Alfred Döblin'in 1929 tarihli romanı 'Berlin Alexanderplatz' romanı geçen yüzyıl Alman dilinde yazılmış en önemli romanlar arasında sayılıyor . 📖 1931 Yılında ilk kez 90 dakika olarak Piel Jutzi tarafından sinemaya uyarlandı . 🎬 1980 Yılında Alman televizyonu için (…devamıAlfred Döblin'in 1929 tarihli romanı 'Berlin Alexanderplatz' romanı geçen yüzyıl Alman dilinde yazılmış en önemli romanlar arasında sayılıyor . 📖
1931 Yılında ilk kez 90 dakika olarak Piel Jutzi tarafından sinemaya uyarlandı . 🎬
1980 Yılında Alman televizyonu için ( başyapıt kabul edilir) , Rainer Werner Fassbinder tarafından 14 bölümlük dizisi yapıldı .🎥
1980 Yılında Fassbinder'in diziyi çektiği yıl , Afganlı göçmen bir ailenin çocuğu olarak Almanya'da doğan Burhan QURBANI , romanı günümüze modern adaptasyonu ile Akdenizi botla aşan Gine - Bissau göçmeni/mülteci Francis'in ekseninde , bir kadın dış ses anlayısıyla 5 bölüm ve bir sonsöze bölerek 3 saat 3 dakikalık bir sürede , başarılı görüntü yönetiminden , yapım tasarıma , teknik anlamda her açıdan üst düzey bir anlatım ve oyunculuklarla izleyiciyi hipnotize eden bir anlatım sunuyor .
Francis dürüst ve iyi bir insan olmaya kararlıdır . Fakat kimliği ve çalışma izni olmayan bir mülteci olarak Francis'de ırkçılık ve yabancı düşmanlığı karşısında kendini koruma yöntemleri arıyor .
Ne kadar karşı koyarsa koysun , suça bulaşmadan istediği hayata kavuşamayacağının farkına varan Francis , uyuşturucu satıcısı Reinhold için çalışmaya başlıyor .
Ağır psikopat Reinhold , Francis'in içindeki iki insandan kötücül olanı keşfetmiştir . İkilinin arasında aklımızın pek de alamayacağı hastalıklı bir arkadaşlık ilişkisinin başladığına tanık oluyoruz .
Francis'in duygu değişikliklerinde özellikle öfke patlamalarında bir 'boğa metaforu' çıkıyor karşımıza yine Reinhold'un sakinleştirdiği .
Reinhold'un , para , kadın , uyuşturucu ve gece alemiyle Francis'i tutsak aldığı bir dünyaya geçiş yapıyoruz .
Hatta Reinhold'un götürdüğü , Francis'in tanışıp beraber olduğu gece kulübünün sahibi Eva'nın , Reinhold'un güvenilmezliğine dair tüm uyarı ve tekliflerine rağmen !
Bu suç alemi yolculuğu içerisinde mülteci Francis'i Franz'a dönüştürmek ve bir Alman pasaportu elde etmek en büyük hayalidir Francis'in .
Reinhold'ta bir sistemin zincirlerinden biri olarak Pums adında bir mafya liderine bağlıdır . Zaman zaman heyecan olsun diye kendi yöntemleri ile renkli maskeler takıp kuyumcu soygunu yaparlar .
Filmin kırılma noktası ikinci bölümün sonlarından itibaren , bir kuyumcu soygununda Reinhold ile anlaşmazlığa düşen Francis'in yaşadıkları ve sonrası şok etkisi yaratır bizde !
Ve biz dış sesle tanışırız , Francis ya da yeni ismiyle de Franz hayatının aşkı Mieze ile .
Geceleri 1000 euro karşılığında fahişelik yapan güzel Mieze ...
_ 'Ben şekerden yapılmadım mermerden yapıldım' diyen Mieze .
Artık öfkeli boğa vardır , kimi zaman uyuşturucu satılan parkta elinde çekiçle , kimi zaman da mülteci yatakhanelerinde , 'göçmen deyin bana ama mülteci demeyin' söylevleri çekip elinde parayla Reinhold'tan öğrendiği gibi uyuşturucu satıcısı olmaları için mültecileri ikna etmeye çalışan .
Sonrası adeta bir cehennem yolculuğu hikayesidir 'Franz'ın , günahların , acıların , şehvetin ve bir kayboluşun koynunda .
'Berlin Alexanderplatz' ,filmin güçlü renkleri , ustalıklı işlenmiş görüntüleri ve ışığın müthiş bir görsellikle sunulması sonucu , üç ana oyuncuyla birlikte yan karakterlerin üzerinde derinlikli ve ince işçiliğin ustalıkla anlatımı , mekanlar ve müzikleriyle izleyiciyi adeta filmin içinde bir yaşayan , bir şahit kimliğine dönüştürmesini biliyor . 🙏🎬
Üç baş oyuncuyu ayrı ayrı anmadan geçmek mümkün değil .
Francis / Franz rolünde Welket Bungué ve Mieze rolünde Jella Haase' in performanslarının çok sahici ve güçlü olmasıyla beraber , Reinhold rolünde Albrecht Schuch'un performansının hayranlık uyandırıcı olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim.. 😇