Ölüm gibi bir gerçek peşimizden gelirken, hayat hızlı bir şekilde bizden kaçarken geç olmadan izlemeniz gereken filmlerden biri Kış Uykusu. Film hakkında herhangi bir yazı okumadım, araştırma yapmadım, yorumlara bakmadım. Hatta konusuna dahi bakmadım. Bugün, bir Nuri Bilge Ceylan filmi…devamıÖlüm gibi bir gerçek peşimizden gelirken, hayat hızlı bir şekilde bizden kaçarken geç olmadan izlemeniz gereken filmlerden biri Kış Uykusu. Film hakkında herhangi bir yazı okumadım, araştırma yapmadım, yorumlara bakmadım. Hatta konusuna dahi bakmadım. Bugün, bir Nuri Bilge Ceylan filmi izlemeye karar verdim ve karşıma tüm ihtişamıyla ile Kış Uykusu çıktı.
İlk olarak filmin adı hakkında düşündüklerimi söylemek istiyorum. Kış ayında geçtiği için mi filmin adı Kış Uykusu? Belki öyle olabilir, ama bana sorarsanız cevap hayır. Hepimiz bir uykudayız, uzun bir uykuda. Kimse bu uykudan uyanmak istemiyor, uyanan da diğerlerini uyandırmaya cesaret edemiyor. Kış uykusuna yatan hayvanlar 6 ay uyurken biz tüm hayatımızı kış uykusunda geçiriyoruz. İşte Kış Uykusu'da bu uyuyan insanları anlatıyor. Filmin bu serzenişini Aydın'ın kardeşi Necla'ya dayanamayıp patladığı sahne, ona sıkıcı olduğunu söylediği sahnede görebilirsiniz. Belki de Aydın karakterinin adı bu yüzden Aydın'dı. Bir şekilde insanları uyandırmaya, onlara gecenin karanlığında ışık vermeye çabaladığı için, bu ışığı gördüklerinden, çevresinden, yaşadıklarından alıyordu. Aldığı bu ışıkla bir şekilde başkalarını aydınlatmaya çalışıyordu.
Bazı insanlar vardır. Yaşı biraz ileridir, görmüş geçirmiş biridir. Hayatını asla boş geçirmemiştir. Belki mektep de bir eğitim görmemiştir, ama kendi çabasıyla kendini geliştirmiştir. Konuşur, deneyimlerini, öğrenimlerini paylaşır. Dinledikçe dinleyesiniz gelir. Bu filmde tam olarak o amca, o teyzeydi. Hem de zekasal bir birikimin yanında işitsel ve görsel bir güzellikte sunuyordu. Mükemmel demek isterdim ama, çok filme mükemmel dediğim için bu tabir biraz yetersiz kalır.
Ülkemizde birçok doğal güzellik var. Herkese göre bu sıralama değişir, ama benim aklıma her zaman Pamukkale'den sonra Kapadokya gelir. Pamukkale'ye bir kez gitme fırsatı bulmuştum, Kapadokya'da gidip göreceklerim listesinde. Her neyse, Kış Uykusu filmi de, ülkemizin bu eşsiz güzelliğini gözler önüne seriyor.
Felsefeden sanata, ideallerden insan ilişkilerine kadar birçok alandan parçalar bulacağınız film, insanın kendini bulmasını sağlıyor.
Bence yerel diziler genel anlamda birbirini takip etse de benim için yerel filmler hep daha özeldir. Hele de bir bölgenin yaşantısını yansıtıyorsa tabiri caizse tadından yenmez. Çünkü yabancı filmlerde şey hissini alırım hep. Bir senaryo metni yazılmıştır, oyuncular onları ezberlemişlerdir. Bunun bir iş olduğu anlaşılır. Fakat yerli filmlerde filmle sohbet ediyormuşum gibi hissederim, karakterler belki kendilerinden cümle eklemezler, ama bana hep ekliyorlarmış gibi gelir. O samimi havayı, doğallığı neredeyse her yerli filmde hissederim. Bu filmde yapılan sohbetlerde bana bunu hissettirdi.
Film için ''çok ağır ilerliyor'' gibi yorumlar yapacaklara tavsiye edeceğim bir film değil. Zira bu ağır ağır işlenmesi, ilmek ilmek örülmesi gereken bir sanat filmi. Bu ağırlık Nuri Bilge'nin mizanseni. Bunu değiştiremeyiz. Değiştirmek istemeyiz. Çünkü Nuri Bilge yeni dönem sinema sanatımızın en önemli yönetmenlerindendir. Onu bu kadar iyi yapan da işlediği konuyu sindire sindire işlemesi, izleyicinin aklına, kalbine damarlarından akan kanın her bir damlasına dokunmasıdır. Seçtiği mekanın tüm güzelliğini yansıtması, sinematografiyi en güzel şekilde kullanmasıdır.
Kimi filmler vardır; 1saat 30 dakika, 3 saat gibi gelir. Kimi filmler vardır; 3 saat, 1 saat 30 dakika gibi gelir. Sanat filmi seviyorsanız, yerel film seviyorsanız, akıp giden görüntülere kendinizi bıraktığınız anda filmin 3 saat 15 dakika olduğunu unutacaksınız. Hatta bittiğinde ''Ne çabuk bitti?'' derken bile duyabilirsiniz kendinizi.