(Challenge ile biten 7. Kitap 🐎) Size tavsiyem benim yaptığım gibi bu kitabı 1 günde başlayıp o gün içinde bitirmeyin. Her gün bir mektup okumanın daha mantıklı olacağını okudukça fark ettim çünkü mektupları üst üste okmak Çok sıkıcı geldi. Lakin…devamı(Challenge ile biten 7. Kitap 🐎)
Size tavsiyem benim yaptığım gibi bu kitabı 1 günde başlayıp o gün içinde bitirmeyin. Her gün bir mektup okumanın daha mantıklı olacağını okudukça fark ettim çünkü mektupları üst üste okmak Çok sıkıcı geldi. Lakin bunları günlere ayırmış olsaydım kitaptan daha çok zevk alacağımı ve eğlenceğemi düşündüm.
Benim için anlaması zor olsa bile yer yer güldüm, hafif nükteler, ara ara fıkralarda güzel bir kitaptı. Ama şu da bir gerçek ki ne zaman herhangi bir yolculuğa çıksa etrafındaki insanlardan bahsederken Fransız madamlar, mösyöler sürekli Bunlar karşımıza çıkıyor. Yazarın betimlemeleri gerçekten hoştu güzeldi anlaması zor ve komikti bir cümlenin 21 satır boyunca devam etmişliği var mesela. O kadar teferruatlı bir cümleydi ki ne kadar başarı alıp okusam bile Hem anladım hem anlamadım. Tabii bu cümle kitabın içinde o kadar da öneme ve değere sahip olan bir cümle olmadığından ötürü anlamamış olmam bana bir şey kaybettirmedi.
Bir de İstanbul'un o zamanların da yaşayan bir insan olsaydım bu kitabı okurken muhtemelen, o devre daha hakim olmuş olacağımdan ötürü hem daha iyi anlar belki daha çok severdim. Şu anda sevmedim değil. Çok sevdim ve özellikle okurken kalkıp adım adım İstanbul'u gezesim geldi, Karaköy'ü, Kadıköy'ü, Balat'ı, Beşiktaş'ı Üsküdar'ı.. Ama ne yazık ki öyle bir şansım yok¿ Otur evinde zavallı ben...
Özellikle bazı mektuplar çok hoşuma gitti ve içinde geçen bazı hadiseler. Bahsetmek istediğim bir başka şey ise şiirler... Anlayarak okumak çok hoştu. Tabii ilk başta anlamıyorsunuz, yani en azından ben anlamadım. ama en altta açıklamasını okuyunca ve tekrar şiiri bir göz atınca "Aa." Dedim ve defalarca açıklamasını okumadan sadece şiiri okudum durdum, çok hoşuma gitti gerçekten.
Sâkin bir mekanda okunacak, huzuru hissettiren bir kitap. Okurken şunu da düşündürdü bana. (Ne kadar huzurlu ve hareketliymis o günler. Şimdi ki yaşantılar stresli, tramvayda adımlarına yetişemedigim insanların ne acelesi olduğunu düşünmüşümdür hep. Yüzlerde ki mutsuzluk, göz temasından uzak herkes. Ne bileyim biriyle göz göze geldiğiniz de umursuzca çevirilen bir baş yerine hafifçe selamlarcasına eğsek ya? Birbirimize kendi içimiz de dost değil yabancıyız. Ama eski insanlar öyle değil imiş gibi sanki, bu tür kitapları okurken hissediyorum bunu. Şimdi bir de tasmalarımız var kendi elimizde tuttuğumuz telefonlarımız. Hakimiyet biz de sanarken bizi kontrol eden o icahazlar.. neyse)
Kitaptan 🌼
" Hoca merhum, bir gün ceviz almış. Eve gelir gelmez, havanelini yakalımış. Cevizleri kabuğu ile döverek yemeye başlamış. Karısı bu halini görünce
-Aman Efendi ne yapıyorsun? Ceviz, kabuğu ile yenmez, demiş.
Hoca, karısının tembihini saflığına vererek:
- Sen, hakikaten Budala imişsin! Eğer ceviz, kabuğu ile yenmeye idi, kabuğu ile birlikte tartılıp satılmazdı diye karşılık vermiş..."
Bu hikaye ile sonlandırıyorum. Hoca çok güzel bir meseleye değinmiş acayip bir üslupla.