Bir yoksulluk ve ayrım hikayesi. Satyajit Ray'ın Apu üçlemesinin ilk filmi olan Yol Türküsü Apu adlı bir çocuğun ailesinin zorluklarla dolu yaşam öyküsünü konu ediniyor. Filmin konusu oldukça basit olmasına karşın toplumda sıkça karşılaşabileceğimiz durumu işlediği için oldukça içten. Film…devamıBir yoksulluk ve ayrım hikayesi. Satyajit Ray'ın Apu üçlemesinin ilk filmi olan Yol Türküsü Apu adlı bir çocuğun ailesinin zorluklarla dolu yaşam öyküsünü konu ediniyor. Filmin konusu oldukça basit olmasına karşın toplumda sıkça karşılaşabileceğimiz durumu işlediği için oldukça içten. Film bana biraz yavaş ilerliyor gibi geldi, hatta bir noktada film için zaman durdu sanki. Tabii bu ağırlık beni filmden koparmadı, garip bir şekilde Apu'ya ne olacağını, Durga'ya ya da halaya neler olacağını merak ettim. Konunun basit olmasından dolayı boncukların nereye kaybolduğuna dair ufacık detayı bile merak ettiriyor, ara ara bu konuyu gün yüzüne çıkararak. Durga karakteri aslında birçok ilgisiz büyümüş çocuğu temsil ediyor, eminim ki filmi izlerken Durga'ya kendini yakın hisseden birçok izleyici olmuştur. Film bir kitaptan uyarlanmış, fakat filmin tamamlanmış bir senaryosu bulunmuyor. Yönetmen çekimin ilk günü tüm ekibi toplayıp serbest bırakmış, bu serbest bırakılış filmin senaryosundan çekim tarzına kadar birçok açıdan etkilemiş. Riskli bir olay olsa da filmdeki doğallığın filme ekstra etkileyici bir hava kattığını söyleyebilirim. Filmde sınıf ayrımından çok cinsiyet ayrımı dikkatimi çekti benim. İsyankar tavırlarıyla ortada dolaşan, geleneklerin getirdiğini kabul etmeyen Durga'dan annesi sürekli evinin kadını olmasını istiyor. Apu'nun ise tüm gün oyun oynamasına izin veriliyor, hatta neredeyse tüm istekleri gerçekleştiriliyor. Bu noktada filmde kadın ve erkek ayrımının çocukluktan itibaren başladığı gerçeğinin çıplaklığı ile karşılaşıyoruz. Filmde öne çıkan her karakterin kendine özgü bir tarzı var, bu tarz aslında birçok ailede rastlayabileceğimiz alışılagelmiş tipler. Ailesine bakma umuduyla sürekli başka işlerde çalışan hayalperest bir baba, aileyi bir arada tutmak için çabalayan kısmen gelenekçi bir anne, her ne kadar aile işine karışmak istemiyor gibi görünse de sürekli ön planda olan ve geleneklerine sıkı sıkıya bağlanan evin istenmeyen büyüğü, üzerine çok fazla sorumluluk yüklenen ama çocukluğunu doya doya yaşamak isteyen evin büyük kızı ve üstüne hiçbir sorumluluk yüklenmeyen, çoğu zaman bir prens gibi muamele gören evin küçük oğlu. Reha Erdem'in Beş Vakit filminde de benzer bir duruma şahit oluyorduk. Hikayesi basit olan filmler bizleri anlattığı için etkili olabiliyor.
Filmi Apu'nun gözünden seyrediyoruz çoğu kez. Filme oyuncuların birinin gözünden bakmak filmin doğallığını arttırır. Bu filmde de o doğallığı bu şekilde sonuna kadar korumuşlar. Oyunculardan müzik yapımcısına kadar birçok kişinin ilk deneyimi olmuş bu film. Düşük bütçeli ve ekibin genel olarak amatör olması da filmin doğallığını arttıran diğer etkilerden. Yavaş ilerlemesine karşın başarılı bir filmdi. Eski dönem Hint sinemasının tüm özelliklerine rastlıyoruz filmde.