“Titus” (1999), Shakespeare’in en vahşi ve karanlık oyunlarından biri olan Titus Andronicus’un fazlasıyla sert, görsel olarak çarpıcı ve rahatsız edici bir uyarlaması. Anthony Hopkins, Roma’nın büyük generali Titus olarak karşımıza çıkıyor ve film, ihanet, intikam, akıl kaybı ve aşırı şiddet…devamı“Titus” (1999), Shakespeare’in en vahşi ve karanlık oyunlarından biri olan Titus Andronicus’un fazlasıyla sert, görsel olarak çarpıcı ve rahatsız edici bir uyarlaması. Anthony Hopkins, Roma’nın büyük generali Titus olarak karşımıza çıkıyor ve film, ihanet, intikam, akıl kaybı ve aşırı şiddet dolu bir hikaye anlatıyor.
Titus, savaştan zaferle döndüğünde, düşmanı Got Kraliçesi Tamora’yı (Jessica Lange) esir alıyor ve onun oğlunu tanrılara kurban ediyor. Ama bu hareketi, kendi ailesinin felaketini hazırlayan bir kıvılcıma dönüşüyor. Tamora, Roma’nın yeni imparatoriçesi olup, aşırı sadist aşığı Aaron’la birlikte Titus’a ve ailesine korkunç bir intikam planı kuruyor. İşler çığırından çıkıyor:
• Titus’un oğulları haince öldürülüyor,
• Kızı Lavinia acımasızca susturuluyor,
• Titus’un aklı yavaş yavaş gidiyor ve bir noktadan sonra deli mi yoksa sadece aşırı zeki mi olduğunu sorgulamaya başlıyoruz.
Film, tamamen bir kanlı intikam çılgınlığına dönüşüyor. Özellikle final sahnesi, şok edici ve unutulmaz, hatta Shakespeare’in yazdığı en tüyler ürpertici anlardan biri olabilir! Yönetmen Julie Taymor, klasik bir tarih filmi çekmek yerine, antik Roma ile modern zamanları karıştırarak garip ama etkileyici bir dünya yaratmış. Bir sahnede antik savaş arabaları varken, başka bir sahnede modern kıyafetler ve motosikletler görebiliyorsun.
Kısacası, bu film ağır bir trajedi, bolca vahşet, entrika ve psikolojik çöküş içeriyor. Eğer klasik Shakespeare uyarlamalarından sıkıldıysan, farklı bir sinema deneyimi yaşamak istiyorsan ve sert hikayeleri kaldırabiliyorsan, Titus kesinlikle seni şaşırtacak bir film! Ama uyarayım, hafif bir şey izlemek istiyorsan, uzak dur çünkü bu film cidden sert!
Söyleyin, içimdeki kini nasıl kusmalıyım? Yoksa bir köşede ağlamalı mıyım? Bırakın ağlayayım. Kaybedenler ağlamalı. Dillerindeki acı tat midelerini yakmalı. (Titus Andronicus)
Bunun ne önemi var? Duysalar bile söylediklerimi dikkate almazlar ki. Onlardan merhamet dileniyorum ama acımazlar ki. Bu yüzden derdimi taşlara haykırıyorum. Taşlar onlardan daha yumuşak. Onlar taşlardan daha sert. Ama taşlar ölüm kadar sessiz. Onların dilinden çıkan ise korkunç bir ölüm. Korkunç bir son. (Titus Andronicus)
Kaplanlar avlanmalıdır. Ama Roma seni ve beni asla avlayamaz. Mutlu olabilir misin? Haksızlığa karşı koyamadığın sürece huzur bulabilir misin? (Titus Andronicus)
Kimsenin yarası benimki kadar derin olamaz. Duygularım tarif edilmeyecek derecede incindi. Ağlayıp dövünmekle eline ne geçecek? Şayet bu sefaletin nedeni bensem göz yaşlarımı tutamam, onlara hükmedemem. Cennet bile ağlıyor. Dünya bunu duymuyor mu? Gazap rüzgarları esiyor. Deniz nasıl sakinleşsin? Böyle bir acı karşısında nasıl kabarmasın? Bana bir neden gösterin. Neden bulamıyorum. Deniz benim. Rüzgarın çığlıklarını dinliyorum. Bana doğru esiyor. Dünya benim. Elbette deniz sürekli kabaracak. Elbette dünya durmadan göz yaşı akıtacak. Bu göz yaşları sele dönüşecek. (Titus Andronicus)
Yüreksiz çocuk. Kalk ve kardeşine bir bak. Konuş Lavinia, hangi canavar babanın seni bu halde görmesini arzuladı? Hangi ahmak denize su kattı ve yanan Truva’ya bir meşale getirdi? Seni gördükten sonra öfkem bin kat daha arttı. Nilus gibi kendimi aşağılanmış hissediyorum. Bana bir kılıç verin ki Roma için savaşmış ellerimi keseyim. Bu acıya hangi yürek dayanır? Ver şunu bana. Ben ne uğurda onlar adına savaştım? Bırak beni. Böyle mi teşekkür ediyorlar bana? Bırak da ellerimi keseyim. Konuş soylu kardeşim. Kim yaptı bunu? (Titus Andronicus)
Bu şeytanlıksa ben de şeytanım. Sonsuza kadar sönmeyecek bir ateşle yanıyorum. Cehennemde sana eşlik edeceğim. (Aaron)
Martius: Neden gülüyorsun?
Titus Andronicus: Göz yaşlarım tükendi de ondan.