Aslında dün farklı bir filmi izleyecekken bu filme denk geldim ve başladım izlemeye ama yarıda bırakmıştım.İzlesem mi izlemesem mi diye çok kararsızdım ama aşırı da merak ediyordum bu yüzden devam ettim izlemeye.İyi ki izlemişim diyorum şimdi kendime.Zaten kült filmlerden birisiymis…devamıAslında dün farklı bir filmi izleyecekken bu filme denk geldim ve başladım izlemeye ama yarıda bırakmıştım.İzlesem mi izlemesem mi diye çok kararsızdım ama aşırı da merak ediyordum bu yüzden devam ettim izlemeye.İyi ki izlemişim diyorum şimdi kendime.Zaten kült filmlerden birisiymis ve 5 ödül ve adaylıkları bulunuyormuş.Filmi izlerken çok farklı tahminlerde bulunuyordum çünkü konusuna ve türüne bakmadan başlamıştım izlemeye.Konu itibariyle korku gerilim filmiymis ama bana göre gerilimi daha ağır basıyor. Konu itibariyle evli bir kadının kocasına ihaneti onu başka biriyle aldatması anlatılıyor.Ama asıl konu bunun da ötesinde tabiki.Gosterdigi garip davranışların sebebini ben kişilik bozukluğu olabilir diye düşünmüştüm hatta öğretmen de Annayla aynı kişi olunca sabah o şekilde, akşam farklı bir şekilde davranıyor diye düşünmüştüm amaa benim düşündüğümun de ötesinde çok farklı bir olay vardı.Bir yaratıkla birlikteydi kadın oyuncumuz.Onunla birlikte olarak kendini tatmin ediyor ve ona ait olmaktan mutluluk duyuyordu ama aynı zamanda eşinden ve çocuğundan da vazgecemiyordu.Yaratik ise onunla her birlikteliğinden sonra insan halini almaya başlıyordu.Yani çok değişik bir filmdi "Bu ne yaa, yok artık, bu kadar da olmaz "dedirten bir filmdi.Filmde sadece kadın değil aynı zamanda kocasi da rahatsız ikisinin de psikolojik rahatsızlığı var ve bunların arasında sağ kalmaya çalışan bir çocuk... Sürreal bir film de diyebiliriz aslında.Ama ne anlatılmak istenmiş gerçekten anlayamadım.Yani o canavarla ne kastedilmis ya da Annayla aynı kişi olan Helen neden vardı, metroda muz yiyen adam, pembe çorapları olan adam gibi pek çok dikkatle hikâyesi var gibi gösterilen kişiler öylece bırakılmış, bahsedilmişti.Aslinda filmi izleten konusundan ziyade kesinlikle oyuncuların sergiledikleri o üstün performanslari.Basrol kadın ve başrol erkek aşırı iyi performans sergilemişler.Anksiyete bozuklugu, histeri nöbetleri, krizler vs hepsi en iyi şekilde canlandırilmıştı.Hele o metro sahnesindeki nöbetle kadın oyuncu adeta devleşmis.Andrzej Żuławski'nin bu filmde sürrealizm ve sembolizm gibi çeşitli sanat akımlarından yararlanması Possession’u sıradan bir ele geçirme filmi yapmaktan kurtarmış ve izleyiciye unutamayacağı bir sinema zevki yaşatmışti.Ben merakla izledim izlerken eminim sizlerde izlersiniz ama bu türü sevmeyenler izlerken sıkılabilir ya da rahatsız olabilir.Bu arada film yayınlandığı dönemde pek çok tepkiye maruz kalmış sansür uygulanmış,yasaklanmis.Hatta kadının yaratıkla olan sevişme sahnesi kesilmiş ama tabi şimdi her yerde açık açık gösteriliyor...