A STREETCAR NAMED DESİRE ( İHTİRAS TRAMVAYI ) - 1951 İhtiras Tramvayı (A Streetcar Named Desire), 1951 yılında Pulitzer Ödülü kazanmış Tennessee Williams'ın aynı adlı oyunundan uyarlanmış bir Oscar Ödüllü filmdir. Filmi, oyununu da yöneten Elia Kazan yönetmiş, baş rollerde…devamıA STREETCAR NAMED DESİRE ( İHTİRAS TRAMVAYI ) - 1951
İhtiras Tramvayı (A Streetcar Named Desire), 1951 yılında Pulitzer Ödülü kazanmış Tennessee Williams'ın aynı adlı oyunundan uyarlanmış bir Oscar Ödüllü filmdir. Filmi, oyununu da yöneten Elia Kazan yönetmiş, baş rollerde Marlon Brando (Stanley Kowalski), Vivien Leigh (Blanche DuBois), Kim Hunter ve Karl Malden. Leigh dışında hepsi Broadway kadrosunda görev almıştır.
Filmin yapımcısı yetenek avcısı avukat Charles K. Feldman ve Warner Bros Stüdyoları'nda çekilmiştir. Senaryosu Oscar Saul tarafından yazılmıştır.
Film, 1999 yılında Birleşik Devletler Kütüphane Kongresi tarafından “kültürel olarak önemli” filmler arasında ilan edilmiş ve Ulusal Film Sicil Dairesi’nde korunmasına karar verilmiştir.
Film müzikleri Hollywood’da zamanın en radikal yükseliş eğiliminde olan Alex North tarafından yapılmıştır. North, geleneksel tarzın yerine karakterlerin psikolojik dinamiklerini yansıtan kısa tınılar yazmasıyla ünlenmiştir. Filme yönelik çalışmasına o yılın En İyi Müzik Akademi Ödülü’ne aday gösterilen iki filminden biridir.
Dört oyunculuk kategorisinde de Akademi Ödülü'ne aday gösterilen filmlerden biridir.
Gerçekte bir tiyatro yazarı olmasına rağmen, Tennessee Williams sinemacılar tarafından çok sevilen bir senaristtir. Çok sayıda oyunu filme çekilmiş ve bunlardan iki tanesi Oscar’a aday olmuştur. Süslü anlatımları pek sevmez Tennessee Williams. Olay örgüsü basittir. Başı ve sonu bellidir. Kafa karıştırmaz. Zaten tiyatro senaryoları yazdığı için, fazla mekân da kullanmaz. Diğer yandan; oldukça zordur onun senaryoları. Karışıktır. Anlaması güçtür. Analiz gerektirir. Anlatılanı değil de, anlatılmak isteneni anlamaya çalışmak yorar insanı.
Tennessee Williams’ın en popüler uyarlamalarından sayılan, 1952 Oscar Adayı İhtiras Tramvayı (A Streetcar Named Desire); tüm mal varlığı olan Belle Reve’i kaybederek, kız kardeşi Stella’nın yanına taşınan Blanche hakkında. Blanche, ihtişamı seven bir kadındır. New Orleans’ın kenar mahallelerinden birinde, bir apartmanın alt katında, küçücük bir dairede yaşayan kız kardeşinin hayatı onu tatmin etmez. Ayrıca, Stella’nın kocası, Stanley’nin davranışlarından da oldukça rahatsızdır. Aynı çatı altında bir süre birbirlerine katlanırlar ancak Blanche’ın, Stanley’nin arkadaşı Mitch’e âşık olması; bardağı taşıran son damla olur. O andan itibaren, Blanche ve Stanley’nin birbirlerine karşı olan tutumları tamamen değişecektir. Ayrıca Stanley, Blanche’in pek de parlak olmayan geçmişine dair çok şey bilmektedir ve bunları ona karşı koz olarak kullanmaktan kaçınmayacaktır.
Realizm akımının altında inceleyecek olursak; filmde yoksulluk ve gelecek korkusu temalarını rahatça görebiliriz. Blanche, mal varlığını kaybedince, uzun yıllar boyunca hiç görmediği kız kardeşinin yanına geliyor. Aralarında bir kardeş sevgisi olduğunu söylemek çok zor çünkü birbirlerini neredeyse çocukluklarından beri hiç görmemişler ve hayatları boyunca bunun eksikliğini hiç hissetmemişler. Birbirlerinden gizledikleri çok şey var. Örneğin Stella’nın hamile olduğunu, Blanche uzun süre sonra Stanley’den öğreniyor. Stella ise Blanche’in geçmişine dair hiçbir şey bilmiyor. Stanley ona bir şeyler anlatmaya çalıştığında, duyduklarını kabullenemiyor. Blanche, o evde yaşamaktan mutlu değil. Sadece gidecek başka bir yeri olmadığı için orada kalıyor ve ileride sokakta kalmaktan korktuğu için aslında hiç sevmediği Stanley’e karşı bile iyi davranmaya çalışıyor. Diğer yandan, Mitch ile olan ilişkisini de güzel bir geleceğe zemin hazırlamak için kullandığı söylenebilir. Ona karşı bir şeyler hissettiği bir gerçek ama onunla evlenmek istemesinin asıl sebebi; kirli geçmişinden kurtulmak ve o korkunç evden uzakta, kendine ait yeni bir hayat kurmak. Bu fırsatı kaçırmamak için elinden gelen her şeyi yapıyor. Hatta Stanley’e karşı gelmeyi bile göze alıyor çünkü sahip olduğu tek şey olan güzelliği de yaşının ilerlemesiyle kaybolmaya başlıyor ve Mitch, hayatını düzene koymak için son şansı gibi görünüyor. Blanche, senaryonun en başından itibaren açıkça görüldüğü gibi; materyalist bir insan. Bu yüzden güzelliğini kaybediyor olmak onu çok üzüyor. Gerçek yaşını kimseye söylemiyor. Kırışıklıklarının fark edilmesinden korktuğu için gündüz vakti asla dışarı çıkmıyor. Hatta odasındaki ampulün üstüne bile fener takma gereği duyuyor.