Bizim kuşağın unutulmazlarındandır pazar sineması, kahvaltıyı yapar heyecanla geçerdik büyülü kutunun karşısına, misafirlerimiz çoğunlukla kızılderililer, kovboylar , Amerikan askerlerinin korumasındaki kaleler , Amerikan rüyasıyla okyanusu aşıp gelen Avrupalı 'lardan oluşan göçmenler olurdu , severdik western filmleri .O günlerde olan biteni…devamıBizim kuşağın unutulmazlarındandır pazar sineması, kahvaltıyı yapar heyecanla geçerdik büyülü kutunun karşısına, misafirlerimiz çoğunlukla kızılderililer, kovboylar , Amerikan askerlerinin korumasındaki kaleler , Amerikan rüyasıyla okyanusu aşıp gelen Avrupalı 'lardan oluşan göçmenler olurdu , severdik western filmleri .O günlerde olan biteni pek bilmediğimizden daha çok askerleri ve kovboyları tutardık. Bugün size tanıtacağım film de bir tür western , bence son yıllarda izlediğim en güzel filmlerden biri .
Dostluk Ve Amerikan Rüyası Üzerine Revizyonist Bir Western : First Cow
Kuşa yuva ,örümceğe ağ ,insana arkadaşlık.
William Blake ,Proverbs of Hell
Film Oregon’da bir ormanda , yürüyüş yapan bir kadının köpeğinin toprağı eşeleyip bir kafatası bulmasıyla açılıyor , kadın merakla toprağı açıyor ve yanyana yatan iki insan iskeletine ulaşıyor , telaşsız, şoktan daha ziyade meraklı bakışıyla ormana bakıyor sanki ormanın geçmiş zamanlarını düşünmemizi istiyor ve biz 200 yıl geriye 19.yüzyıl başlarında bir zaman dilimine geçiyoruz.
Adı Figowitz, ancak herkes ona Cookie diyor . 19. yüzyıl Oregon Bölgesi'nde dolaşan kunduz avcısı bir grubun aşçısı olan Cookie ‘nin (John Magaro ) tatlı ve nazik doğasına yakışan bir ad. Hüzünlü gözleri, hüzünlü şapkası, hüzünlü sakalı ve hüzünlü her şeyi ile Cookie, ormanda yiyecek arıyor, tam bir toplayıcı. Mantar , fındık ,berry yenebilecek ne varsa gözünden kaçmıyor ve bu sırada eğer ters dönmüş bir semenderle karşılaşırsa onu düzeltip zor durumdan kurtaracak kadar güzel bir yürek Cookie.
Ormanda saklanan çıplak, açlıktan ölmek üzere olan ve görünüşe göre bir tehditten kaçan King_Lu ‘ya (Orion Lee) rastlayan Cookie onu bu zor durumdan kurtaracak ve ikinci karşılaşmaları bir barda olacaktır. Nehir kıyısındaki bu bölge ticarete uygun yapısıyla ve zengin doğal kaynaklarıyla ,göçmenlerin güzergahındadir. Yakınlarda bir kale vardır ve ticaret orada yapılmaktadır , kunduz avcıları ,altın arayıcılarının yolu üzerindeki bu yerleşim yerinde ,küçük ahşap ya da teneke barakalarda ,çamurun içinde bir yaşam sürmektedir.Kavgacı , sert erkeklerin oluşturduğu bu toplulukta yerli kadınlar dışında kadın yoktur , kulübelerini süpüren , yemeklerini yapan erkekler görürüz.
Boston’lu Cookie ile Çin’li King-Lu ‘nun arkadaşlığı doğal bir uyumla gelişir , King_Lu ‘nun girişimciliği Cookie’nin aşçılığı ile biraraya gelince , ortak bir hayal kurulur ,Amerikan Rüyası görülür. Cookie Boston’da bir fırında çalışmış yetenekli bir pastacıdır , Lu ise eğitimli (filmde onun birkaç dil konuştuğunu görüyoruz) , iş fırsatlarını gören, risk almayı bilen , hırslı kişilik. Fırsat ise nehirden ayaklarına gelen bir inek…
İngiliz zengin bir tüccar olan bölgenin Şef Faktörü ( Toby Jones ), çayında sütü sevdiği için maliyetten kaçınmamış , bölgeye ilk ineği getirmiştir.
Cookie’nin nefis çöregi için gereken süt artık mevcuttur ama ona ulaşmak için gereken şey cesarettir o da King-Lu ‘dadir. Böylece tarihin en masum soygun hikayesi başlayacak , o sütle Cookie nefis yağlı çöreğini yapacak ve çörek pazarda kapışılacaktır.Ortak para birimi bile olmadığından ödemeyi kimi değerli madenle ,kimi boncukla bazıları kürkle yapacak ve biriken parayla iki arkadaşın ortak hayali gün be gün yakınlaşacaktır. Ama bu soygun ne kadar sürdürülebilir , King-Lu’ya göre bu onlar için kaçınılmaz olarak alınması gereken bir risk ,böyle bir fırsat hayatta bir kez çıkar .
Oyun herkese açık gibi görünse de bütün oyuncuların kazanma şansı var mıdır ? Amerikan rüyası herkes için gerçekleşebilir mi ?
Parasite filmini izleyenler bu iki film arasında hoş bir benzerlik yakalayabilir . Her ikisi de, emekçilerin kurnazca ama riskli bir şekilde sermaye sınıfının saflığı ve aptallığı etrafında geçim kaynakları inşa etme hikayeleridir. Ve her iki filmde de, kaçınılmaz olarak, planlar ters gider ve sermaye sınıfı, varlıklarının ele geçirildiğinden şüphelenmeye başlar. Bakalım sonuçları farklı olacak mı ?
Hammadde temininden arz ve talep pazarına ,büyümenin zorbalığından servet vaadine ,Amerikan rüyasının yükselişi ve düşüşü ,hepsi küçük bir yağlı çöreğin içinde.
K.Reichardt ‘ın filmi küçük bütçeli , sektörün devasa firmalarının harcadığı bütçelerle karşılaştırılamaz bile , ancak küçük bütçeli filmler izleyicide derin duygu ve düşüncenin uyanmasının önünde engel değil. Reichardt'ın anti-kapitalist film yapımcılığının ürünü olan First Cow , bağımsızlığının verdiği güçle sistemi özgürce eleştiriyor . Reichardt verdiği röportajda “Filmimde kapitalizmin ve doğal dünyanın tohumlarını görebilmenizi seviyorum “ diyor “Ve kendinize şu soruyu sorun, bu iki şey bir arada var olabilir mi?"
Reichardt'ın yavaş tempolu , aksiyondan ziyade karakterlerin iç yaşamlarına odaklanarak, karakterler arasındaki umutları, hayalleri ve ilişkileri ana eksene oturtan filminin güzelliği mercek altına aldığı ayrıntılarda gizli. Her şeyin nasıl ince ama karmaşık bir dengede var olduğunu gösteren, insanın doğa ile ilişkisi, insanın insanla ilişkisi ve insanın kendisiyle olan ilişkisi hakkında çok güzel bir hikaye. Bu sene izlediklerim içinde en beğendiğim film oldu First Cow , sinemanın büyüsünü hissettiren , içinde kaybolduğum , umarım siz de bu büyüye kapılırsınız , iyi seyirler .. 😇