THE POWER OF THE DOG / KÖPEĞİN GÜCÜ (2021) Thomas Savage'ın 1967 tarihli aynı adlı romanına dayanan, Jane Campion tarafından yazılıp yönetilen 2021 yapımı western drama filmidir. Filmde Benedict Cumberbatch, Kirsten Dunst, Jesse Plemons, Kodi Smit-McPhee, Thomasin McKenzie, Genevieve Lemon,…devamıTHE POWER OF THE DOG / KÖPEĞİN GÜCÜ (2021)
Thomas Savage'ın 1967 tarihli aynı adlı romanına dayanan, Jane Campion tarafından yazılıp yönetilen 2021 yapımı western drama filmidir. Filmde Benedict Cumberbatch, Kirsten Dunst, Jesse Plemons, Kodi Smit-McPhee, Thomasin McKenzie, Genevieve Lemon, Keith Carradine ve Frances Conroy rol alıyor . Film, Avustralya, Kanada, Yeni Zelanda, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri arasında uluslararası bir ortak yapımdır.
Köpeğin Gücü, dünya prömiyerini 2 Eylül 2021'de 78. Venedik Uluslararası Film Festivali'nde yaptı ve burada Campion En İyi Yönetmen dalında Gümüş Aslan kazandı ve 17 Kasım 2021'de sınırlı bir şekilde gösterime girmesi planlanıyor. 1 Aralık 2021'de Netflix'te yayınlanacak. Film, özellikle Campion'un senaryosuna ve yönetmenliğine, oyuncu kadrosunun (özellikle Cumberbatch, Dunst ve Smit-McPhee) performanslarına, sinematografiye ve Jonny Greenwood'un müziğine yönelik övgüler aldı.
"İz bırakarak ölümsüz olmak, ölmeye değer bir ölüm"
Jane Campion'un Venedik'te Altın Ayı alan filmi. Jane Campion'u, Yeni Zellanda'li yonetmen, en bilinen ve bu filme benzer psikolojik katmanlı filmi 1993 yılı yapımı Piano filmidir.
Bu film Thomas Savage'in aynı adlı romanından uyarlanmış bir western, psikolojik, gerilim ve dram.
Filmlerde her sahnenin ve konuşulan her sözün bir anlamı olmalıdır. Hiç bir sahne boşuna çekilmez ve söylenen her söz, anlatılan hikâyede çözülmede bir anahtardır. Bu film bunun çok açık kanıtı. Her sahne, her söz anlamlı ve anahtar.
Film roman anlatımı şekliyle, bölümler halinde, kitap gibi ilerliyor. Karakterler anne ve oğul ile iki erkek kardeş olarak, her biri bir başrol, birer yanrol şeklinde. Mizansen dağlarla çevrili bir çiftlik. Dağların ardında uzun, kıvrımlı bir yol ile kasabaya bağlanıyor. Kasabada ve şehirde uygarlık, üniversite, burjuva, bu hayati yaşamak isteyen anne ve baba var.
Iç dünya ise, dağların içinde, kocaman evde, aynı odada yatan zıt karakterde, iki yetişkin erkek kardeş ve başka bir evde, aynı şekilde fazla yakın ilişkili anne oğul var.
Iki erkek kardeşten biri şehirli, temiz, modern iken, diğeri aykırı, ayrıksı ve asi. Bizim odak noktamız da bu aykırı adam. Diğer uyumlu kardeş, diğer evdeki kadınla evlenince, ve de o kadın ve oğlu evlerine dahil olunca, aile olmalarına imkan olmayan bu dörtlü aynı evde yaşamaya başlayınca, onların her birinin geçmişindeki sır yükleri ile birlikte film de başlıyor.
Phil, aykırı, asi ve kaba kabuğuyla yaşıyor. Tıpkı sert dağlarla çevrili yaşadığı mekan gibi. Dağlardaki görünen şeyi gören, Phil'in kabuğundan içini de görebilecek.
Dağların ardındaki dünya üniversite, burjuva ve gösteriş ona uzun yıllardır uzak. Aynı şekilde yaşadığı alanın içindeki dağın ardındaki hayata benzer şekil olan ne varsa ona yine uzak. O özün peşinde. O yüzden banyo yapmıyor ama nehirde ritüel şeklinde gerçekten arınıyor.
Kadınlara düşmanlığı, annesiyle başlıyor. Annesiyle olduğu tek sahnedeki, mesafe, soğukluk garip geliyor. Öldüğünde ise, annenin yüzü yakın plâna alınıyor ve bir yas hali yok.
Pihl, kadınların şekle sokma, özdeki sade yaşamı bozma yetisini reddediyor. Kadın uygarlığın çirkin, şatafatlı ve şekilci yüzü. Uygarlıktan ise, araştırma, bilim ve müzikle yani özünü besleyecek yönleriyle yararlanıyor. Hatta kadın dokunuşunu istemediğinden, eve gelen Rose'un ruhunu müzikle kemirerek, onu hasta ediyor. Müzik bir silah gibi kadını her gün yavaş yavaş yok ediyor. Rose' a düşmanlığı ve yok etme isteği, ayni zamanda ve belki de esas olarak, bir aşk kıskançlığı.
Phil yıllar önce Branco Harry' ye olan hayranlık ve aşkla bu rafine hayatı seçmiş. Belli ki, aile ona göz kulak olması için tam zıt karakterde kardeşi eşlik ettirmiş.
Branco Harry'in aşkı ile, onun yaptıklarını, ondan öğrendiklerini yaşatarak bir dünya kurmuş. Bu dünyada aslında Phill iki kişi yaşıyor.
Dağlardaki şekli anlayan, kendinin Branco Harry ile tanıştığı yaştaki genç ile kabuğu da açılıyor. Aynı aşkı bir daha hissediyor, canlanıyor.
Ancak karşısındaki gencin ona aşık olmaması en önemli fark. Gencin anne sevgisini geçemiyor. Anne adeta, "Canimi kılıçtan, biricik hayatımı köpeğin pencesinden kurtar" diyen oluyor.
Phil ise, Branco'nun onda bıraktığı izi, o da bu gençte bırakmak istiyor. Ölümüne sebep olacağını bile bile...O kement, ona kalan semer gibi gençte yaşayacak.
Bu bir western, gerilim, dram filmi gibi tarif edilebilir. Bence bu muhteşem bir aşk filmi. Kendini aşkına adayarak, aşkın özü ile bir yaşam biçimi seçen bir adamın öyküsü.
Tıpkı filmdeki insanlar gibi, onun iç dünyasını anlamayanlara, göremeyenlere sert ve kaba ise, aynı şekilde izleyiciyi de, göremeyenlere anti kahraman, görenlere ise en naif, duygusal ve düzgün bir insan.
Phil tıpkı doğa gibi aslında. Muhteşem görüntülerdeki ve müzikteki ağırlık gibi. Doğanın ve müziğin nasıl kaba ve yorucu olduğunu gösteriyor, kendisi gibi. Içindeki özü anlayana ne kadar naif ve muhteşem olduğunu da gösteriyor, yine kendisi gibi .. "