Spoiler içeriyor
Bilimkurgu kitapları okurken genelde kurgunun arkasındaki bilimsel temelleri derinlemesine anlamamız gerekmez. Biz daha çok öyle söylendiği için öyle kabul eder ve ona göre okumaya devam ederiz. Bunda rahatsızlık veren bir şey yok ama Andy Weir ile tanışana kadar bunun tam…devamıBilimkurgu kitapları okurken genelde kurgunun arkasındaki bilimsel temelleri derinlemesine anlamamız gerekmez. Biz daha çok öyle söylendiği için öyle kabul eder ve ona göre okumaya devam ederiz. Bunda rahatsızlık veren bir şey yok ama Andy Weir ile tanışana kadar bunun tam tersinin de mükemmel hissettirebileceğini bilmiyordum.
Kendisinin ilk kitabı Marslı. Okumayanlar olabilir ama filmini izlemeyen kalmamıştır diye tahmin ediyorum. Apaçık ve neredeyse her durumda geçerli olan "kitabı daha iyi" muhabbetti Marslı için de geçerli, hala okumadıysanız lütfen bir şans verin.
Artemis'e gelirsek. Bu kitaptan daha Türkçe'ye çevrilmeden önce haberim oldu. Andy'nin diline, mizahına, bilimsel açıklamalara olan düşkünlüğüne hasta olduğum için okumak için can attım. Fakat okumak için bir türlü doğru zamanın geldiğini hissedemiyordum. Anlatması zor bir his ama bence beni anlayacaksınız. Hani önünüzde bir kitap vardır, bir başlasanız bayıla bayıla okuyacağınızdan eminsinizdir ama bir kıvılcıma ihtiyacınız vardır... Benim kıvılcımım vizelerimin başlaması oldu dksmsksm Her sınav döneminde kitap okuma hevesim tavan yapar zaten...
Başlarda acaba beklediğimi bulamayacak mıyım dedim. Ana karakterin konuşma ve davranış tarzı, kendisi için önemli olan şeylerin tuhaf sıralaması, 'kanunsuz' işlere bulaşmayı seven bir tip olması korkuttu beni. Bir kitabı seveceksem ilk olarak ana karakterini sevmeliyim. Sonuçta onun beynindeyim artık, bir süre onun hayatı benim hayatım olacak. Ama kısa sürede alıştım ve hoşuma gitmeye başladı.
Jazz (ana karakterimiz) haricinde yakından tanıdığımız karakterler de çok renkli kişiliklerdi doğrusu. Birçok farklı ülkeden geliyorlardı mesela. Her kitapta sadece Amerika'yı görmekten sıkıldınız mı? O zaman sizi Artemis'e beklerim. Böylece Suudi Arabistan'da doğmuş ve altı yaşında Ay'a (AYA YAHU) göçmüş bir ana karakter, Ukrayna'lı bir bilim insanı (Svobo 🧡), eski Amerikan deniz piyadesi, Brezilya mafyası ve daha birçoklarıyla tanışabilirsiniz. Ha bir de, uzayda bu şehri kuranlar kimler biliyor musunuz? Kenyalılar. Harika değil mi yahu!
Tabii doğal olarak bu insanların kültürleri, dinleri, kişilikleri, cinsel kimlikleri vesaire de birbirinden farklıydı. Hepsinin tek bir ortak özelliği vardı. O da artık evlerinin Artemis olması. Bu beni duygulandırdı. Ya da kitap yeni bittiği için hassasım bilmiyorum.
Kitabın ilk yarısında Jazz'in zengin olma hayaline kavuşmak için yapmayı kabul ettiği bir göreve tanıklık ediyoruz. Bu esnada Jazz' in hayatını öğreniyor, etrafındaki insanları tanıyor ve ne kadar zeki, asi, çatlak, cesur ve tam bir ukala dümbeleği olduğunu fark ediyoruz.
İkinci yarıdaysa Jazz'in olayların sandığından daha derin olduğunu fark etmesini, gelecek tehlikeleri görmesini ve hem kendi canını hem de evini yani Artemis'i kurtarmak için kahramana dönüşmesini okuyoruz.
Kitapta hiç durmayan bir dinamik var. Hedefe giden yolda gizemler ve büyük sorunlar mecvut. Ama bunlar titizlikle, mantıkla ve bilimsel gerçeklerle ilmek ilmek çözülüyor ve hep daha fazlasını okumak istiyorsunuz. Sanki biri beyninizi gıdıklıyormuş gibi hissetmeniz de cabası. Tam aha işte şimdi her şey bitti dediğiniz anda Jazz'in problem çözücü beyni devreye giriyor ve şaşıp kalıyorsunuz. Böyle böyle 5 saatte bitiriverdim kitabı. Hem de matematik vizeme çalışmam gerektiği halde... Açıkçası biraz gaza da getirdi, acaba gerçek bi mühendis olunca bu kitabı okusam daha da zevk alır mıyım dedim. O günlerin gelmesini sabırsızlıkla bekliyorum. Belki iyi hatta muhteşem bir mühendis olma hayalleri kurarken kitap okumak yerine sınavıma çalışsaydım işim daha kolay olurdu. Ama pişman mıyım? Asla ;)
Bu uzuun yazı başkalarının ne kadar işine yarar, hoşuna gider bilmem çünkü kitabı yorumlamaktan çok kendi kendime sohbet ettim. Ama hislerimi azıcık da olsa yansıtabildiğim için mutluyum. Bu yazıyı her okuduğumda kitabı okurken yaşadığım mutluluğu hatırlayacağım.
Son bir şey söylemem gerekirse eğer,
Andy Weir'in nasıl olup da insanları sıkmadan, anlaşılır ve hatta ekstra sürükleyici şekilde bilimsel karmaşık süreçleri anlatmayı başarabildiğini asla anlayamacağım. Ama umarım bunu yapmaya devam eder. Eğer şimdiye kadar kendisine bir şans vermediyseniz şimdi tam sırası derim. Sözüme güvenin, kitabı beğenmeyecek olsanız bile hayatınıza bunu bilerek devam edeceksiniz. Ama denemezseniz belki de zevkle okuyacağınız bir kitaptan mahrum kalmış olacaksınız.
Daha fazla boş yapmadan gidiyorum.
Ha bir de kitaba puanım 9,5/10
Kitaplarla kalın!