The Worst Persion in the World 2021 Norveç yapım bu güzel filmi izledim. Oscar'dan önce 74. Cannes Film Festivali'nde çıkışını yapan ve Türk Festival'lerinde sesini hızla yükselten film benim için dört dörtlüktü. Kendini tanıma ve hissettiğin duyguları aktarmayı başaran bir…devamıThe Worst Persion in the World
2021 Norveç yapım bu güzel filmi izledim. Oscar'dan önce 74. Cannes Film Festivali'nde çıkışını yapan ve Türk Festival'lerinde sesini hızla yükselten film benim için dört dörtlüktü. Kendini tanıma ve hissettiğin duyguları aktarmayı başaran bir kadının hayatıydı. Bakalım ben nelerini sevmişim. Yönetmeni olan Joachim Trier'in "Oslo Üçlemesi"ndeki Reprise ve Oslo, 31 Ağustos filmlerinden sonraki üçüncü filmdir. Yönetmenin serilerinde olan filmlere daha önce bakamadığımdan dolayı bu konu üstünde pek bir yorum yapamayacağım ama eminim bu yapımlara verdiği güzelliği bu filmde fark edebilirsiniz.
İnanır mısınız bilmem ama hani olur ya, sevdiğiniz tadın damağınızdan gitmesini istemezsiniz bana filmin sonunda o oldu. Umarım tadı, görselleri ve bitmeyen ayrıntısı aklımdan gitmez. Oscar'da En İyi Uluslararası Film kategorisine giren film, oyunculuğun en iyi halini gösteren ve tam filmde değilmiş gibi aktarımını harika hissettiren Renate Reinsve'in oyunculuğuna bayıldığımı söylemek isterim. Diğer göze çarpan karakterlerden birisi olan ve canlandırdığı karakterini gösteren Andres D. Lie'in de oyunculuğunu fazla görsekte, ben en çok yan karakterden Herbert Nordrum'un oynadığı Eivind’in hayatını merakla izledim.
Edebiyatı, sanatı, çizimlerin içinde yaşanan olayları filminin içinde yer vermeleri de güzeldi. Bölümlerle beni kopartan film, bir nefeslik görselleri ilede hayran bıraktırdı kendisine. 20'li yaşlarda olan Julie'nin kendi benliğini bulmasını izlediğimiz ve 30'lu yaşlarda artık ne yaşaması gerektiğini de anladığımızı düşündüğümüz filmin en can alıcı noktası, kaygısı ile sınanan bir kadını güzel ve naif anlatılmasıydı. Kendisini yeni cazibelere atan karakterimizin mesleklerini, sevgilerini değiştirmesi ile aslında kendini bulma ve aktarmasıydı bu film demek en net cevap olur gibi.
Belki de yıllar içinde kült olacak film, şu anda insanı farklı duygulara sokarken bir kadının özgür olmasının ne güzel olduğunun bence altını da güzelce çizebiliyordu. Belki konusunu 12 ayrı bölümlere bölerek uzatma tarzlarını sevmeyen kitle olabilir. Lâkin başta ben de sevmesem de, aslında sonra doğru bir pazıl gibi birleştiğinde ortaya çıkan resmî görebiliyorsunuz filmde. Dünyanın En Kötü İnsanı adını sadece söz olarak hissettiğim filmin sonuna geldim. Umarım Oscar'ın zorbalığına uğramaz ama benim de çok kararsız kaldığım bir kategoride aday. Keyifli izlemeler.