Spoiler içeriyor
herkesin okumasını dilediğim kitap. özellikle doğu batı düşünce yapısını karşılaştırarak tanrı sevgisinin geçmişten günümüze evrilişi çok ilgi çekici. sevme(me) biçimlerini kapitalizm uzerinden eleştirerek sevmeyi politik bir eylem biçimi olarak görmesiyle de gönlümde yeri ayrı yazarın. `sevgi bir yetenek sorunu mu,…devamıherkesin okumasını dilediğim kitap. özellikle doğu batı düşünce yapısını karşılaştırarak tanrı sevgisinin geçmişten günümüze evrilişi çok ilgi çekici. sevme(me) biçimlerini kapitalizm uzerinden eleştirerek sevmeyi politik bir eylem biçimi olarak görmesiyle de gönlümde yeri ayrı yazarın.
`sevgi bir yetenek sorunu mu, nesne sorunu mu?`
insanlar sevmenin kolay olduğunu fakat sevilecek nesneyi bulmanın zor olduğunu zanneder. sevmekten çok sevilmek için uğraşır dururlar. oysa bu kapitalizmin her şeyi metalaştırmasıyla ilgili. kişi hem kendini hem karşısındakini nesne gibi algılamaktadır. `kişilik pazarı`na çıkar ve kendi değerinin altında gitmemek için piyasadaki en uygun kişi ile alışveriş yapar. aşk dediği de bu uygun takastan başka şey değildir. oysa sevmek bir nesne değil, yetenek ve eylem sorunudur.
`sevgi, insanın varoluş sorununun yanıtıdır`
insan doğadan ve hayvanlar aleminden koparak yalnız olduğunun bilincine varmış bir canlıdır. bu yalnız oluş her çağın insanı için en önemli sorundur.
peki ayrı olmanın üstesinden nasıl geleceğiz?
hayvan totemleri, uyuşturucu, alkol, dinsel ayinlerle transa geçme, cinsel birleşme gibi yöntemlerle. fakat bunlar kısa süreli çözümler, sonrasında daha da ayrı ve yalnız hisseder insan.
bazen de toplum ile uyumlulaşır onun bir uzvu haline geliriz. işçi makinenin, memur bürokratik kurumun bir parçası olur. böylece kendi olmaktan çıkar. kapitalizm insanın bu bütünleşme ihtiyacına eşitlik söylemi ile karşılık verir. oysa;
`kapitalizmde eşitlik`, bireyselliğini yitirmiş otomatların eşitliğidir. standartlaşmayı eşitlik olarak sunar. kant eşitliğin olabilmesi için hiçkimsenin bir başkasının amacına araç olmaması gerekir, der. herkes birbirine sadece amaç olarak baktığında herkes eşit olabilir. sosyalizm de buradan sözü alır;
`sosyalizmde eşitlik`, en başta insanın insanı kullanmasının önüne geçmektir. aklın, bireyin, emeğin araçsallaşmasına bir karşı çıkıştır. içinde bulunduğumuz toplum da bizi yabancılaştırır, kapitalizmin sen farklısın, biriciksin söylemi de hepiniz kardeş, özgür, esit ve aileyiz söylemi de boşa çıkar. insan daha da yalnız üstelik yabancılaşmış hisseder.
kimisi ise birliğe ulaşma yöntemini `yaratıcı edim`de bulur. oysa sanat yapıtı da kişiden çıkıp bağımsızlaşır ve kendi başına var olmaya devam eder.
tek ve nihai çözüm fromm için insanın başka bir insanla sevgi içinde kaynaşabilmesidir.
başka bir insanla nasıl kaynaşacağız?
edilgen biçimde, etkin biçimde ya da ortak yaşam birliği için olgun sevgi ile.
`mazoşizm`: bu eğilim edilgen biçimidir. yani "ben hiçbir şeyim, o ise her şey" demektir. onun parçası olmaktan başka değeri yoktur kişinin. mazoşist karar vermez, sorumluluk almaz. bağımsızlığı, bütünlüğü ve bireyselliği yoktur. hatta tam olarak doğmamıştır. yaşama sorununu üretici faaliyetle çözme gereksinimi duymaz. efendisine bağlı bir köledir, o.
`sadizm`: bu ise etkin biçim. başkasını kendisinin parçası yapar. boyun eğen olmadan varoluş gösteremez. emreder, sömürür, can yakar, efendidir fakat o da kölesine bağımlıdır ve üretken değildir onun gibi. bu bakımdan çok da farklı değildir, sadist ile mazoşist birbirinden.
`olgun sevgi`: kendi bireyselliğini koruyarak gerçekleştirilen birliktelik.
"sevmek bir eylemdir, edilgen bir duygu değil. bir şeyin içinde olmaktır, bir şeye kapılmak değil. en genel biçimiyle sevginin etken yapısı sevmenin almak değil, öncelikle vermek olduğu biçiminde tanımlanabilir." s.30
`marks`: "eğer sevginiz sevgi doğurmuyorsa bu sevginizin sevgi üretemediği anlamına gelir." sevgi üreten bir güçtür, güçsüzlük sevgi üretemeyiştir.
`sevginin temel unsurları neler?`
`1. ilgi` sevdiğimiz şeyin büyümesi ve yaşaması için ilgi göstermek gerekir. ilgi yoksa sevgi de yoktur. kişi uğrunda emek harcadığı şeyleri sever ve kişi sevdiği şeyler için emek harcar.
`2. sorumluluk` dışarıdan yüklenmiş bir görev değildir sorumluluk. iradi bir edimdir, seven kişi kendisine ve başkasına karşı sorumluluk duyar.
`3. saygı` sorumluluk saygı içermezse kendine bağlamaya ve zorbalığa dönüşme tehlikesi gösterir. sevilene saygı duymak onun dilediğince büyütüp gelişmesine ilgi duymak demektir. özgürce kendisi olmasına destek vermektir. böylece sömürünün de yokluğunu gerektirir. " sevgi, özgürlüğün çocuğudur."
`4. bilgi` ilgi, saygı ve sorumluluk eğer bilgisiz ise içi boştur. bilmek sevileni tanımak, derinlemesine bağ kurmaktır. onu keşfetmektir. parçalayarak değil, öğrenme isteğiyle kendini ona vererek kaynaşarak hem kendini hem ötekini tanıma girişimidir.
`sevgi, anne baba ve çocuk arasında başlar`
* çocuk sevgisi: seviyorum, çünkü seviliyorum.
* yetişkin sevgisi: seviliyorum, çünkü seviyorum.
* olgunlaşmamış sevgi: seni seviyorum çünkü sana ihtiyacım var.
* olgunlaşmış sevgi: sana ihtiyacım var, çünkü seni seviyorum.
`anne sevgisi` koşulsuzdur. herkesin özlemini çektiği sevgidir bu.
`baba sevgisi` hak edilmiş sevgidir, kaybetme korkusu vardır. anne içinden çıkılan yuva, toprak, doğa, okyanustur. baba ise çocuğun yol göstericisidir.
`yetişkin insan` her iki sevgiyi de kendi içinde birleştirebilen kişidir. yani olgunlaşmış bir sevgi anne ve baba güdüsünü birlikte eyleme dönüştürür, dengeler.
tıpkı bir anne gibi seni benim sevgimden, mutlu bir yaşam dileğimden yoksun bırakamaz hiçbir şey der. bir baba gibi sınır da çizer. yanlış yapınca yanlış yaptın, der. bunun sonucundan kaçamazsın ve eger seni sevmemi istiyorsan tutumunu değiştirmelisin, der. aksi halde salt anne sevgisi kişiyi sapıklaştırıp toplumdan koparır ve bayağılaştırır. salt baba sevgisi ise kişiyi huzursuz, kaygılı ve yetersiz hissettirir.
`ya tanrı sevgisi?`
bu sevgi en yüce değere ulaşma biçimidir. fromm için tanrı soyut ve genel bir sevme yeteneğidir aslında. tarih içinde şekillenir, evrilir ve gelişme gösterir. anaerkil dönemde anne sevgisine benzer bu sevgi. ataerkil dönemle birlikte tanrı bir babaya dönüşür. sevap kavramı böyle girer inançların içine. cennet cehennem var olur. anne sevgisi gibi baştan verili değildir, hak edilmesi gerekir. günümüzün tanrı anlayışı da ataerkil bakış açısından henüz kopmuş değildir. tanrı hala antropomorfiktir, bir baba olarak anlaşıldığı için. fromm tek tanrılı dinlerin de nihayetinde soyut bir tanrı fikrini yani sevgi, saygı, adaleti kişinin kendi içinde taşıyıp olgun biçimde kavrayacağı zamanların geleceğini düşünür, umar.
tanrı inancını doğu ve batı üzerinden karşılaştırır:
`doğu'daki tanrı ` yani çin, hindistan'da eylem ön plandadır. paradoksal mantık hakimdir. herakleitos, diyalektik, oluş kavramları önemlidir. taoist düşünce ve hint felsefesi. "tanrı ne odur, ne de o olmayan." dünyayı ve tanrıyı kavramak doğru eylemden geçer doğuda. bu nedenle tanrıya ne dendiği, nasıl inanıldığından, nasıl bir söyleme sahip olduğundan çok nasıl yaşadığın neler yaptığın önemlidir.
`batı'daki tanrı` aristoteles mantığına dayanır. eylem değil, düşünce önemlidir. tanrıya inanmak her şeyden önce gelir. düşünceyi önceledigi için dogma, kilise, bilim, teknik gelişimi batıda gerçekleşir. doğu ise tanrıyı içinde keşfeder ve tanrı ile birlikte yaşar.
başa dönecek olursak anne baba çocuk arasındaki ilişki tarihsel olarak tanrı sevgisinin aşamalarıyla paralellik gösterdiğini fark ederiz.
* çocuk yaşama tüm varlığının temeli olan annesine bağlı olarak başlar. kendini çaresiz hisseder, annesinin onu saran sevgisine gereksinimi vardır.
* ardından babasına yönelir. baba düşünce ve eylemini yönlendiren bir ilkedir. bu aşamada babasının beğenisini kazanmak için çabalar.
* `tamamen olgunlaştığında`, kendisini anne babasının koruyucu ve hükmedici gücünden kurtarmış, annelik ve babalık ilkelerini kendi içinde oluşturmuştur. kendi kendisinin anne babası olmuştur, kendisi anne ve babadır. insanoğlunun tarihi de aynı gelişmeyi görmekte olduğumuzu düşünür fromm. tanrıya çaresizce bağlılık ardından itaat edilen baba tanrıdan sonra insanlık sonunda her iki biçimi de içselleştirip kendisi adil ve sevgi ile edimde bulunma aşamasına gelecektir.
böylece dışsal bir güç olarak ne tanrıya ne de tanrıçaya gereksinim duyacaktır. o zaten tanrıyı icselleştirerek tanrı ile işbirliği içinde hareket edecektir.
`tanrıyı sevmek`, sevmek sanatının ta kendisidir. kendini ve başkasını saygı, ilgi, emek ve özgürlük temelinde başlayıp yavaş yavaş evrenselliğe varan varoluşun tümünü sevebilmektir. öyle bir sevgi ki bu özgürlük, eşitlik, adalet, onurlu ve insanca yaşamın güzelliği herkesi kapsar.
orada yağmur herkesin üzerine yağar, güneş herkes için doğar. sevmek bir sanat olur, orada. ve insan tanrı ile beraber yan yana iç içedir orada.
- tanrım, seni bana soruyorlar, senin için kimdir diyeyim?
- ben, benim. onlara benim adımın adsızlık olduğunu söyle.