Martin Eden 21 yaşında delifişek bir denizcidir. Geçimini sağlamak adına çıktığı yolculuklarda hayat onu maceradan maceraya sürüklerken bir arkadaşının evine misafir olarak davet edilmesiyle kendisinden çok farklı bir dünyaya ait olduğunu düşündüğü 24 yaşındaki üniversite öğrencisi Ruth Morse ile tanışır.…devamıMartin Eden 21 yaşında delifişek bir denizcidir. Geçimini sağlamak adına çıktığı yolculuklarda hayat onu maceradan maceraya sürüklerken bir arkadaşının evine misafir olarak davet edilmesiyle kendisinden çok farklı bir dünyaya ait olduğunu düşündüğü 24 yaşındaki üniversite öğrencisi Ruth Morse ile tanışır. Martin Eden'in hayatında yeni bir dönemin başlamasına vesile olan bu tanışma, genç denizcinin kendine bambaşka bir yol çizmesine neden olacak olayların fitilini ateşler.
Bir okur olarak Jack London'ın kalemiyle tanışmam yazarın "Beyaz Diş" isimli romanıyla oldu. Genç yaşıma rağmen beni nasıl etkilediği hâla aklımdadır.
Martin Eden'i okumak da bende benzer duygular uyandırdırdı. Kitabın hacmini de hesaba katarsak uzun bir yolculuk olduğunu söyleyebilirim ama bu okumayı düşünenlerin gözünü korkutmasın sakın. Martin Eden klasik eserler okumayı sevenlere rahatlıkla tavsiye edebileceğim, psikolojik betimlenelerin yoğun olduğu otobiyografik yönleri de olan bir roman.
Yazar, Martin Eden'in içinde bulunduğu ortama uyum sağlamaya çalışırkenki psikolojisini ve yaşadığı krizleri çok detaylı bir şekilde anlatmış. Bu okurken Martin Eden ile empati yapmamı kolaylaştırdı. Siyaset, edebiyat ve felsefe tartışmalarının yapıldığı sahneleri okumak biraz daha fazla dikkat ve sabır gerektiriyordu.
Olay örgüsünde beni en çok etkileyen kısım Martin'in Maria Silva ve Joe ile olan dayanışması oldu. Maria ve Joe romanın arka planında kalan karakterler olmasına rağmen gerçekliklerinden hiçbir şey kaybetmemişlerdi. Bana göre romanın en gerçek iki karakteriydi onlar. Martin'in kardeşi Gertrude ile arasındaki bağ da dikkate değerdi ve yüreğe dokunan bir tarafı vardı.
Martin Eden, bir adamın idealleri ve tutkuları uğruna kendini baştan yaratma mücadelesinden ibaret olarak algılanmamalı. Jack London burjuva toplumunun bir insana değer biçerken gösterdiği iki yüzlülüğün bir insanın ruhunu nasıl paramparça ettiğini anlatıyor aslında.
Levent Cinemre'nin bu kitabı çevirirken gösterdiği özeni kitabın sonunda ayrı bir bölüm olarak yer olan ayrıntılı dipnotların uzunluğundan anlayabilirsiniz. Bu dipnotlar kitabın otobiyografik yönlerine ışık tutarken yeni yazarları ve eserlerini tanımama vesile oldu. Levent Cinemre'nin dipnotları olmasaydı kitap ve yazara dair pek çok konu benim için bir bilinmez olarak karanlıkta kalacaktı.
Bu romana dair söylenebilecek daha pek çok şey var ancak sürprizi bozmak istemiyorum. Zaman ayırıp okuyan herkese teşekkür ederim. :)
📌 Alıntılar:
"O bir harptı; tek hayatı ve bilinci, telleriydi; müzik ise arasından aktığı o telleri hatıralar ve hayallerle titreştiren bir seldi. Sadece hissetmek değildi bu. Bir biçime, renge ve ışınıma bürünmüş olan duyguları, hayal gücünün hayale cürret ettiği her şeyi yüce ve sihirli bir yoldan somutlaştırıyordu. Geçmiş, bugün ve gelecek birbirine girmişti (...)"
s.27
"Mantığı, duyguları tarafından gasp edilen genç, daha önce tanımadığı güçlü heyecanlarla sarsılıp titriyor, hislerin yücelerek manevi bir hale bürünüp hayatın zirvesinin ötesine taşındığı bir duyarlılık denizinde, hazlar içinde sürükleniyordu." s.33
"İsyanı sönmüş, ruhu yorgun bedenine geri çekilmişti." s.38
"Kitap şekline bürünmüş hikmetlerle dolu rafları incelerken bunalımla haz arasında gidip geliyordu." s.52
"Onun ruhunun aynası olan gözlerde, kendi özünün de emaresini görmüştü."
s.63
"Yazmak istedin, yazmaya da çalıştın ama yazacak hiçbir şeyin yoktu. İçinde ne var senin? Bazı çocukça kavramlar, birkaç az pişmiş duygu, çokça sindirilmemiş güzellik, koskoca ve kapkara bir cehalet, aşkla yanan bir yürek ve aşkın kadar büyük, cehaletin kadar nafile bir tutku. (...) Bir güzellik yaratmak istedin, ama güzellik hakkında hiçbir şey bilmezken nasıl yapacaksın bunu?" s.127
"Eğer bir şeyi sevmediysem sevmedim demektir, o kadar. Şu güneşin altındaki hiçbir sebep sadece türdeşlerim çoğunluk olarak onu beğeniyor veya beğenilmesi gerektiğine inanıyor diye o beğeniyi benim de taklit etmem gerektirmez. Hoşlandığım ya da hoşlanmadığım şeylerde modayı takip edecek değilim." s.238