2. Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan, şehirlerin yıkılması, ailelerin dağılması ve savaş travmaları ile şekillenmiş bir edebiyat türü olan Yıkım Edebiyatı'nın içinde (erken ölümünden dolayı) çok yer alamasa da yine de önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edilen Wolfgang Borchert'in 1947…devamı2. Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan, şehirlerin yıkılması, ailelerin dağılması ve savaş travmaları ile şekillenmiş bir edebiyat türü olan Yıkım Edebiyatı'nın içinde (erken ölümünden dolayı) çok yer alamasa da yine de önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edilen Wolfgang Borchert'in 1947 yılında yazdığı tek tiyatro oyunu olan ve 5 sahneden oluşan Kapıların Dışında, yazıldığı dönemde de büyük yankı uyandırmıştır.
Borchert'in bir haftada yazdığı ve ileride oynanacağını düşünmediği için düzenleme dahi yapmadığı oyunu ise önce radyo tiyatrosu olarak oynanmış ve gördüğü ilgi yazarı şaşkına çevirmiştir. Ancak ne kitabının basımını ne de oyununun 30 tiyatroda birden oynandığını öğrenemeden vefat etmiştir.
Kitabı Behçet Necatigil'in çevirisiyle Can Yayınları'ndan okudum ve büyük de bir keyif aldım. Kitap, Behçet Necatigil'in kızı Ayşe Sarısayın'ın belgeleri ve kaynaklarıyla birlikte yazdığı "Kapıların Dışında adlı tiyatro oyununun" dilimize çevrilme hikayesiyle ilgili yazısıyla başlıyor ki kesinlikle okunmasını tavsiye ederim. Çünkü dönemin edebiyat ve sanatta önemli isimlerinin eserle ilgili izlenimlerini de öğrenmek açısından oldukça önemli olduğunu düşünüyorum. Diğer iyi yanı da eseri ve kullanılan metaforları daha iyi anlamamıza ve analiz etmemize yardımcı olmasıdır. Sonrasında, Behçet Necatigil'in Borchert'in hayatıyla ilgili önsözüyle devam ediyor.
Yazarın hayatından büyük izler taşıyan ve savaşın insanlar üzerindeki yıkıcı etkisinin anlatıldığı oyuna gelecek olursak, ruhsal ve fiziksel yaralarla Rusya'daki cepheden vatanı Almanya'ya dönen bir askerin, döndüğünde hiçbir şeyi eskisi gibi bulamamasının hikayesi anlatılıyor.
Bütün savaşlar, her zaman iki taraf için de yıkıcı olmuştur ancak 2. Dünya Savaşı'nın benim için ayrı bir yeri ve önemi vardır. Konuyla ilgili yüzlerce film izledim, bunların içinde bir çok cephede yaşanan olayları, savaşta zarar gören insanların yaşadıklarını, savaşa gidip dönebilenlerin ve geride bıraktıkları kalanların mücadelelerini çoğu zaman tüylerim ürpererek de olsa izlemeye, psikolojilerini anlamaya çalıştım. Bu yüzden kitabı okurken Beckmann'ın cephede neler yaşadığını, nelere maruz kaldığını satır aralarından tahmin etmem çok da zor olmadı çünkü filmlerdeki benzer kareler sürekli gözlerimin önünde dolaşıp durdu.
Konuyla ilgili çok fazla bilgi sahibi olunmadan okunduğunda belki etkilenmeyenler, anlayamayanlar ya da beğenmeyenler olacaktır. Ama beni oldukça etkileyen bir eser olduğunu söyleyebilirim. Bu yüzden eğer 2. Dünya Savaşı dönemine ilgi duyuyorsanız ve savaş sonrası psikolojisini merak ediyorsanız bu kitabı kesinlikle tavsiye ederim. Kitapla kalın...
Notum : 10/10