Avrupa'da ve ülkemizde eserleri ilk önce çevrilen 19. yüzyıl Rus romancıları arasında yer alan, Moskova, Petersburg ve Paris Üniversiteleri'nde öğrenim gören Turgenyev, döneminin Avrupalı bakış açısına sahip tek Rus yazarı olarak anılır. Zayıf iradeli Rus aydınlarını, serflerin yaşantısını ve toprak…devamıAvrupa'da ve ülkemizde eserleri ilk önce çevrilen 19. yüzyıl Rus romancıları arasında yer alan, Moskova, Petersburg ve Paris Üniversiteleri'nde öğrenim gören Turgenyev, döneminin Avrupalı bakış açısına sahip tek Rus yazarı olarak anılır. Zayıf iradeli Rus aydınlarını, serflerin yaşantısını ve toprak sahibi soyluların aşklarını tarafsız ve gerçekçi bir dille eserlerine aktaran Turgenyev'in okuduğum ikinci kitabında 3 güzel aşk hikayesi yer alıyor.
RUDİN
Turgenyev’in 1855 yılında yayımlanan ve sosyal romanlarının ilki kabul edilen Rudin’de, iyi eğitim almış, aydın bir kişiliğe sahip, her türlü konuda geniş bilgi sahibi, hitabet sanatında ve felsefi sohbetlerde de oldukça usta ve yüksek idealleri olan ama arzularını gerçekleştirmekte çaresiz kalıp, mutluluğu bulamayan ve aşka, sevgiye yeteri kadar önem vermeyen “Rudin” karakterinin trajedisi anlatılıyor.
İLK AŞK
1860 yılında yayımlanan otobiyografik tarz romanda, orta yaşlardaki kahramanın kendi ağzından yazıp okuduğu ilk aşkının hikayesini dinliyoruz. 16 yaşında genç bir erkek iken kendinden yaşça büyük bir prensese duyduğu derin ve hüzünlü aşk hikâyesi anlatılıyor.
İLKBAHAR SELLERİ
Turgenev'in 1838-1841 yıllarında Alman Devletleri turu sırasında hayatındaki olaylardan esinlenerek, 1870-1871 yıllarında (ellili yaşlarında iken) yazdığı ve 1872 yılında yayımladığı romanı (her ne kadar Babalar ve Oğullar en ünlü romanı olmaya devam etse de) yazarın hayatını, düşüncelerini ve en mahrem duygularını da ortaya koyması bakımından oldukça önemlidir. Bunu da Isaac Pavlovski'ye söylediği "Romanın tamamı doğru. Ben şahsen yaşadım ve hissettim. Bu benim kendi tarihim." sözleriyle doğrulamış oluyor.
Hikaye, (ki içlerinde benim en beğendiğim hikaye oldu) orta yaşlı bir Rus toprak sahibi olan Dmitry Sanin'in çalışma odasındaki kağıtları karıştırırken lâl taşından küçük bir haç ile karşılaştığında, düşüncelerini otuz yıl geriye 1840'a göndermesiyle başlıyor.
1840 yılının yaz aylarında, yirmi iki yaşındaki Sanin'in, İtalya'dan Rusya'ya dönüş yolunda Frankfurt'a gelmesi ve tesadüfen girdiği pastanede Gemma Roselli ile tanışması sonrasında gelişen olayları ve trajik aşk hikayesini anlatıyor.
Genel bir değerlendirme yapacak olursam; romanlar, oldukça sürükleyiciydi, büyük bir keyif ve heyecanla okuduğumu belirtmeliyim. Kurguları her ne kadar bilindik gelse de dönemin hanımlarının ve beylerinin aşka bakış açılarını ve yaklaşımlarını görmek, yaşadıklarına ve kadın-erkek ilişkilerine şahit olmak keyif vericiydi. Turgenyev'in kullandığı samimi ve sade uslüp de eserlerin bir çırpıda okunmasına olanak sağlıyor. En beğendiğim kısım ise romanların sonunda ana karakterlerin, şimdiki zamandaki yaşamlarından verdiği haberler oldu ki bu da okuyucunun aklında hiç bir soru işareti kalmaması açısından güzeldi bence. Kitapla kalın...
Notum : 9/10