DERİNLERE DALALIM MI? Dalalım, oldum olası denizleri, deniz altını severim. Ne de olsa amatör denizci belgesi sahibi bir babanın, yüzme lisanslı, yelken eğitimi almış kızıyım. Dolayısıyla “Derinliklere Yolculuk” ( The Odyssey – L’Odyssée) filmini seyretmezsem olmazdı. Yalnız aramızda kalsın filmi…devamıDERİNLERE DALALIM MI?
Dalalım, oldum olası denizleri, deniz altını severim. Ne de olsa amatör denizci belgesi sahibi bir babanın, yüzme lisanslı, yelken eğitimi almış kızıyım. Dolayısıyla “Derinliklere Yolculuk” ( The Odyssey – L’Odyssée) filmini seyretmezsem olmazdı. Yalnız aramızda kalsın filmi iki kere seyrettim. İlkinde kafam karışıktı, sadece deniz manzarasını izledim ve filmin sonunda neyi kaçırdığımı anladım. Sizlerle paylaşmak için (Yalan!!! Dikkatli ve kaçırdığım keyfi yakalamak için) tekrar seyrettim. Önce filmin künyesine bakalım sonra keyfini paylaşalım.
Mayıs 2017’de vizyona giren, 2016 yapımı Fransız yapımı filmin yönetmeni Jérôme Salle. Salle aynı zamanda Laurent Turner ile birlikte senaryoyu yazmış. Başrollerde ise Lambert Wilson, Pierre Niney, Audrey Tautou, Laurent Lucas, Martin Loizillon oynuyor. 122 dakikanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Filmin IMDb puanı 6,6.
Filmin konusu ise; Fransız okyanus uzmanı, deniz subayı ve sinema yönetmeni "Kaptan" Jacques Cousteau'nun hayatının 30 yıllık bölümünü anlatıyor. Ömrünü denizlere adayan ve bu mavi sonsuzluğu neredeyse yuvası belleyen, dünyaca bu tutkusuyla tanınan "Kaptan" Jacques Cousteau'nun oğlu Philippe ile ilişkisi bu filmin merkezini oluşturuyor. Cousteau'nun kendisini çok seven eşi Simone ve iki oğluyla birlikte mutlu bir hayatı vardır. Cousteau, su altında nefes alabilmeyi sağlayan, devrim yaratan icadı sayesinde bambaşka bir dünyayla tanışmıştır. Denizlerin uçsuz bucaksız dünyasını keşfedebilmek için önleyemediği arzusu, onu Calypso adlı eski bir gemiyi alarak denizlere açılmaya iter. Kaptan Cousteau'nun ünü arttıkça oğlu Philippe ile ilişkisi daha dalgalı bir hal alacak, ancak Philippe'in babasına hayranlığı hiç azalmayacaktır.
Lambert Wilson, Matrix serisinden tanıdığımız ama kariyerinde farklı başarılar olan bir oyuncu. Cousteau’ya benzeyebilmek için kilo vermiş ve sette aç dolaşmış. Dolayısıyla rolünün gereğini yerine getirmiş. Audrey Tautou, ismi ve siması yabancı gelmedi ama araştırma yapana kadar anımsayamadım. 2000 yılında Fransa'da Gelecek Vadeden Genç Sinema Oyuncusu ödülüne layık görülen Tautou, 2001 yapımı Amelie isimli filmde Amélie Poulain karakterini canlandırmış, bu rolle dünya çapında tanınmış, Da Vinci Şifresi’nde rol aldığı bilgilerini okuyunca taşlar yerine oturdu. Tautou canlandırdığı, önce sevecen ve fedakar, sonra aldatılan kıskanç eş rolünün hakkını veriyor. Pierre Niney ise hem babasına hayran, onu idolü yapan ama gerektiğinde başkaldırarak kendi kişiliğini oluşturan oğul rolünün altından başarıyla kalkmış. En İyi Erkek Oyuncu dalında César Ödülü'nün sahibi oyuncu, 2014 yılında Yves Saint Laurent filminde ünlü modacıyı canlandırmıştı.
Günümüzde 30 yaş altındakiler için "Kaptan" Jacques Cousteau adı pek bir şey ifade etmeyebilir. Ama bizler için özellikle bana göre Dünyada bilinen TV belgesellerinin, efsane ismi, denizlerin fatihiydi. Gözümü açtığım ilk günden beri deniz benim için farklı bir yere sahip, engin sularda olmayı seviyorum. Cousteau belgeselleriyle bu ilgim ve sevgim arttı, bende onun gibi oşinograf olmaya karar verdim ve araştırmaya başladım. Sonuç hüsran oldu; çünkü Oşinografi bölümü sadece Deniz Harp Akademisi’nde vardı ve o dönemde Harp Akademileri kız öğrenci almıyordu…
Bizler Kaptan Cousteau’nun belgesellerini izlerken; Calypso ve mürettebatını, yaşadıkları maceraları, deniz altındaki muhteşem yaşamı görmüştük ve özenmiştik. Bu filmde ise o belgesellerin kamera arkasını izliyor gibiyiz. Bize gösterilmeyen açılarda, çekimler dışında neler yaşandığını, Cousteau’nun özel hayatını, hayallerini gerçekleştirirken ödediği bedelleri yani buzdağının su altındaki kısmını görüyoruz.
Yönetmen ve senarist Jérôme Salle, filmi yapmaya karar verdikten sonra Laurent Turner ile birlikte Cousteau hakkında yazılmış her şeyi okumuşlar, araştırmışlar. Cousteau Ailesi ve çalışanları ile görüşmüşler. Çekimlerle ilgili olarak Salle röportajından bir bölüm:
Çekimler Hırvatistan, Güney Afrika, Antarktika’da ve Bahamalar gibi pek çok farklı ülkede gerçekleştirilmiş. Cousteau’nun gerçek yaşamıyla bu derecede uyan doğal yerleşim yerlerini nasıl seçtiniz?
Filmin ilk kısmı benim tabirimle “kayıp cennet” denen bir yerde geçiyordu. Artık Fransa’da göremeyeceğiniz türden el değmemiş Akdeniz kıyıları… Hırvatistan adaları bizim (Fransa’nın) 1940’lardaki güney kıyılarımızı andırıyordu. Benim hiç bilmediğim, doğallığını korumuş bir bölgeydi ve muhteşem bir manzara sundu bizlere. Zulu’yu Güney Afrika’da çektiğim sıralarda Calypso’nun birebir aynısı olmayan fakat aynı dönemin benzer türlerinden bir gemi buldum. Ve tabii bu bölge filmciler için biçilmiş kaftan çünkü hem birden farklı bir tabiat/manzara sunuyor hem de birçok uzman teknisyen bulabiliyorsunuz. Antarktika’ya gelince, bu konuda taviz vermemeye kararlıydım. İlk olarak sanatsal nedenlerle çünkü orada bulacağınız manzara dünyanın hiçbir yerinde yok. İkincil olarak da sembolik nedenlerle çünkü Antarktika, 1998’de Cousteau’nun son mücadelesini ve zaferini kazandığı yer. Cousteau, 1998’de dünya liderlerine Antarktika’da 2048’e kadar sürecek olan av yasağı ve kaynakların endüstriyel kullanıma kapatılma anlaşmasını imzalattı. ( röportaj alıntısı: http://www.derin.boun.edu.tr/?p=1373 )
Günümüzde teknoloji sayesinde her şey stüdyoda çekilip, bindirme yapılırken Salle’nin gerçek mekanlarda o kadar zorluk ve harcamayı göze alarak çekim yapmasını takdir etmek gerekiyor.
Derinlere Yolculuk, 36. İstanbul Film Festivali filmlerinden biri olarak gösterilmişti diyerek konuyu bağlayalım. İzlediğiniz tüm filmler içim keyifli seyirler olsun…