini, doğa ile olan yüzleşmesini hayatta kalmak için ihtiyar adamın gözünü ne denli karartabileceğini görüyoruz işte bu sahnede. İnsan-Doğa ilişkisinde gelinen son nokta.
Buradaki söz konusu nedir peki? Tabii ki doğadır. Kelimelerin kifayetsiz kaldığı o vakit işte ana kurt ile kalır ihtiyar adam. Ana kurda olan tek bir bakışında tüm varlığını, benliğini, vücudunun yorgunluğu, çaresizliğini, aldığı canların ve bunun vicdan azabını anlatır aslında o an İhtiyar adam. Film boyunca izlediğimiz o kar fırtınası, yoğun sis, kurtların sesi, yorgun mücadele, her şey ama her şey duruluverir. Sakinleşir. Sessizliğe bürünür. Söylenecek ne varsa işte o an söylenir. Bir ihtiyar adam, bir ana kurt ve bir de biz duyarız o sözleri:
"Kavgamızla bir başımıza kaldık işte; sen de ben de soluksuz. Tüm bedeli ödendi artık bu insanlık hikâyesinin."
✨ 8.1/10