Kitabı YK y ayınlarından okudum, uzun uzadıya cümleler iç içe geçtiği için biraz gözümü yordu ve okurken oldukça zorlandım kitabı. Tabii zorlanmış olmam da kitabın anlatım uslübünün, dilinin, betimlemesinin, diyalog akışının alışkın olduğumdan çok daha farklı olması. Kitabı anlamak için…devamıKitabı YK y ayınlarından okudum, uzun uzadıya cümleler iç içe geçtiği için biraz gözümü yordu ve okurken oldukça zorlandım kitabı. Tabii zorlanmış olmam da kitabın anlatım uslübünün, dilinin, betimlemesinin, diyalog akışının alışkın olduğumdan çok daha farklı olması. Kitabı anlamak için sindire sindire okumak gerekiyor, sisteme karşı çıkan bir adamı baş karaktere koymuş olan Yusuf Atılgan bu karaktere isim verme gereği bile duymamış, 'C.' deyip geçmiş kısaca. Zor bir anlatıya sahip olan psikolojik konulu kitabı okurken baş ağrıları, iç sıkıntılar yaşayabilirsiniz. Çoğu zaman kitapları biraz rahatlamak için okurum(z), Aylak Adam ise daha çok okuyucuyu yorulmaya iten bir kitap. Kitapta karakterimiz farklı farklı ruh hallerine girdiği, geçmiş anılarında kaybolduğu için bu düşünce ve zaman karmaşasında kayboluyorsunuz, bu da okumayı oldukça güçleştiriyor. Tabii mektup kısımlarını da atlamamak gerek. Okurken akıcılık bozuluyor hissini yaşadığım için beni fazlasıyla zorladı, ama bir yandan da bir o kadar da beğendim anlatım açısından alışkın olduğum kitaplardan oldukça farklı olan bu eseri. Kitapta topluma mesaj verme, ders verme kaygısı yok gibi görünse de her anlatıda olduğu gibi bunda da saklı kalmış mesajlar var. Aylaklığı ile övünen bir adamın psikolojik ruh halini anlatan kitap bireyselci gibi dursa da derinlerine inildiğinde toplumsal bir bakış açısına sahip. İçimizden biri C. Türk edebiyatının ilk post-modern romanı olan bu eseri mutlaka kütüphanenize eklemelisiniz. Zira her insanın kendisinden bir şeyler bulabileceği bir kitap. Çünkü zaman zaman hangimiz istemiyoruz ki yalnız kalmak, sistemin dayatılarından uzaklaşıp aylak aylak dolaşmak? İşte Aylak Adam da tam olarak bundan söz ediyor. Kitabın sevdiğim diğer bir yönü de bazı kısımlarda düşüncenin okuyucuya bırakılmış olması. Her şey açık açık söylenmemiş, anlatılmamış. Bazı kısımlarda betimlemeler gerçekten çok uzun tutulmuş olsa da hikayede gizli kılınan, eksik kalan yönler olmuş. Bu kısımlar bence tamamen okuyucunun anlama ve hayal gücüne bırakılmış, kitabın benim düşüncelerime teslim edilmiş olmasını hoş buldum. Yalnızlıktan, aylaklıktan söz etse de her insanın hayatta kalmak için bir tutunacak bir dala ihtiyacı olduğunu, tutunamayan insanların savrulduğundan söz ediyor kitap. Yalnızlık bazen güzel olsa da yanında birinin olmasının çok daha güzel olacağını anlatıyor. Kitaptan bir kesitle, en sevdiğim bölümle yazımı bitirmek istiyorum:
''Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaydaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine; sanatına. Çocuklarına tutunanlar da vardır. Herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez. Kağızman köylerinden birinde bir çift öküzüne tutunan bir adam tanıdım. Öküzleri besiliydi , pırıl pırıldı. Herkesin, “- Veli ağanın öküzleri gibi öküz, yoktur, ” demesini isterdi. Daha gülünçleri de vardır. Ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: Gerçek sevgiyi! Bir kadın. Birbirimize yeteceğimizi, benimle birlik düşünen, duyan, seven bir kadın!”