Diziyi ilk kez duyduğumda adındaki 11.22.63'ün 22 Kasım 1963 tarihini temsil ettiğini anlamayıp dizinin bilimkurgu türünde olmasını -en azından hakkında yazılanlar bu şekilde- ele alarak bu 11.22.63'ü bir kod sanmıştım. İlk bölümde bu konuda yanıldığımı farkettim. Böyle sanmamın sebebi de…devamıDiziyi ilk kez duyduğumda adındaki 11.22.63'ün 22 Kasım 1963 tarihini temsil ettiğini anlamayıp dizinin bilimkurgu türünde olmasını -en azından hakkında yazılanlar bu şekilde- ele alarak bu 11.22.63'ü bir kod sanmıştım. İlk bölümde bu konuda yanıldığımı farkettim. Böyle sanmamın sebebi de bildiğiniz gibi bizde tarihlerde ayın değil günün başta yazılması. Her neyse bu gereksiz bir bilgiydi. Dizi hakkında konuşmak istiyorum biraz. Tek kelime ile ''mükemmel'' diye özetleyip işin içinden çıkabilirim, lakin bu mükemmel dizi hakkında konuşmasam ayıp olur. Sonuçta ne kadar saçma ve kötü olan projelere de yorum yaptım, 11.22.63 ekibine haksızlık yapmayalım.
Dizinin konusundan bahsedip sonrasında ise düşüncelerimi paylaşayım, elimden geldiğince spoiler vermemeye çalışacağım. Spoiler verdiğim paragrafta bunu belirtirim. Bir İngilizce öğretmeni olan Jake, sürekli gittiği burger dükkanının sahibinin kendisine gösterdiği bir şey ve ondan istediği önemli bir görevle hayatı tamamen değişir. Bu burger dükkanının deposunda 1960 yılına açılan gizli bir geçit vardır. Jake'in artık çok önemli bir görevi vardır; John F. Keneddy suikastini önlemek.
Aslında sadece bilimkurgu türüne sokabileceğimiz bir dizi değil, zira dizide her şey var. Fakat bu diziyi zaman yolculuğu konusunu ele alıp bilimkurgu türüne atfedersek diğer bilimkurgu dizilerine haksızlık yapmış oluruz. Daha çok altarnetif evren dizisi diyebilirim, lakin bu durumda bilimkurguyla ilgili. Türü üzerinde daha fazla kafa yormak istemiyorum, güçlü bir dönem dizisi deyip işin içinden çıkabilirim. Bölüm süreleri yaklaşık 50 dakika. Başlarda bu süre beni korkutmuştu, lakin sahneler öyle merak uyandırıcıydı ki süresini farketmedim bile. Diziyi 2 gün içerisinde bitirdim. Başarılı bir yapım bekliyordum, ama bu beklediğimden katbekat daha başarılıydı. Elbette bunda James Franco'nun kusursuz oyunculuğunun katkısı büyük ama yazılan senaryoyu ve konunun işlenişindeki muazzam uyumu da unutmamak gerek. Her bölümünü büyük bir merak ve heyecanla izledim. Kaçıncı bölüm hatırlamıyorum, izlemiş olanlar hatırlayacaktır. Jake, Sadie ve Johnny'nin (sanırım adı buydu) bir araya geldikleri kısım dizinin en gerilimli sahnesiydi. Tuhaf bir korku yaşattı bu sahne bana. Aslında o anda olacaklar tahmin edilebilir olsa da gerilim düzeyi yüksekti sahnenin. Tabii baltalı adamın sahnesini de unutmamak gerek. Gerçekten yaşanmış bir olayın altarnetif versiyonunu işledikleri için her ne kadar tahmin edilebilir bir dizi olsa da heyecan dozu yüksekti. Ara ara konudan saptığını düşüneceğimiz sahneler bile bir şekilde ana konuya bağlanıyordu. Yani dizide gereksiz diyebileceğim bir sahne yoktu. Bazı duyguları -gerekli olanları- yüksek dozda yaşatıp, olmasa da olur dediğimiz kısımları daha az, gidişatı bozmayacak şekilde tadında yaşattı, örneğin romantizm dolu sahneleri. Sadie'nin güzelliğine hayran kaldım. Sarah Gadon fazlasıyla güzel bulduğum bir kadın. Fakat Sadie karakterinin apayrı bir güzelliği vardı. Karakteristik duruşu kendine hayran bıraktı. Sarah Gadon, Alice Grace dizisinde başrol olmasına rağmen güzelliğiyle bu kadar ilgimi çekmemişti ama Sadie karakterinin güzelliği gerçekten muhteşemdi. Bu kısımda Sarah'tan bahsetmiyorum direkt olarak karakterden bahsediyorum. Sanırım siz beni anladınız.
İçimde finalinin kötü olacağına dair bir korku vardı, fakat finali de mükemmel bitti. Düşündüğüm altarnetif sondan çok daha farklı oldu her şey. Gayet başarılı buldum finali. Bir hatası, bir eksiği, açığı yoktu. Son zamanlarda izlemiş olduğum en iyi diziydi. Sürekli bir aksi durumun çıkması sinirlerimi bozmuş olsa da dizinin heyecanının artması açısından bu kısımlar oldukça iyiydi. Her şeyi kolay yoldan halletselerdi dizinin merak edilecek bir yanı kalmazdı. Sadie karakterinin güzelliğinden, James Franco'nun başarılı oyunculuğundan bahsettim. Aralarındaki uyumu değerlendirmemek olmaz şimdi. Farklı bir ten uyumları vardı. Bu ikilinin bir arada olduğu romantik bir dönem filmi ya da dizisi olursa -varsa- kesinlikle izlerim.
Dizinin gerçek hayattaki görüntüleri dizi için çekilen sahnelerle montajlama kısmını da sevdim. Gerçeklik algısını arttırmıştı. Son olarak bir şeyden daha bahsetmek istiyorum. Bunu birtek ben farketmemişimdir eminim. Gerçek hayattaki Lee Harvey Oswald ile dizideki Lee arasında şaşırtıcı bir benzerlik var. Yüz hatları birbirlerine oldukça benziyor, bu durumda dizinin oyuncu seçimleri konusunda titiz davrandığını söylemek mümkün. Konusu ilgini olan, sürükleyici, asla sıkılmayacağınız bir dizi arıyorsanız vakit kaybetmeden izleyin.
***SPOİLER***
Dizide gösterilene göre Keneddy ölmeseydi her şey Amerika için çok kötü bir hâl alacaktı. Dolaylı olarak bu da demek oluyor ki her şey geri kalan ülkeler için oldukça güzel bir hal alacaktı. Keşke ölmeseydin be Keneddy Başkan...