Spoiler içeriyor
Çok büyük bir spoiler yok ama yine de uyarı vermek istedim. "Reprise" (Tekrar) Norveç sinemasının en başarılı yönetmenlerinden biri olan Joachim Trier'in ilk yönetmenlik denemesi olan ayrıca "Oslo üçlemesi" olarak geçen serisinin ilk filmi. Diğer filmleri "Oslo, August 31st" ve…devamıÇok büyük bir spoiler yok ama yine de uyarı vermek istedim.
"Reprise" (Tekrar) Norveç sinemasının en başarılı yönetmenlerinden biri olan Joachim Trier'in ilk yönetmenlik denemesi olan ayrıca "Oslo üçlemesi" olarak geçen serisinin ilk filmi. Diğer filmleri "Oslo, August 31st" ve "The Worst Person Of The World". Yönetmen Trier, genel olarak Norveç'in soğuk yönünü, insan ilişkilerinin sıcaklığı ile birleştirip izleyiciye sunmaktadır. Bu filminde iki genç yazar adayının ilk romanlarını yazması ve yayımcı şirketlere gönderdikten sonra yaşadıkları değişimleri anlatmaktadır. Filmin sevdiğim yönü, öyküyü iki farklı yoldan ele alıyor. ve izleyici bunu farketmiyor. İlk olarak yazarlığı yani yeni bir değişimin kişiye nasıl etki ettiğini hem kendi üzerinden hemde etrafındaki insanlar üzerinden bağdaştırarak aktarıyor. Olmazsa olmazımız film karakterleri özenle seçilmiş, şekillendirilmiş. "Philip (Anders Danielsen Lie)" ve "Erik (Espen Klouman Høiner)" karakterleri bu yazarlık sürecinde çevresindeki durumların kontrolsüz gelişimi ile birlikte bir çıkmaza sürükleniyor. Philip, hayatının en iyi anlarını yaşarken elde ettiği başarıyı yetersiz bulması onu psikolojik sorunlara götürmektedir. Hayata yeniden doğmak isteyen karakter hiç beklemediği bir anda yeni tanıştığı bir kızla yeniden şekillenecektir. Film, Philip'i biraz boğmaca anlatması aslında bize karakterin nasıl bir psikolojiden çıkıp bu hale geldiğini, sessiz ama etkili bir biçimde göstermeye çalışıyor. Erik karakteri ise Philip'e gereken ilgiyi ve desteği göstermesine rağmen kendi hayatına düzen verememesinin verdiği acı ile birlikte hala arkadaşının yanında olması filmin sıcak yönünü göstergesiydi. Her zaman Philip'in bir adım gerisinde oldu. filmin sevdiğim diğer yönü gerçekçi bir anlatıma sahip olması. Karakterlerinin konuşmaları, günlük rutinleri ve diyalogları çok başarılı. İki karakteri merkeze alarak etkili geçişlerle usta işi bir kurgu yapılmış bunu da eklemeden geçemeyeceğim. Tekrardan Erik'e gelecek olursak bu karakter idolü olan bir yazarın etkisi ile birlikte bir tür arayışa girmektedir. Norveç'in edebiyat seviyesine gönderme yapılarak anlatılan bu idol yazar aslında erik ve philip in birleşimin yaşlı hali gibiydi. Şahsi görüşüm bu yönde. Etraflarındaki insanları meslekleri uğruna harcayan, yapılan iyilikleri suistimal eden kişiler bedelini ağır ödemektedir. İşte karakterlerimize olan da bu. Filmin sıradan bir film değil. Herkes izleyemez. Avrupa sinemasının çağdaş anlatı tarzı, sinema sanatı için önemli bir yere sahip. Joachim Trier gibi yönetmenler bu tarza sahip çıkmaktadırlar. ilk filmi olmasına rağmen profesyonel bir yapım niteliği taşımaktadır. 16 yıl önce çekmesine rağmen günümüz de hala bu tür yaşamların olduğu apaçık ortada. Çok uzattım sinemaseverlere öneriyorum.