MÜŞFİK KENTER .. 🎙️ Dedesi Bağdat kadısı, babası padişah tarafından atanan Heyet-i Ayan azası’ydı. Çamlıca’da uşaklı bahçıvanlı muhteşem bir köşkte yaşıyordu. Oturmasını kalkmasını, yabancı dil bilgisi olan yakışıklı bir delikanlıydı. İngiltre'de yüksek tahsil yapmak için gitti ve bir partide gördü…devamıMÜŞFİK KENTER .. 🎙️
Dedesi Bağdat kadısı, babası padişah tarafından atanan Heyet-i Ayan azası’ydı.
Çamlıca’da uşaklı bahçıvanlı muhteşem bir köşkte yaşıyordu. Oturmasını kalkmasını, yabancı dil bilgisi olan yakışıklı bir delikanlıydı. İngiltre'de yüksek tahsil yapmak için gitti ve bir partide gördü onu...
İngiliz güzeli, şahane gülümsüyor, etrafına ışık saçıyordu genç kadın....
Vuruldu, âşık oldu ve hisleri karşılıksız değildi. Kısa bir sohbet sırasında genç kadının her gün Hyde Park’ta at gezintisi yaptığını öğrenmişti. Sabahın köründe soluğu Hyde Park’ta aldı. Birlikte at bindiler, yemek yediler, muhabbeti ilerlettiler, herşey rüya gibiydi. Tahsilini tamamlamıştı, yurda dönmesi gerekiyordu, benimle evlenip Türkiye’ye
gelir misin dedi. Genç kadın sevinç çığlığı attı, coşkuyla boynuna atlayıverdi. Genç kadının babası öldükten ve annesinin'de bir Avustralyalı ile kaçtıktan sonra, anne annesinde kalıyordu. O da torununu acilen başgöz etmiş, savaşa giden damat geri dönmemiş. Ama genç kadın henüz 16 yaşında hamile dul kalmış ve Jack adında bir evlad doğurmuştur.
Şark Expresi ile ver elini İstanbul. Delikanlı hiç sorun değil demişti ama sorun büyüktü. Esir şehrin insanlarıydı İstanbul... Mustafa Kemal Bandırma’ya binerken, İngiliz gelinin, İngiliz işgalindeki kâbusu başlıyordu.
Faytona binip köşke geldiler. Nerden bulup getirdin bu gâvuru dedi delikanlının ailesi! Memleket İngiliz süngüsü altında inim
inim inlerken, İngiliz gelin olacak iş değildi yani. Kara çarşafa girdi İngiliz gelin, Müslüman oldu, Nadide adını aldı. Nüfus memuru doğum yerinin Londra olduğunu gördü, Londra Mondra olmaz, olsa olsa Bandırma’dır diye kaydetti!
Memleket kurtuldu, cumhuriyet kuruldu. Hariciye’ye giren delikanlı, Lozan’da İsmet İnönü’nün özel kalem müdürü oldu. kanun gereği, hariciyecilerin eşi ecnebi olamazdı. İnönü pek beğendiği delikanlıya kıyamadı, boşan, birlikte yaşa, mesleğine devam et dedi. Delikanlı bu teklifi hakaret olarak kabul etti. Benim için ailesini, memleketini, dinini terk eden eşime bunu yapamam dedi, bastı istifayı. O zamanlar memur değilsen yaşam zordu, hayatları kaydı. Önce eldeki avuçtaki bitti, sonra gümüşler satıldı, ardından köşk gitti, kiraya çıktılar. Tükene tükene gecekonduya kadar düştüler. Çocukları olmuş, saracak bezleri yoktu, çarşafları yırttılar. Delikanlı eşinin hiç sızlanmadan dimdik duruşunu gördükçe yeniden âşık oluyordu eşine. Kahrından alkole dadandı, çalışamaz hale gelirken, sefalete sürükleniyorlardı. Hayatlarında eksilmeyen tek kavram mutluluktu. İngiliz anne adı gibi hakikaten nadidey'di. Kör kuruşa muhtaç hallerinde bile çocuklarına kuru ekmeği paylaşmayı öğretti. Birgün İngiltere Elçiliğin'den görevliler çocuklarını al İngiltere’ye dön, eğitimlerini üstlenelim, sosyal güvencen olsun dediler. Ama Nadide Kapıdan kovdu adamları! Eşim, çocuklarım Türk, burada babalarının yanında yaşayacaklar. Benim
için hayatını feda eden eşimi paraya değişmem dedi. İki millet, iki devlet, iki din arasında perişan olmuşlardı ama aşkları sapasağlamdı. Cumhuriyet sadece parası olanlara değil, gariban ailelerin çocuklarına da fırsat eşitliği sağlıyordu. Okumaya niyetleri varsa, okutuyor, yeteneğin önünü açıyordu.
Eşi delikanlı gibi yaşadı ve öylede öldü. Nadide hayatının en çetin günlerini yaşadığı İstanbul’da kızının evinde zatürreden öldü. En çok kızına güvenir ve küçük oğlunu severdi.
Bu koca yürekli kadının küllerinden doğan kızı Yıldız, oğlu Müşfik Kenter’di .. "