Dogman / Matteo Garrone Köpeğin olayım abi, köpekler gibi seviyorum, bana köpek çekiyorlar, köpek bile yediği kaba pislemez, köpek gibi süründürdüm herif ve benzeri deyimlerimizin bolluğu, insan ve en eski dostu arasındaki bazen sevgi dolu, bazen de patolojik ilişkinin giriftliğini…devamıDogman / Matteo Garrone
Köpeğin olayım abi, köpekler gibi seviyorum, bana köpek çekiyorlar, köpek bile yediği kaba pislemez, köpek gibi süründürdüm herif ve benzeri deyimlerimizin bolluğu, insan ve en eski dostu arasındaki bazen sevgi dolu, bazen de patolojik ilişkinin giriftliğini gösteriyor. Köpekler sadakatlerinden vahşiliklerine değin geniş bir karakter yelpazesi ile hayatlarımıza girmiş; onları körlere yardım için de kullanmışız, dövüştürmek ve insanlara saldırtmak için de… Köpek-insan ilişkilerinin oldukça geniş spektrumu edebiyat ve sinema gibi sanat dallarına zengin bir malzeme sunmuştur.
İtalyan yönetmen Garrone, Dogman filminde bu çok boyutlu ilişkiyi sadakat ve şiddet ekseninde başarılı bir şekilde yansıtmış… Dogman, Napoli yakınlarında bir zamanların gözde bir tatil yöresi olduğu izlenimini veren, artık gözden düşmüş fakir, paslanmış, küflenmiş bir sahil kasabasında geçiyor. İlk bakışta herkesin birbirini tanıdığı, sıcak ve samimi insan ilişkilerinin olduğu, Akdeniz kanının kaynadığı bir mahalle; ancak, yavaş yavaş bu eko sistemin bir korku ve şiddet atmosferi altında ayakta durabildiğini hissediyorsunuz. Gerekmedikçe görünürde olmayan bir şiddetin gölgesi aile ve komşu ilişkilerinin üzerine çöreklenmiş ve hayatı olabildiğince ağırlaştırmış. Ama bu görünmez şiddeti ve zorbalığı kanıksayan, ona başkaldırmaya mecali olmayan halk tatlı/acı hayatlarını sürdürmeye devam ediyor. Özetle filmimizin mekanı, hiç de öyle “ah, akdeniz kıyısında küçük bir İtalyan kasabasına yerleşsem” diyebileceğiniz bir yer değil.
Gelelim köpeklere… Filmde köpeklerin önemli bir rolü olmasa da simgesel katkıları üst düzeyde. Performansıyla döktüren Marcello Fonte, köpek bakım salonu ve oteli işleten, köpekleri çok seven bir mahalle esnafı. Ufak tefek ve çirkin kahramanımız, genelde kendi cüssesinden daha iri hayvanlarla mesai geçiriyor, köpek güzellik yarışmalarına katılıp, boşandığı eşinden kızıyla scuba turlarına çıkabilmek için para biriktiriyor. Pek çok hemşerisi gibi ufak tefek yasa dışı işlere girişmek gündelik hayatının bir parçası. Ama hayatından çıkaramadığı bazı sevimsiz ilişkiler var; mahallenin belalısı, alemlerin zorbası Simone uyuşturucu temin etmek, hırsızlıklarına yardım ve yataklık için Marcello’nun peşini bırakmıyor. Marcello da ona “köpek” gibi sadık; hayatını karartan bu zorbalıktan hem memnun görünmüyor, hem de kurtulmak istemiyor. Şiddetten kaçış olmadığını düşündüğü bu küçük İtalyan kasabasında zorbalıkla olan ilişkisini belli bir düzeyde tutmak zorunda kalıyor; bir köpekle sahibinin ilişkisi gibi!
Ancak kasabanın “it”i diyebileceğimiz Simone’nin talepleri giderek katlanılmaz boyutlara tırmanıyor. Marcello, Simone’nin köpeği olmaya devam edebilecek mi? Bu ilişki, tüm çevresiyle olan sosyal bağlarını kopma seviyesine getirse bile? Filmimiz, yavaş yavaş Marcello odağında bir çıkmaza doğru sürükleniyor. Simone, Marcello’ya sürekli köpek çekip onu kanişi gibi kullanıyor; Marcello da Simone’u vahşi bir buldog, acımasız bir doberman olarak kabul edip ona göre çare aramaya çalışıyor… Bu ikili arasındaki gerilim, insan/köpek ilişkisinin farklı açılardan irdelendiği, köpek ve insan rollerinin iki kahraman arasında yer değiştirdiği, zeka, şiddet ve hüzün dolu bir sinema şölenine dönüşüyor.
Mafyanın ana vatanı topraklara sinen şiddet ve zorbalığın, ve yine mafyanın en önemli ahlak kuralı haline gelen sadakatin küçük bir kasaba ölçeğinde, insan/köpek ilişkisi üzerinden oldukça başarılı bir anlatımını beğeneceğinizi umarım .. 😇