The Cremator / Ölü Yakıcısı - 1968 Filmimiz Hitler tarafından yutulmadan önce sadece 20 yıl hüküm sürebilmiş Çekoslovak Cumhuriyeti’nde, ilhaktan bir yıl önce geçiyor. Kahramanımız Karel (veya Roman) 19 yıllık mutlu bir evliliği olan bir krematoryum çalışanıdır. 19 yıllık evlilik…devamıThe Cremator / Ölü Yakıcısı - 1968
Filmimiz Hitler tarafından yutulmadan önce sadece 20 yıl hüküm sürebilmiş Çekoslovak Cumhuriyeti’nde, ilhaktan bir yıl önce geçiyor. Kahramanımız Karel (veya Roman) 19 yıllık mutlu bir evliliği olan bir krematoryum çalışanıdır. 19 yıllık evlilik en önemli ipucunu veriyor sanırım; Karel ile Çekoslovak Cumhuriyeti’ni temsil ettiğini anlamamız fazla uzun sürmez. 19 yıllık eşi Lakme ise Yahudi asıllı bir Çek vatandaşıdır. Ancak Yahudi kimliğinde ısrarcı değildir, kendini bir “Çek” olarak görür, Çekçe konuşur, çocuklar Çek kültürü ile büyümektedir. Karel’in çalıştığı krematoryum da tam bir Çekoslovak mozağidir; çalışanlar arasında aryanlar, yahudiler, romenler ne ararsan vardır ve herkes olabildiğince huzur içinde çalışmaktadır.
Krematoryum’un konumu ve tasarımı ilginçtir; Katoliklerin, Protestanların, Yahudilerin ağır bastığı bir toplumda epey bir vatandaş krematoryum hizmetinden faydalanmaktadır. Binanın kendisi ise, bir Yunan tapınağı ile Tibet Budist Sarayı’nın bileşimini andırır. Karel burasını “Ölüm Tapınağı” olarak adlandırmaktadır; sürekli elinin altında duran en sevdiği kitap ise Tibet İnançlarını anlatan bir eserdir. Ona göre reenkarnasyon vardır ve ölülerin yakılması Hristiyan geleneğindeki “ashes to ashes, dust to dust” ile uyumludur. Mezara gömülen ceset en erken 20 yılda toprakla bütünleşirken, yakılan ceset 75 dakikada küllere karışır, böylece kişinin ruhu bir an önce yeniden bedenlenebilir. Acı çeken bir insanın hayatını sürdürmekte ısrar etmek gereksizdir, onu bir an önce acısından kurtarıp yeni bir hayata kavuşturmak en iyisidir.
Karel’in bu düşüncesi filmin devamı için oldukça önemli; çünkü propaganda makinesi insanları en can alıcı noktasından kavrayıp, inançları doğrultusunda onları iyi bir şeyler yaptığına inandırmak konusunda çok başarılıdır. Karel’in geniş bir arkadaş çevresi vardır ve bunlardan biri Çek-Alman birleşmesini savunan Reinke’dir. Reinke, Anchluss sonrası Avusturya’nın nasıl ihya olduğunu, işsizliğin azaldığını, ülkenin duble yollara kavuştuğunu falan anlatarak Karel’i saflarına çekmeye çalışır. Nazi propagandası, Karel’i, yani Çekoslovakya’yı yanına çekmek için dört koldan harekete geçer, eğlence, kumar, seks, iş yerinde terfi hepsi Karel’in ayaklarının altına serilecektir. Film, bu noktadan sonra hızla gelişir ve kahramanımızın 19 yıllık evliliği, 19 yıllık cumhuriyetin tarihiyle birlikte evrilir.
Filmin hikayesinden daha belirgin olan anlatım tarzı ve çekimler. Filmde uzun monologlar var ve neredeyse her şey Karel’in zihninde geçiyor. Edebiyattaki “bilinç akışı” tekniğinin sinemaya uyarlanmış bir versiyonu gibi; bu yüzden filmi sakin kafayla, dikkatle izlemek gerek. Diyaloglar bile neredeyse monolog gibi, çünkü bir bireyin, hatta bir ulusun aldığı kararları kendine onaylatması, vicdanını rahatlatması söz konusu. Çekimlere diyecek söz yok. Atlamalı kurgu tekniği, inanılmaz hızlı sahne geçişleri, zaman, sahne ve mekanın birlikte zıplaması derken insanı bazen yoran, ama görsel zekasına hayran bırakan bir tarz Aynı bilinç akışında olduğu gibi, bir an metresiyle konuşurken, ona hitaben kurduğu cümlesini karısının yüzüne tamamlaması, evin salonunda gelişen bir olayın bir anda gazinoda sonlanması ve seyircinin bulmaca çözer gibi parçaları birleştirmeye çalışması görülmemiş bir deneyim. Daracık mekanlarda balıkgözü kamera ile cisimlerin gerçek ötesi, korkutucu ve çarpıtılmış görüntüleri, alışılmadık açılardan çekimler, aynalardan yansımalar, sıra dışı kompozisyonlar derken beyniniz haşlanacak. İşin ilginci, bu kadar hoplamalı zıplamalı bir kurguyu izleyip filmi bitirdiğinizde sanki tek plan sekans bir eser izlemiş gibi hissedeceksiniz. Farklı bir sinema deneyimi için kaçırmayın.
İyi seyirler sevgili dostlar.. 🙃