Paris 05:59 - Theo & Hugo Absürt bir şekilde çok beğendim bu film, beni cüretkâr sahneleri ile utandırırken yönetmenin en özgür sahnelerini kesmeden ilerlemesi ve filmin 15 dakikasını cinsel teması ile başlatması beni çok şaşırtsa da ayrı bir arzu ve…devamıParis 05:59 - Theo & Hugo
Absürt bir şekilde çok beğendim bu film, beni cüretkâr sahneleri ile utandırırken yönetmenin en özgür sahnelerini kesmeden ilerlemesi ve filmin 15 dakikasını cinsel teması ile başlatması beni çok şaşırtsa da ayrı bir arzu ve tatminlik seviyesi ile başlamıştık filme. Bu yanlarından daha çok dikkati mi çeken yönlerine gelin birlikte bakalım.
Evet belki de iki birbirlerini tanımayan Théo ve Hugo bir sex Club'da tanıştıktan sonra yaşadıkları cinsel yakınlıkla özel bir bağa yakalasalar da işler istedikleri gibi gitmez aksine yaşadıkları en büyük sorun onların en büyük aşklarını başlatmaya yetecek güçte olur. Özel sahneleri geçin asıl aşk filmlerde yaşanır kelimesi bence bu filmle bağdaşan tek cümle. Ben o kadar özel buldum ki filmi bu sayfa da yer edilmesi gerek diye sizlere paylaştım.
Bakışların, konuşmaların ve filmde duyduğumuz tek şey olan "yanında güvende hissediyorum" lafı bence sevginin naifliğini ve saflığının özel oluşunu gösteriyordu tabii günümüz de bu yok olsa da. Paris'in gece yarısında geçen güzel sokakların da yaşanan olaylarımız da ikilimiz birilerini tamamlıyor ve tek bir kişilik yaratabiliyorlardı. Yönetmenin cüretkâr hareketlerini filmin her köşesinde bulunsa da naif noktalarla aşkın kıymetine çok iyi değiniyordu.
Yönetmenleri Jacques Martineau ve Olivier Ducastel gerçekten senaryosu ile çekimlerinin aynı saat dilimini kullandığı film, ayrı bir özel detay katarken kebapçı da olan güzel Tarkan sesine denk gelmekte ayrı bir mutluluk kattı bana. İki yönetmen Berlin, Chicago Film Festival'lerinden 1'er ödül alıyorken, Stockholm ve Outfest'in: Los Angeles Gay & Lezbiyen Festivali'nde çıkışını duyurması ile ünlenmiştir.
Paris'in sokaklarında geçen film metrosunda, kanalarında, koşu romantizmi ve bisikletle dolaştıkları sohbetlerinde bizi bağlarken film, o bakışmaların içinde her bir bireyin aşkını nasıl yaşaması gerektiğini gösteriyordu eşcinsel film temasının altında. Bu durumda en büyük alt mesajı ise korunmanın en büyük hayat kurtarıcı şeyin olduğunu ve aşkın, sabrın önemini gösteriyordu da. Günümüz de yaşanan bulaşıcı hastalıkların önüne geçmişken korunmanın hâlâ önemini güzel anlatıyordu.
Filmde oynayan tek iki karakterimizi canlandıran François Nambot ve Geoffrey Couët'i bir alkışlamak gerek diye düşünüyorum. 2 ödülü olan film bir arkadaşımın dediği gibi "ders çıkartılacak yönlerini deftere yazmamız lazım" deyişini doğrulattırıyor bana. Böyle güzel eşcinsel yapımlarına ara verilmemesi gerektiğini harika gösteren yapım hakkında diyeceklerim sınırlı değil ama ne sizi filmden soğutmak ne de sıkmak istemem izledikleriniz de unutmayacaklarınıza gireceğini tahmin edebiliyorum şimdiden. Keyifli izlemeler dilerim.