Stanley Kubrick'ten sinema algımızın sınırlarını aşan, zorlayıcı bir film. Filmin konusunu okuduğumda sadece bir erotizm filmi izlemeyeceğimin farkındaydım. Zira böyle sıradan bir film Kubrick sinemasına yakışmazdı. Öncelikle izlerken sadece erotizm tarafını dikkate alıp izlerseniz ya filmi hiç sevmezsiniz ya da…devamıStanley Kubrick'ten sinema algımızın sınırlarını aşan, zorlayıcı bir film. Filmin konusunu okuduğumda sadece bir erotizm filmi izlemeyeceğimin farkındaydım. Zira böyle sıradan bir film Kubrick sinemasına yakışmazdı.
Öncelikle izlerken sadece erotizm tarafını dikkate alıp izlerseniz ya filmi hiç sevmezsiniz ya da sadece haz duyarsınız. Fakat film sizin için anlamsız olur. Bu sebeple filmde her noktaya, her bir cümleye, en ufak bir detaya bile dikkat ederek izleyin. Erotizmde ötesinde bir inanç sorgulaması, tarikat eleştirisi olduğunun farkına varıp filmden katbekat daha fazla haz alacaksınız ve film sizin için uzun bir süre unutulmaz olacak. Daha ilk defa bugün izlediğim bir filmin unutulmaz olacağı konusunda nasıl mı bu kadar eminim? Çünkü biliyorum ki filmde bilinçaltımıza işleyen bir çok sübliminal mesaj mevcut. Bu sebepten dolayı ilk izlenimden sonra film hafızaya kazınacak ve bir süre akıllardan çıkmayacak. Hani bazı şeyler için ''şeytan ayrıntıda gizlidir.'' yorumunu yaparız ya tam olarak bu film için aynısını söyleyebiliriz; şeytan ayrıntıda gizli.
Film öncelikle açılışını Alice ve Bill Harford'un cinsel sohbeti ile yapıyor. Aslında olayları geliştiren önceki sahneler olsa da filmin açılışını bu sahneden almak en azından benim açımdan daha mantıklı. Bu sahnede yapılan sohbet ve ardından Bill'in yaşadıkları insanın iç dünyasına gömdüğü gizli arzularını ortaya çıkarmayı amaçlıyor. Eğer Freud'un psikanaliz ve cinsellik üzerine olan yazılarını okuduysanız filmin psikolojik anlatısını daha iyi kavrarsınız. Gelelim inançsal boyutuna. Bill ve Alice'nin konuşmalarından bunun izlerini vermiş olsalar da asıl inançsal boyutunu, masonluk, illumaniti gibi derim tarikatlarla bağıntısını maskeli balo sahnesinden anlıyoruz. Normal eğlenmek için var olan balo sahnesinden çok gizli, bilinmemesi gereken bir amaca hizmet eden balo sahnesi izliyoruz. Filmin zirve noktasıydı bu sahneler. Filmi gerilim kategorisine sokabilir miyiz emin değilim ama bu sahnedeki gerilimi çok gerilim filminde yakalamamışızdır. Bunun sebebi olarak hem gerçeküstü hem de bir o kadar da gerçekçi sahnelerin olmasıydı. Tabii buradaki derinliği anlamak için bu tarikatları daha da ayrıntılı araştırmak gerekir. Bir diğer yorumunu yapacağım konu ise kameralar. İç mekan çekimlerinde olmasa da dış mekan çekimlerinde bizi takip eden üçüncü gözün varlığını hissediyoruz. Filmin sonlarına doğru Ziegler (sanırım adı buydu) ile Bill'in konuşmasından bunun çıkarımını daha iyi anlarız. Aslında takip eden gerçekten biri olsa da (hatta bunu hem izleyiciler olarak biz hem de karakter olarak Bill açıkça görüyor/uz) fakat gizliden gizliye bizi izleyen fark edemediğimiz üçüncü bir gözün varlığını hissetmeden de yapamıyoruz. Bu denli yorumlamadan sonra senaryonun harika bir biçimde işlediğini belirtmeme gerek yok sanırım. Yazılarıma son vermeden önce filmin müziğine de değinmek istiyorum. Filmde tek bir ritme sahip olan yavaş ama gerilimli bir müziği sık sık duyuyoruz. Filmin var olan hissiyatını yükselten bu müzik filmle ahenkli bir bütün oluşturmuş. Birbirlerinin anlamlarını tamamlamışlar bu açıdan müzik seçiminin oldukça yerinde olduğunu belirtmek isterim. Filmin beğenmediğim tek yanı beklediğimden daha yavaş ilerlemesiydi. Durağan bir film bekliyordum ama bu kadarını beklemiyordum. Finalini ise oldukça başarılı buldum. Yaşadığı tüm hazlardan ve bilişsel kıskançlıklardan sonra ait olduğu yere geri dönmüştü. Ayrıca filmin bazı yerlerinde bize bir rüyayı izliyormuşuz ve sonunda o rüyadan uyanıyormuşuz hissi verdiğini unutmamamız gerek. Bildiğim kadarıyla Kubrick bu filmi izleyemeden ölmüş. İzleseydi kendine hayran kalırdı.