Adı bilinmeyen bir ülkenin başkentinde siyasi bir kriz yaşanır. Seçim yapılır ve ülkenin başkentindeki oyların büyük çoğunluğu boş çıkar. Seçimler tekrarlanır ama sonuç değişmez. Bu tuhaf durumun nedenini anlamaya çalışan yöneticiler, siyasi otoritelerini kullanarak yapılan bazı çözüm stratejilerini uygulamaya koyar.…devamıAdı bilinmeyen bir ülkenin başkentinde siyasi bir kriz yaşanır. Seçim yapılır ve ülkenin başkentindeki oyların büyük çoğunluğu boş çıkar. Seçimler tekrarlanır ama sonuç değişmez. Bu tuhaf durumun nedenini anlamaya çalışan yöneticiler, siyasi otoritelerini kullanarak yapılan bazı çözüm stratejilerini uygulamaya koyar. Başkent seçmenlerinin yapılan uygulamalara olan tepkisi beklenildiğinden daha farklı olunca da domino etkisi yaratan bir olaylar silsilesi birbirini izler.
José Saramago bu kitabı yazarken nokta ve virgül dışında herhangi bir noktalama işareti kullanmamayı tercih etmiş. Kendine has sembolik bir anlatımı olan bir roman. Dikkatli okuyucular okudukça bu sembolizmi fark edebilirler.
Romandaki bazı olaylar oldukça detaylı bir şekilde işlenmiş, dolayısıyla yoğun bir anlatımı var. Bu yüzden verilmek istenen mesajları keşfedebilmek adına okurken birazcık daha sabırlı olmanızı tavsiye ederim.
Kitap yazarın "Körlük" isimli kitabının devamı niteliğinde ama şunu da özellikle belirtmek isterim ki bu kitapta olaylar Körlük'teki olayların bittiği yerden başlamıyor. Bu yüzden bu kitabı okumaya başlarken sadece Körlük'teki olayların kaldığı yerden direk devam edeceği baklentisi içinde olmayın. Başlangıçta daha çok Körlük'teki ilginç olayların yaşandığı ülkede geçen farklı bir hikâyenin anlatıldığı söylenebilir. Tabii olaylar ilerledikçe bir noktadan sonra iki kitap arasındaki bağlantı kuruluyor ve gerilim küçük dozlarla giderek artıyor. Bunu da göz ardı etmemek lazım.
Körlük'ü tekrar okumayı düşünüyordum ve bu kitabı okuduktan sonra bu kararım bir kez daha kesinleşmiş oldu. Umarım tekrar vakit ayırabilirim.
Zaman ayırıp yazdıklarımı okuyan herkese teşekkür ederim. :)
📌Alıntılar:
"(...) ardından, azar azar da olsa, coşkusuz da olsa, dallarından yavaşça kopan sonbahar yaprakları gibi oy pusulaları sandığa düşmeye başladı."
s. 19
"(...) çünkü sıradan kelimeler sempatiktir, aldatmayı bilmezler."
s. 38
"Umut tuz gibidir, beslemez ama ekmeğe tat verir,"
s. 48
"Yani istifamı sunmaya davet edilmeyecek miyim"
"Sakin olun, huzur içinde uyuyun,"
"Huzur içinde olmak için uykuya ihtiyacımız olmasa çok daha iyi olur, sayın başkan"
s. 117
"İnsanların ne istediğini ifade eden tek bir ses, yaşasın, kahrolsun lafı, bir slogan işitiyor olmak asıl beni şaşırtan, sadece insanın iliğini ürperten bu tehditkâr sessizlik var'"
"Korku filmi dilini unutun, belki, sonuçta, insanlar sadece sözlerden yorulmuştur,"
s. 142
"Evet, siyasal yaşamımın en büyük hatası beni bu koltuğa oturtmalarına izin vermek oldu, koltuğun kollarının onlara kelepçeli olduğunu zamanında anlayamadım.
(...) Doğru, bu nedenle bana kurdele kesmekten ve çocukları öpmekten başka bir şey bırakmadılar,"
s.192
"Kimi zaman karar merkezlerine fazla yakın olmak miyopluğa yol açar, görüş açısını daraltır,"
s.206
"Biz iş arkadaşıyız, hepimiz aynı gemideyiz, itaati sağlamak için her saat rütbesini göstermek zorunda kalan bir otorite ne kadar da zavallıdır,"
s.208
"Binada asansör yoktu, günün birinde olma umudu da yoktu,"
s.218
"(...) bir komplo olduğunun kanıtı tam da ondan söz edilmemesinde yatar,"
s.222
"Masum kimse yoktur, herkes bir suçtan sanık olmasa da bir kabahatten suçludur, hiç şaşmaz bu,"
s.229
"Hayır, komiser, artık tek gözün iki gözden daha iyi gördüğünü biliyorum, çünkü ona yardım edecek bir diğeri olmadığından, bütün işi o yapmak zorundadır, Belki de bu yüzden körler ülkesinde tek gözlüler kral olur derler,"
s.241
"(...) anlaşılmayan şey reddedilebilir, fakat bunu bahane olarak kullanmanın bir yolu bulunursa asla reddedilmez."
s.254
"(...) zaman tıpkı insanlar gibidir, kimi zaman ayak sürür, kimi zaman ise geyik gibi koşup oğlak gibi sıçrar,"
s.259
"Diller tutucudur, arşivlerini daima yanında taşırlar ve güncellenmekten nefret ederler."
s.259
"(...) algıladığı şeyi sözlerle ifade edememesi bunu hissetmediği anlamına değil, hissedecek kadar algılamadığı anlamına geliyordu."
s.262
"Tanrı sizi icat edeni korusun, diye sofuca mırıldandı tostlara bakarak."
s.263
"(...) yarım ağızla söylenen şeyler eksizsiz lafların söyleyemediklerini söylemek için vardır,"
s.273
"(...) birçok kez korkular hayatlarımızı acılaştırır ve sonunda ne bir temelleri ne de varlık nedenleri olduğu ortaya çıkar."
s.317