"İyi geceler sayın dinleyen. Daha önce sizinle yatmış mıydık?" Muhafazakar bir izleyicinin bakış açısıyla düşünecek olursak gördüğümüz sadece seks konuşulan, cinsel ilişkiler yaşanılan tamamıyla edepten uzak bomboş bir film olur. Ben filmi kendi bakış açımla değerlendireceğim, her izleyicinin yaptığı gibi.…devamı"İyi geceler sayın dinleyen. Daha önce sizinle yatmış mıydık?"
Muhafazakar bir izleyicinin bakış açısıyla düşünecek olursak gördüğümüz sadece seks konuşulan, cinsel ilişkiler yaşanılan tamamıyla edepten uzak bomboş bir film olur.
Ben filmi kendi bakış açımla değerlendireceğim, her izleyicinin yaptığı gibi. Muhafazakar bir insan olmadığım gibi çok fazla Avrupai biri de değilim, sadece olaylara en mantıklı olan yönüyle yaklaşmayı tercih ederim. Bu filmi izlerken de en mantıklı şekilde yaklaşmak için çabaladım.
Filmi sadece seks konuşan bir film olarak değerlendirmememiz lazım. Türk toplum yapısının, gösterilmek istenmeyen, birçok kişinin baskılamaya çalıştığı cinsel ilişkiler ve cinselliğe bakış açısının eleştirel yönüne ışık tutuyor. Bu filmi lisenin başlarında ya da ortaokulun sonlarında izlediğimi hatırlıyorum, o zamanlarda bu kadar derin düşünmediğim için bir şey anlamamıştım, hatta filmi beğenmemiştim. Yıllar sonra, hayata geniş bir pencereyle bakmayı öğrendiğim şu zamanda tekrar izleyince filmin fazlasıyla iyi ve gerçekçi olduğunun farkına vardım. Filmin eleştirdiği yalnızlık, cinsellik... Birçok kişinin bunlara karşı çıkıp ya da karşı çıkmaya zorlanıp, arzularını bastırdıkları halde kendilerini bir şekilde bu olayın merkezinde bulmalarını anlatıyor. Filmde gördüğümüz üzere programdan rahatsız olan, bunun edepsiz olduğunu iddia eden -ki edepsiz, arayan her kadına "Sizinle yatmış mıydık? Yatalım hadi." diyen bir program gerçek hayatta tasvip edilemez- kişilerin bir şekilde programı dinlediğine tanık oluyoruz, çünkü dinlememiş olsalar programda ne anlatıldığını bu kadar net bilmezlerdi. Cinsel açlığın Afrikası derler ya Türkiye için. Tam olarak film bunu çok net bir şekilde anlatmış. Eleştirdiğimiz cinselliğe zevkle bakıyoruz, çünkü insanız, hissediyoruz. Bunun dışında ara ara cümlelerin arasına yabancı kelimeler sıkıştırarak dili yozlaştırıp batılılaşma çabasına giriliyor. Filmde hem bütün bunlara bir eleştiri, hem de sempati duyma durumu söz konusu.
Cinselliği, dili, insanların bakış açılarını vs. bir kenara bırakıp filmin ana hatlarını yorumlayacak olursak havasının çok kasvetli olduğunu söylemek isterim, aynı zamanda çok da durgun. Ağır ağır ilerledi, ilerlerken bazen boğdu, bazen karanlıkta bıraktı ama güzel bir final yaptı.
Çekimi de değerlendirmek isterim. Oyuncuların duygularını gizlemeye çalışmışlar, aynı zamanda bir açıklık da var. Karakter başka şey söylüyor, gözleri başka şey söylüyor. O duyguyu yüz plan çekimlerle vermeyi başarmışlar. Ağırdı. Gerçekten ağırdı. Ama altından kalkabildiğin zaman izlemeye değdiğini anlıyorsun.
Ve sanırım Nejat İşler olmasa Kaybedenler Kulübü, Kaybedenler Kulübü olmazdı.
Ve son olarak eklemek istediğim bir şey var.
"Kim lan bu Erol Egemen!?"