ESKİSİ Mİ YENİSİ Mİ? Geçen hafta film sitelerinde yeni çıkanlara bakarken bir film dikkatimi çekti, hemen hemen tüm sitelerde vardı bu film: REBECCA. Afişi çok dikkat çekici olmasa da ismi dikkatimi çekti. Ben bu ismi biliyorum ama nereden? Tanıtım filmini…devamıESKİSİ Mİ YENİSİ Mİ?
Geçen hafta film sitelerinde yeni çıkanlara bakarken bir film dikkatimi çekti, hemen hemen tüm sitelerde vardı bu film: REBECCA. Afişi çok dikkat çekici olmasa da ismi dikkatimi çekti. Ben bu ismi biliyorum ama nereden?
Tanıtım filmini izledim ve gri hücrelerim faaliyete geçti. Ben bu filmi izlemiştim, ama böyle değildi. Beynimin kıvrımlarında saklanmış olan görüntüler yüzeye çıktı ve hatırladım. Benim çocukken televizyonda seyrettiğim Alfred Hitchcock yapımı siyah beyaz gerilim filmiydi. O dönemde şimdiki gibi +7, +13 gibi uyarılar yoktu; sadece “Çocuklar izlemesin” diyordu. Ben kaç yaşında olursam olayım çocuk değildim ailemde karışmazdı, eğer istiyorsam hep beraber izlerdik. Üzerinden 45 seneden fazla geçmesine rağmen her Hitchcock filminde olduğu gibi unutulmazdı. (Kuşlar, Arka Pencere ve diğerleri…) Unutulmazdı desem de adını, yönetmenini ve önemli sahnelerini hatırlıyorum filmin tamamını değil. Bu yüzden önce yeni çevrileni sonra da Hitchcock yapımını izledim.
Rebecca’ya gelirsek; Alfred Hitchcock tarafından yönetilen 1940 yapımı film, İngiliz yazar Daphne du Maurier'in 1938 tarihli romanı Rebecca'dan uyarlanmıştır. Aslında Daphne du Maurier de kitabını Charlotte Bronte'nin Jane Eyre adlı romanından esinlenerek yazmıştır. Filmde Laurence Olivier, Joan Fontaine, Judith Anderson başrollerde yer almış. Joan Fontaine, aynı zamanda 1944 yapımı Jane Eyre'de de başrol oynamış.
1941 yılında En iyi senaryo, En iyi özgün müzik, En iyi yönetmen gibi dokuz dalda Oscar’a aday olan film; En iyi siyah-beyaz görüntü yönetmenliği (George Barnes) ve En iyi film (David O. Selznick) dallarında iki Oscar kazanmış. Bu filmin IMDb puanı da 8,1. Bir Hitchcock filmi olarak gerilim, oyunculuk, etkileyicilik, unutulmazlık gibi konularda takdiri hak ediyor, zaten aldığı adaylık, ödüller ve izleyici puanı da bunu gösteriyor.
Bu arada filmin konusundan da bahsedelim. Genç ve güzel bir kadın, sosyetik zengin Madame Van Hooper’ın hizmetinde çalışmaktadır. Van Hooper’un lüks yolculuk ve tatil duraklarından biri olan Montenegro’da aristokrat ve zengin bir kişi olan Maxime DeWinter’le tanışır ve zamanla aralarında bir aşk başlar. Maxime DeWinter, tam Van Hooper’la ülkeyi terk edecekken, genç kadına evlilik teklif eder ve aradaki sınıf farkına rağmen evlenirler. Balayısonrası beraber DeWinter ailesinin malikanesi Manderley’e giderler. Ancak DeWinter’in esrarengiz bir şekilde ölmüş eski karısı ‘Rebecca’yla ilgili bir sırrı ve travması vardır. Üstelik Manderley’in baş kahyası Bayan Danvers da bu genç kadının ‘yeni hayatına’ alışmasına izin vermeyecektir. İki filmin karşılaştırmasına geçmeden önce bir şey söylemek istiyorum. Bir an kendinizi yeni Bayan DeWinter’ın yerine koyun. Yeni bir çevre, farklı bir sosyal yaşam, alışılmadık bir malikane ve düzene alışmaya çalışırken her yerde evin eski hanımının izi var. Mendilden saç fırçasına her yerde adının baş harfi olan ‘R ‘ harfi işli. Her hareketiniz çevrenizdekiler tarafından onunla kıyaslanıyor, sizin de onun alışkanlıklarını uygulamanız bekleniyor. Kabus gibi…
Yeni çekilen filmin yönetmeni Ben Wheatley, oyuncular ise Lily James, Armie Hammer, Kristin Scott Thomas, yapım şirketi ise Netflix (Allahım Netflix’in el atmadığı bir şey kaldı mı?) Bu uyarlamada manzaralar, arka plan görüntüler güzel olsa da gerilim filminden çok romantik film gibi olmuş. IMDb puanı ise 6. Bu da ilk filmi yakalayamadığını gösteriyor.
Her ne kadar birebir aynı gibi olsalar da bazı detaylar fark yaratmış. Gösterilen falez manzaraları güzel olmakla birlikte ilk filmdeki kadar ürkütücü değil. Temel mekan olan Manderley malikanesi ise ikinci filmde görkemli, devasa ve bir hizmetçi ‘ordusuyla’ yürütülen bir mekan ama orijinal filmde gözümüze çarpan ‘tekinsiz’, ‘insanı diken üstünde tutan ‘ ve gerilmenizi sağlayan atmosfer yok. Yeni filmde oyuncular ellerinden geleni yapmış olsalar da ilk filmdeki oyuncuların yerlerini tutamıyorlar. Ne Lilly James, Joan Fontaine’in eşsiz zarafetine, ne de Armie Hammer, Laurence Olivier’nin karizmatik asil duruşuna yanaşabiliyor. Hammer, asil bir İngilizden çok yeni zengin iş adamlarına benziyor. Bu filmde bana göre bir tek baş kahya Bayan Danvers rolünde ödüllü oyuncu Kristin Scott Thomas, rolünün hakkını veriyor. İlk filmdeki kahyadan daha sert, bazen haddini aşıcı tutum sergiliyor. Yeni filmin sonu da değiştirilmiş. Merak etmeyin sonunu söylemeyeceğim. Belki ilk filmle bir fark yaratmak istediler ama bence olmamış. Daha birçok detay var ama fazla yormayayım sizleri.
Sonuç olarak yeni yapım tek başına düşünüldüğünde orta halli, seyredilebilir bir film olmuş. Tabii ilk filmi izlemeyenler için. Ama hangisini izlemeli derseniz kesinlikle Hitc hcock’un filmi izlenmeli.