BATI CEPHESİNDE YENİ BİR ŞEY YOK Yönetmen : Lewis Milestone Erich Maria Remerque'nin yazdığı "Im Western nichts Neues? " isimli romanından uyarlanan bir kült film , bir klasik.Anlamsız bir kavram olan savaşın yıkıcılığını, çarpıcı tüm etkilerini ölümsüzleştiriyor. I. Dünya Savaşı…devamıBATI CEPHESİNDE YENİ BİR ŞEY YOK
Yönetmen : Lewis Milestone
Erich Maria Remerque'nin yazdığı "Im Western nichts Neues? " isimli romanından uyarlanan bir kült film , bir klasik.Anlamsız bir kavram olan savaşın yıkıcılığını, çarpıcı tüm etkilerini ölümsüzleştiriyor.
I. Dünya Savaşı sırasinda bir erkek lisesinde öğretmen Profesör Kantorek öğrencilerinin beynini savaşın onuru hakkında yıkamaktadır.Öğrenciler , gönüllü olarak askere yazılır.Ancak savaş ne öğretmenlerinin , ne de kitapların anlattıģı gibidir. Geri dönüş de yoktur.Savaşa katılmalarından itibaren Kayzerlerinin çıkarlarının minik bir parçası olduklarını anlarlar.Savaş onları insanlıktan çıkarmaz, insan denen yaratıģın neler yapacaģı konusunda uç noktalara taşır.
1918 Ekimiydi. Bütün cephe o kadar sessiz ve sakindi ki, o günkü rapor tek cümleden ibaretti: Batı cephesinde yeni bir şey yok.
Yönetmen Lewis Milestone’un, Erich Maria Remarque’nin aynı adlı romanından uyarladığı Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok – All Quiet on The Western Front; sadece sinema tarihinde derin bir iz bırakmakla ve kendisinden sonra gelen savaş filmlerine yol göstermekle kalmadı, savaşın açtığı derin yaralara pansuman yapmak yerine o yaraları daha görünür kılmayı ve asıl suçluyu göstermeye çalıştı. İnsanlık ise yıllardır bu gerçeklere gözlerini kapamaya devam ediyor.
“Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok”u yapılmış en iyi savaş filmi olarak nitelendirsem belki itiraz edilebilir ama yapılmış en hümanist, savaş karşıtı film dersem pek karşı çıkan olmayacaktır. Kendisinden sonra yapılan birçok film bu özellikle anılsa da 1930 tarihli filmi öne çıkaran pek çok unsur var. Savaş filmlerini çeşitli yaklaşımlarla değerlendirebilir ve bazı yaklaşımların aynı filmler içerisinde yer aldığını söyleyebiliriz. Kimisi propaganda filmi görevi üstlenerek halkı belli bir düşünce biçimini savunmaya yöneltirken, kimisi tarihi gerçekleri mümkün olduğunca gerçekçi bir biçimde sunar. Burada göz ardı edilen nokta ise tüm o keşmekeş içerisinde karakterleri gerçekten de derinlemesine analiz etmek, korkularını deşmektir. “Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok” da en masumane biçimde başlar aslında. Bir grup lise öğrencisi, Vatan-Millet-Sakarya konuşması yapan öğretmenlerinin yönlendirmesiyle askere yazılırlar ve 1. Dünya Savaşı’nda Alman İmparatorluğu’nun “Demir Gençlik”i olmaya heveslenirler. Fakat daha ilk bombardımandan itibaren aslında birer kukla olduklarını ve pek sevgili Kayzerlerinin çıkarlarının minik bir parçası olduğunu anlayacaklardır. Çokça karşımıza çıkan kahramanca savaş sahnelerini değil; yıkımı, ölümü ve doğanın acımasızca yağmalanmasını izleriz. Bu yağmalama bir yandan da karakterlerimizin ruhuna da sirayet eder ve onları bambaşka kişilere dönüştürür. Onları insanlıktan çıkarmaz; tam tersine insan denen yaratığın neler yapabileceği konusunda uçlara taşır. “Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok”un önemini tek bir paragrafta anlatmak mümkün değil ama bir araya gelip filmi özel kılan unsurları sıralayabiliriz.
Savaş Kabusunu Yaşayan İki İnsan: Bu kitap ne bir şikayet ne de bir itiraftır. Sadece savaşla yok edilmiş bir nesilden söz etmek istemektedir. O insanlar bombalardan ve mermilerden kurtulmuş olsalar da !
Remarque’nin kitabının girişinde bu sözler yer alır ve doğruluk payı taşır. Çünkü Remarque, 1. Dünya Savaşı’nda Almanya adına savaşmak zorunda kalmıştır. Henüz 16 yaşında olmasına rağmen yaşı büyütülerek Kuzey Fransa’da cepheye gönderilir ve 31 Temmuz 1917’de vücuduna saplanan üç şarapnel parçası nedeniyle hastaneye kaldırılır. Milestone ise 1917’de Amerikalı askerler için eğitim videosu çekerek savaşın bir parçası olmuştur. Fakat birinin yaşadığı tecrübeler, diğerinin ise sinemaya olan ilgisi ve becerisi yıllar sonra bir araya gelecek ve bu dehşeti beyazperdeye taşıyacaktır.