Spoiler içeriyor
''Chuang Tzu bir gece rüyasında kendini kelebek olarak görür. Uyandığında rüyasında kelebek olduğunu gören bir insan mı, yoksa insan olduğunu gören bir kelebek mi olduğunu bilemedi.'' Yaşanılan her dönemde bir takım insanlar şiire gönül vermişler, bu tutkularında gelişmek için çabalamışlardır.…devamı''Chuang Tzu bir gece rüyasında kendini kelebek olarak görür. Uyandığında rüyasında kelebek olduğunu gören bir insan mı, yoksa insan olduğunu gören bir kelebek mi olduğunu bilemedi.''
Yaşanılan her dönemde bir takım insanlar şiire gönül vermişler, bu tutkularında gelişmek için çabalamışlardır. Kimi şairler (Atilla İlhan, Cemal Süreya, Nazım Hikmet, Özdemir Asaf, Behçet Necatigil gibi.) adlarını başta ülkemiz olarak dünyaya duyurmuşlar, şiirleri günümüze kadar taşınmış, bu yolda üstün başarılar elde etmişlerdir. Kimileri ise tıpkı Rüştü ve Muzaffer gibi gün geçtikte tarihin tozlu sayfalarında unutulup gitmiştir. İşte Yılmaz Erdoğan Kelebeğin Rüyası filminde unutulmuş, adını duyuramamış genç şairlerimiz Rüştü ONUR ve Muzaffer Tayyip USLU'nun anısını kendi kalemi ile canlandırmak istemiş, ki bu konuda başarılı olduğu da rahatlıkla söylenebilir.
Filmin tek bir konuya odaklandığı söyleyemeyiz. Ana konu iki genç şairin şiire ve yazmaya olan tutkuları ve şiirleri basılsın diye gösterdikleri çaba olsa da alt konular kendi arasında bir sürü dala ayrılıyor. Bir yandan Avrupa'da savaş boy gösterirken diğer taraftan geleneksel dünyada bir modernleşme çabası görüyoruz. Bu çabanın eğitimden sağlığa, sanattan giyim tarzına kadar birçok alana yansıdığı da gözlerden kaçmayacak bir gerçek. Bir tarafta aşk şairlerimizi ele geçirirken yine diğer taraftan da tüm bedenlerini saran gün geçtikçe ölüme daha çok yaklaştıran çağın hastalığı verem ile başa çıkmak zorundalar. Filmde dönem şartlarının getirdiği tüm zorluklar ve bunların yanında yaşanan güzel anlar başarılı bir şekilde kaleme alınmış ve beyazperdeye aktarılmış. Konusu gereği oldukça yavaş ilerleyen bir hikâyesi var, diğer yandan da konudan konuya atlıyor ve bir şekilde zorlu mücadele sürecine bağlıyor. Aslında birçok filmde bu konudan konuya atlama olayları rahatsız edici olsa da bu filmde bağ o kadar güzel kurulmuş ki filmin hikayesinden kopmak, vadettiği dramatik şiirsel havadan çıkmak imkansız gibi bir şey. Tabii bu tür filmlere ilginiz var ise. Filmin şiirselliğinin yarattığı yoğun duygu yükünün yanı sıra dramatik hava da çok etkileyiciydi. Genç şairlerimizin acı veren kısa yaşamlarını anlattığı için filmde yoğun olarak dramı izledik. Fakat bunun yanı sıra dostluklarının gülümseten yanları, aşkın güzelliği, istedikleri zafere ulaştıklarındaki mutlulukları da kesinlikle görülmeye değer taraflarından. Tüm bunların yanı sıra dönemsel ve mekansal ögelerin de filmde etki gösterdiğini görüyoruz. Yılmaz Erdoğan tüm bu ögeleri, filmin döneminin getirdiği şartları, mekanı, karakterleri iyi bir şekilde değerlendirmiş, güzel bir çerçeveye koymuştur. Ortaya da şiirsel, dramatik, dönemsel bir hayat hikayesi çıkmıştır. Ve bu hikaye kesinlikle izlenmeli.
''Belki de bir kelebek... O kadar memnun ki rüyasından. Hiç uyanmak istemiyor.''