MEST OLDUM. Birçok farklı konuyu oldukça güzel ve mantıklı şekilde işlemiş. Hayatımda gördüğüm en mantıklı ve işlevsel cümlelere sahip olan kitap. Kuşkuculuğun önemi üzerine başlayıp şu başlıkları işliyor: - Düşler ve Gerçekler - Bilim boş-inanlı mıdır? - İnsan Rasyonel Olabilir…devamıMEST OLDUM.
Birçok farklı konuyu oldukça güzel ve mantıklı şekilde işlemiş. Hayatımda gördüğüm en mantıklı ve işlevsel cümlelere sahip olan kitap.
Kuşkuculuğun önemi üzerine başlayıp şu başlıkları işliyor:
- Düşler ve Gerçekler
- Bilim boş-inanlı mıdır?
- İnsan Rasyonel Olabilir mi?
- Yirminci Yüzyılda Felsefe
- Makineler ve Duygular
- Davranışçılık ve Değerler
- Doğu'nun ve Batı'nın Mutluluk İdealleri
- İyi İnsanların Yol Açtıkları Kötülükler
-Püritenizmin Dönüşü
- Politikada Kuşkuculuk Gereksinimi
- Özgür Düşünce ve Resmi Propaganda
- Toplum İçinde Özgürlük
- Eğitimde Özgürlük ve Otorite
- Psikoloji ve Politika
- İnan Savaşları Tehlikesi
- Geleceğe Dönük Bazı Tahminler
Benim okuduğum Tübitak yayınlarındandı.
Anlamadığım şey, neden felsefe kitaplarında bolca yazım yanlışı olduğu. Bu, okuduğum ikinci felsefi kitap. Gerçi önceki yarım kalmıştı, o sayılmaz ama olsun. İkisinde de daima "şey" kelimesi kendinden önceki kelimeye bitişik yazılmıştı mesela, en gözümü acıtan buydu. Ve çok daha fazlası... Umarım editörlerin eksikliğinden ziyade basım yıllarının eski olmasından kaynaklıdır.
En dikkatimi çeken birkaç yeri bırakıp gidiyorum:
🪐 Yönetmeyi sevenler halk tabakasına koyun sürüsü gözüyle bakmanın onların yararına olduğunu düşünürler; sigaradan hoşlananlar sigaranın sinirleri yatıştırdığını, alkolden hoşlananlar alkolün zihni uyardığını söylerler. Bu tür gerekçelerin yol açtığı yargılar, olayların değerlendirilmesinde önlenmesi zor olan yanılgılara yol açar. Alkolün sinir sistemi üzerindeki etkisi konusunda yazılmış bilimsel bir makale bile çoğu kez, satır aralarında içerdiği kanıtlarla, yazarın alkole karşı kişisel tutumunu açığa vurur; her iki olasılıkta da, olaylara kendi alışkanlığını destekleyici bir gözle bakmak eğilimi vardır. Bu tür düşünceler politika ve din konularında büyük önem taşır. Çoğu kimse politik görüşlerini belirlerken toplumun iyiliği isteğiyle yola çıktığını düşünür; ancak on kişiden dokuzunun politik eğilimi onun geçimini nasıl kazandığına bakarak kestirilebilir. Bu durum bazı kimseleri bu tür konularda objektif davranılamayacağı, karşıt eğilimli sınıflar arasında şiddetli rekabet dışında bir yöntem bulunamayacağı görüşünü savunmaya; birçoklarını da gerçekten öyle olduğuna inandırmaya yöneltmiştir.
🪐 Düzenli bir toplumda başkalarının zararına olan bir şeyin, onu yapan kişinin çıkarına olması pek enderdir. Bir insan rasyonellikten uzaklaştığı ölçüde, başkalarını inciten şeylerin kendisini de inciteceğini göremez; çünkü nefret ve haset onu körleştirmiştir. Bu nedenle, bilerek gözetilen kişisel çıkarın en yüce ahlak ilkesi olduğunu savunmuyorsam da eğer yaygın olarak benimsenirse dünyanın şimdi olduğundan daha iyi bir dünya olacağında ısrar ediyorum.
🪐 Günlük yaşamda rasyonellik, sadece o anda güçlü olan arzularımızı değil, içinde bulunulan duruma ilişkin bütün isteklerimizi anımsama alışkanlığı olarak tanımlanabilir. Fikirlerin rasyonelliğinde olduğu gibi bu da bir ölçü sorunudur. Tam bir rasyonellik, kuşkusuz, erişilmesi olanaksız bir idealdir. Bununla beraber, bazı insanları deli olarak nitelendirdiğimiz sürece, bazı insanların diğerlerinden daha rasyonel olduğunu varsaydığımız ortadadır. Dünyadaki elle tutulur her türlü iyiye gidişin, pratik ve teorik rasyonelizmin güçlenmesinden kaynaklandığı kanısındayım.
🪐 Günümüzde politik sorunlar konusunda birbirinden çok farklı iki uzman vardır. Bir yanda partilerin politikacıları; öte yanda da çoğunlukla bürokrat olan uzmanlar ve onlarla birlikte ekonomistler, finans kesimi, tıp bilimcileri, vb. Bu iki uzman sınıfının her birinin özel becerileri vardır. Politikacının becerisi insanları, kendi yararlarına olduğuna inandıracak şeylerin ne olduğunu kestirmek; uzmanların becerisi ise, halkın inandırılması koşuluyla neyin gerçekten yararlı olduğunu saptamaktır. (Bu koşul elzemdir; çünkü, değerleri ne olursa olsun büyük tepkilere yol açan önlemler nadiren yarar sağlar.) Demokrasilerde politikacının gücü, sokaktaki adama doğru gibi görünen fikirlere sahip çıkmasına bağlıdır. Politikacılardan, uzmanlarca isabetli bulunan fikirlerin iyi fikirler olduğunu savunma yüce gönüllülüğünü beklemek boşunadır. Çünkü bunu yaparlarsa meydanı başkalarına kaptırırlar. Öte yandan, başkalarının ne düşündüklerini kestirmek için gerekli olan sezgisel beceri, bizzat kendi fikirlerini oluşturma konusunda becerileri olduğu anlamına gelmez. Bu nedenle en yetenekli olanlarının çoğu, çoğunluğun iyi saydığı ama uzmanların kötü olduğunu bildiği önemleri içtenlikle savunmak durumunda kalırlar. Bu nedenle politikacılara, kaba deyimiyle rüşvet almamayı öğütlemek dışında, tarafsız olmaları yolunda uyarılarda bulunmanın hiçbir yararı yoktur.
🪐 Gerçek bilgiye en yakın şeylerin yalnız bilim alanında bulunabilmesine rağmen, bilimcilerin tutumu kuşku doludur ve zamanla değişebilir. Din ve politikada ise tam tersi söz konusudur; bilimsel bilgi denilebilecek hiçbir şey olmadığı halde, herkes dogmatik bir inanca sahip olmaya kendini zorunlu hisseder ve bu inancın açlık, hapis, savaş pahasına desteklenmesi ve farklı düşüncelerle tartışmalı rekabetten korunması gerektiğine inanır. Eğer bu konularda insanlara geçici olarak agnostik düşünce yapısı benimsetilebilseydi çağdaş dünyadaki kötülüklerin onda dokuzuna çare bulunabilirdi. Savaşlar da olanaksız olurdu, çünkü her iki taraf da hataların karşılıklı olduğunu görürdü. Zulüm sona ererdi. Eğitim, zihni daraltmayı değil, genişletmeyi amaçlardı. Kişiler, yöneticilerin irrasyonel duygularını kabul ettikleri için değil, o işin ehli oldukları için işe alınırlardı. Rasyonel kuşku tek başına, eğer oluşturulabilseydi, kıyamet öncesinde geleceğine inanılan, İncil'deki bin yıllık refah çağını getirmeye yeterli olabilirdi.
🪐 Eğitim. Gelişmiş bütün ülkelerde ilk öğretim devletin sorumluluğundadır. Öğretilenlerin bazılarının doğru olmadığı, onları düzenleyen yetkililerce de bilinir. Yine birçoğunun yanlış olduğu, en azından kuşku götürür olduğu, önyargısız herkes tarafından bilinir. Tarih eğitimini ele alalım. Tarih ders kitaplarında her ulus yalnızca kendini yüceltmeyi amaçlar. Bir kimse kendi yaşam öyküsünü yazarsa, ondan biraz alçakgönüllü olması beklenir; ama bir ulus kendi yaşamını yazarken; övüncün ve aşırı kendini beğenmişliğin artık sınırı yoktur. Benim çocukluğumda okul kitapları Fransızların fesat, Almanların erdemli olduğunu öğretirdi; şimdi tam tersini öğretiyorlar. Her iki durumda da gerçeğe en ufak bir saygı gösterilmemektedir.
🪐 Bir kimseye bir görev verilirken, ya da o kişi bir işe alınırken onun dinsel, siyasal ve ahlaki düşüncelerini dikkate alma alışkanlığı, insanlara fikirlerinden dolayı zulmetmenin çağdaş biçimidir.
🪐 Eğer dünyada hoşgörü olacaksa, okullarda öğretilmesi gereken şeylerden biri de kanıtları değerlendirme alışkanlığı, doğru olduklarına dair kanıt bulunmayan önermeleri olduğu gibi kabul etmeme alışkanlığı olmalıdır. Örneğin gazete okuma sanatı öğretilmelidir. Öğretmen, yıllar önce geçmiş ve politik tartışmalara yol açmış olan bir olayı ele almalı; çocuklara önce bir tarafı destekleyen gazetelerde yazılanları, sonra karşı taraftakileri destekleyenlerin yazdıklarını, en sonra da gerçekten ne olup bittiğini tarafsız bir şekilde aktaran yazıları okumalıdır. Deneyimli bir okuyucunun her iki taraftaki önyargılı haberlerden gerçekte ne olduğunu nasıl çıkarabileceğini göstermeli; gazetelerde yazılanların az veya çok gerçekdışı olduğunu öğrencilerin anlamasını sağlamalıdır. Bu öğreti sonunda edinilen kuşkuculuk, iyi niyetli insanların idealist yönlerine seslenen bu türden soytarıların dalaverelerine karşı, ilerideki yıllarda öğrencilere bağışıklık kazandıracaktır.
🪐 İnsanlar sadece başkalarının mutsuzluğu pahasına elde edilebilecek şeylere sahip olmayı istemekten vazgeçtiğinde, toplumsal özgürlük önündeki engeller de yok olacaktır.
🪐 Bebek dikkatle dinler, dudak hareketlerine bakar; bütün gün ses çıkarma talimleri yapar ve şaşılacak bir çaba gösterir. Kuşkusuz büyükler de onu övgülerle yüreklendirirler, ama yeni bir sözcük öğrenmediği günlerde onu cezalandırmak akıllarından geçmez. Sağladıkları tek şey fırsat ve övgüdür. Herhangi bir aşamada daha fazlasının gerekli olduğu da kuşku götürür.
🪐 Yapılacak tek şey çocuğa veya gence bilginin edinilmeye değer bir şey olduğunu hissettirmektir.
Aslında daha yazacak birkaç yer daha vardı ancak gerçekten yazmaktan yoruldum. Umarım buraya kadar okuyanlar olmuştur.
Kitabı okuyup da bence şurası da önemliydi, gözden kaçırmış olabilir misin vb dediğiniz herhangi bir yer varsa veya genel olarak fikrinizi belirtmek istiyorsanız konuşmak isterim.
Kitabı okumayanlar için, kesinlikle okumalısınız dememe gerek bile yok herhalde değil mi? Ha herkes sevmeyebilir, benim gibi sürekli roman okumaya alışmış sıradan okuyucular için -her ne kadar gördüğüm diğer felsefe kitaplarına nazaran daha akıcı olsa da- okuması bir hayli zor olabilir kimi zaman. Gerek cümlelerin uzunluğundan gerek de anlamak için biraz kafa yormak lazım olduğundan... Kafa açtığı şüphesiz. Kazandıracakları fazla. Okumamak için bir sebep göremiyorum kısacası.