Spoiler içeriyor
Evet efinim selamlar. Nasılsınız, umarım iyisinizdir? Kitapta geçen yerlerden birkaç kelam: "Bu dünya o kadar gariptir ki her şeyin olması ya da olmaması mümkündür." Apateizm, "Tanrı vardır" cümlesini anlamsal yönden hatalı bulmayabilir, hatta "Tanrı yoktur" bile demeyebilir, apateizm sadece"Tanrı'nın varlığı…devamıEvet efinim selamlar. Nasılsınız, umarım iyisinizdir? Kitapta geçen yerlerden birkaç kelam:
"Bu dünya o kadar gariptir ki her şeyin olması ya da olmaması mümkündür."
Apateizm, "Tanrı vardır" cümlesini anlamsal yönden hatalı bulmayabilir, hatta "Tanrı yoktur" bile demeyebilir, apateizm sadece"Tanrı'nın varlığı veya yokluğu ne beni, ne çevremi, ne hayatımı ilgilendirmez"der. İgnostisizm ise bir inanan veya inanmayana "Varlığı hakkında tartıştığın şeyin tam olarak ne olduğuna dair bir fikre sahip değilsin" tezini öne sürer.
Şimdi burada bir yorum yapıcam hemen ;"yok seninde daha nereye gitceğin belli değil diye atlamayın. Evet, biliyoruz bizim kimsenin henüz öbür dünyada (ahirette) nereye gitceği belli değil. Ancak aga abovv şu yazdığım bilgi cümlesinden sonra bu inanca sahip adamlar öte alemde en çok yanacak, Tanrı'nın gazabına uğrayacak kişilerdir. Beyfendilerin lüksüde var umurlarında değilmiş veya neye benziyomuş vs. Vs. Geverince görürsün güzel gardeşim xd öhöm Evet devam ediyorum.
' Laedriyeyi "şüphe edenler ve şüphe edip etmediklerinden de şüphe edenler" şeklinde tanıtmaktadır.' Şaka maka bi ara bende ciddi ciddi Tanrı hakkında böyle bi paradoksa düşmüştüm sonra çıktık çok şükür o girdaptan.
Darwin'in Dini
"Benim görüşlerimin ne olduğu, yalnız brnim için bir anlam teşkil edebilir. Ama sorduğum şekliyle, bu konudaki yargımın sıklıkla değiştiğini belirtebilirim. En uçlara savrulduğum zamanlarda bile Tanrı'nın varlığını reddetmek anlamında ateist olmadım. Sanırım(yaşım ilerledikçe daha da artan biçimde) agnostiğin durumumu tanımlamaya daha uygun bir sözcük olduğunu söyleyebilirim. " dini konulardaki fikirlerimi toplumla paylaşmak konusunda bir ölçüde isteksizdim ve bu konu üzerinde bi topluluğu ikna etmeye yetecek kadar düşündüğümü de sanmıyorum.
"ayrıca dünyanın çektiği büyük acıların yarattığı güçlüğü de göz ardı edemem. Tanrı'ya tam manasıyla inanan bir sürü muktedir kişinin fikrine uymaya teşvik edilsem de bu, bu iddianın ne kadar zayıf olduğunu da görmekteyim. Bu konuda varılabilecek en güvenli sonuç, meselenin bütününün insan aklının kapsamının ötesinde olduğudur, fakat kişi yine de görevini yapabilir."
Mektup, babamın ailesinin bir üyesi tarafından yanıtlandı:
" Bay Darwin, çok sayıda mektup aldığı için hepsini yanıtlayamadığını belirtmemi istedi. O, evrim teorisi ile Tanrı'ya duyulan inancın birbiriyle uyumlu olduğunu öne sürüyor, ancak farklı kişilerin Tanrı'dan ne anladıkları konusunda farklı tanımlamalar yaptığını da unutmamanız gerekir."
Son zamanlarda bende evrimin Tanrı(yani bizim dinimize göre Allah(c.c)tarafından yapılmış bir ilahi müdahale olduğunu düşünüyorum ama tabii böyle düşünerek mürted olur veya dinden çıkar mıyım(?) onu da bilmiyorum..) Sonuçta adı üstünde 'Tanrı', ister bu şekil bir doğa yasasıyla doğa yaşamını bir şekliyle devam ettirir, ister başka şekliyle de devam ettirebilir. O Allah'a kalmış bir şey dediğim gibi. Ama tabi eğer bu evrim cidden varsa 'ara form geçişleri' dedikleri olay neden bariz bir şekilde fosillerde tam manasıyla bilinip, gözükmüyor o da ayrı bi konu.. Evrim gerçekten var olup doğa yasasıda olabilir, olmayadabilir. Ben kanıta bakarım o yüzden yarı yarıya bakıyorum olaya. (%50-%50) Hiçbir zaman bilimden sapmamışımdır hayatımda, genelde bilimle iç içeyimdir o yüzden biliminde hayatımda etkisi, yeri muhakkak vardır yadsınamaz. Ama Kur'an-ı Kerîm'e de inandığımız için bu konu neden hiç Kur'an-ı Kerîm'de bahsedilmemiş diyorum. Yada bahsedildi de bizim gözümüzden mi kaçtı?
Nitekim Pascal'a göre iman, hakikate karşı ödenmesi gereken bir bedeldir. ... Çünkü iman kalple ilgilidir vd kalbin aklın kavramaktan aciz kaldığı kendince sebepleri vardır. Dolayısıyla İman Tanrı'yı kalben algılamaktır, aklen değil.
Pascal'ın bahsini şu şekilde ifade etmek mümkündür:
1. Eğer bir Tanrı varsa, insan onun ne olduğunu ya da var olduğunu bilme yeteneğine sahip değildir. Daha ötesi, Tanrı'nın var olmadığını bilmenin bir yolu yoktur.
2. Eğer insan dinlerin talepleri konusunda hiçbir şekilde soru sormaksızın dini ritüelleri coşkuyla yerine getirirse samimi bir şekilde dindarlaşır.
3. Eğer insan samimi bir dindar olursa-Hristiyan, Yahudi, Müslüman, Hindu, Politeist vs. - ve bir Tanrı varsa, öldüğü zaman onu cennetine götürecektir. Sonuç:İnsan yalnızca rasyonel kişisel çıkar zemininde şüpheci düşüncelerden kaçınarak dini ritüellere katılmalıdır vs.
Bu kısım bir takım putperestlere veyahut atayizlere gelsin(tanrıtanımaz)
İnanmak isteyip de imansızlık illetinden mustarip olanların yapmaları gereken şey inanıyormuş gibi davranmaları, kutsal sudan içmeleri ve ayinlere katılmaları, böylece doğrudan imanın çerçevesine girerek fıtratlarının onları imana eriştirmesini sağlamalarıdır. İnsan, aklının kibirini ancak bu şekilde kırabilir. Ona göre eğer Hristiyanlık kabul edilmezse, onu kabul etmek için iyi ve pratik nedenler olduğu da kabul edilemez. Dolayısıyla Hristiyanlığa iman etmek, onun ritüellerine doğrudan dahil olmakla başarılabilir.
Gazali bu konuya şöyle değinir:
Peygamberliğin hakikatine iman etmek, aklın merhalesinin ötesinde bir merhalenin var olduğuna ve bundan başka bir göz açıldığında, o gözle aklın idrak edemediği bazı şeylerin idrak edildiğine inanmaktır. Bütün alimler, filozoflar ve mütefekkirler, akıl ve idrakimizin bize ölümden sonraki hayatta olup biteceği olduğu gibi gösteremeyeceğini, itiraf etmişlerdir. Neticede gayb âleminde geçen ve geleceğe ait cereyan edecek olan ve akli ilimler ile bilinmesi mümkün olmayan hadiselerin;ancak ve yalnız, akıl sahasının ötesini, tasavvur derecelerinin ilerisini gösterebilen nübüvvet nuru ile idrak olunabileceğini, hepsi(ilimde rasih olanlar) ikrar etmişlerdir."
Özü itibariyle özellikle radikal fideist ekol, aklı dini alanda gerekli görmemektedir,hatta zararlı bulmaktadır. Dini bilginin kaynağı vahiydir. Vahyin söz konusu olduğu yerde aklın bir işlevi yoktur. İmanın, rasyonel gerekçeleri dikkate almayan bir iman atlayışına dayanması gerektiği ve tüm rasyonel değerlendirmeden masun olduğu tarzındaki yorumu aşırı bir imancılık olarak değerlendirmek mümkündür.
Dinin önermelerini mantık ilkelerine ve akıl kriterlerine göre değerlendirmeye kalkmak, onları bağlamı dışına çıkarmak demektir. Bu doğrulara yalnızca inanılabilir. İmanı, normal bir bilgi kategorisi içinde değerlendiremeyiz. İmanın kendine has bir oluşumu vardır ve bu oluşumu rasyonel bir zemin içinde değerlendirmek pek mümkün değildir. Sonuç olarak fideizmi savunan düşünürler aklın ötesinde, onu aşan bir gerçekliğin olduğunu, bu gerçekliğin ise ancak bir elçi, dolayısıyla onun getirdiği vahiyle bilinebileceğini öne sürmektedir. Bu varsayımdan akıl ile imanın uzlaşamayacağı şeklinde bir sonuç çıkmaktadır. Radikal fideizmi savunanlar hariç tutulursa, ılımlı fideistler akıl ile imanı birbirine zıt şeyler olarak görmezler;buna karşın iman hadisesi aklı aşan bir yapıya sahip olduğu için imana konu olan şeyler zıt olarak görünebilirler.