A Film By Gaspar Noé Şaşırttı. Evet sayın seyirciler yanlış okumadınız. Gaspar Noé şaşırttı. Aykırı sinemanın yakın dönem kuşağının en etkili yönetmenlerinden biri olan Gaspar Noé'nin 2021 çıkışlı yeni filmi. Her filminde olduğu gibi bu filminde de vizyon tarihinden 1…devamıA Film By Gaspar Noé
Şaşırttı. Evet sayın seyirciler yanlış okumadınız. Gaspar Noé şaşırttı.
Aykırı sinemanın yakın dönem kuşağının en etkili yönetmenlerinden biri olan Gaspar Noé'nin 2021 çıkışlı yeni filmi. Her filminde olduğu gibi bu filminde de vizyon tarihinden 1 yıl sonra izleme şansı bulduk. Neden böyle oluyor bilmiyorum. Kendisi kariyerinin en farklı filmini yapmış. Biraz uzun olacak ama izleyecekseniz okumanızı tavsiye ederim. Birazcık spoiler olabilir. Birazcık 🤏🏼
Öncelikli olarak Gaspar Noé birkaç yıl önce beyin kanaması geçirmiş ve ölümden dönmüş. Bazı kaynaklara göre kendisi bu rahatsızlığı atlattıktan sonra Michael Haneke'nin "Amour" filmini izlediğini ve çok etkilendiğini söylüyor. Zira ben bu filmi izlerken konu olarak Amour'a benzetmiştim.
Filmi sadece iki yaşlı başrol üzerinden ele alması ilk şaşırdığım nokta oldu. Çünkü noe filmi deyince akla hep kalabalık kadro gelir.
Filmin ana teması Ölüm. Her ne kadar yaşlılık ve hastalık üzerinden yoğunlaşılmış olsa da asıl vurgu yapılan şey ölüm.
Kitap yazmak isteyen kalp hastası bir koca ve Demansa yakalanmış psikiyatrist eşi, kendi evlerinde hayatta kalma mücadelesi vermektedirler.
Teknik açıdan daha önce "Lux Æterna" filminde gördüğümüz iki farklı kadrajın (split screen) yan yana getirilerek aynı anda izleme olanağı bu filmde de kullanılmış. Kamera, iki yaşlı insanı sürekli olarak takip etmektedir. Bu sayede izleyici 140 dakika boyunca ne olup bittiğini daha iyi kavrıyor. Çok akıcı olmadığı için kopukluk yaşanmıyor merak etmeyin.
Filmin ilk doruk noktası, eşinin kaybolduğunu düşünüp sokak sokak arayan yaşlı adam sahnesi. Bu sahneye kadar ciddi bir sorun olmadığını düşünüyorduk ancak bu sahneden itibaren sorunlar üst üste gelmeye başlıyor. Demans'ın etkisi nedeniyle yavaş yavaş aklı yitiren yaşlı anne karakteri, kocasıyla problem yaşamaya başlar. İlk olarak bulunduğu konumu unutması.
Film çekilirken yaşlı adam (Dario Argento) 80, yaşlı kadın (Françoise Lebrun) 76 yaşında imiş. Bu yaşta hastalık rolü oynamak çok zordur. Yaşlı kadının başta kendisi olmak üzere eşini ve çocuğunu unutmaya başlaması yüz ifadelerinde açıkça görülmektedir. Filmin gelişme bölümünde yaşlı adam, eşini sevdiğini, önem verdiğini hissettirerek yaşamına devam eder. Ancak ne zaman ki oğlu eve ziyarete gelir işte o zaman işler değişir. Çünkü oğlunu görür görmez anne karakteri, eşinin yabancı olduğunu, tanımadığını ve evden gitmek istediğini belirtir. Bu sahne psikolojik açıdan incelenmesi daha doğru. Zira bizim gibi sıradan izleyicilerin görmediği birçok detay olabilir.
Her sahnesini anlatmama imkan olmadığı için sürekli olarak hikayeyi atlıyorum.
Önemli olduğunu düşündüğüm bir diğer sahnede yaşlı anne ve baba, oğulları ve torunlarıyla birlikte sohbet ettikleri sahne. Bu sahnede yaşlı kadın tamamen olaya uzak dinleyici konumunda, ne olup bittiğini anlamaya çalışmaktadır. Filmin başından bu yana iyi bir insan kişiliğine sahip olduğunu düşündüğümüz yaşlı adam torununa gürültü yaptığı için sert çıkışır. Bu tepkisi oğlunu da şaşırtır olayı büyüttüğünü söyler. Bana sorarsanız bu kadar tepki vermesinin sebebi bulunduğu konum. Eşi aklını yitiriyor, kendisi istediği kitabı yazamıyor ve yaşlılığın getirdiği korkutucu sorunlar onu ölüme daha çok yaklaştırıyor. Yaşadığı bu his, onu en küçük soruna fazla tepki vermesine neden oluyor.
Filmde sürekli olarak rüya tabiri kullanılmakta. Hayatın bir rüyadan ibaret olduğunu sürekli olarak kendi düşünceleri ve alıntılarla belirtiyorlar.
Filmde gördüğümüz bütün karakterler (çocuk hariç) ilaç kullanmaktadırlar. Oğulları ayrıca uyuşturucu bağımlısıdır. Bu da bizlere insanoğlunun her türlü şeye bağımlı olduğunu ve bundan kurtulamayacağını belirtiyor.
Filmin gelişme bölümünde yaşlı adamın 20 yıllık ayrı bir kadınla ilişkisi olduğunu öğreniyoruz. Bunun nedenini tamamiyle izleyiciye bırakılmış. Şahsi fikrim yaşlı adam, eşinin bunaması sebebiyle bir tür yalnızlık çekmesi. Eşiyle doğru düzgün bir sohbeti bile olmamakta. Ahlaki açıdan yanlış olsa da bu açıdan bakıp eleştirmek önemli. O karakterin yerinde olsak acaba biz de bu uygunsuz ilişkiyi yapar mıydık?
Son sahneye doğru yaşanılan rahatsızlıklar artıyor ve ölüm kapıya dayanıyor. Daha fazla bir şey söylemek istemiyorum. Spoiler linçi yiyebilirim.
Yönetmen Gaspar Noé, yaş farketmeksizin her türlü çiftin birbirlerini sevdiklerini iddia etseler de hayatta çok büyük yanlışlıkların yapıldığını, hastalığın, problemlerin çözülmesi gerektiğini, bundan kaçınılmaması gerektiğini şiddetle vurguluyor. Final sahnesinde de görüleceği üzere hayatta ne kadar yıl yaşasak da aslında her şeyin 15 saniyelik bir slayta sığacağını, yaptıpımız her türlü davranışın önemli olduğunu müthiş bir anlatım tarzıyla aktarmakta.
Ölüm hayattaki belki de en önemli şey olabilir. Zira finalde boş ev görüntüleri bunun hissiyatını çok iyi veriyor. Ölüm ansızın gelebilir ve her şey bir anda son bulur.
Aşklar, sevgiler, mutluluklar, üzüntüler hepsi yok olmaktadır. Tabi bu kısımda inançlar farklı yorumluyor ama netice itibariyle öbür dünya kavramı var ise bile bu dünyadaki gibi olamayacağını biliyoruz.
Etkili planlarıyla sinematografisi çok başarılı. İki farklı kadrajı bir uyum içerisinde çekmek çok zordur. Kameranın birini Noé, diğerini de görüntü yönetmeni Benoît Debie kullanmış. Film 3 hafta da çekilmiş. Genel olarak Noé, filmlerini 1 aydan kısa sürede çekmekte. Yanlış hatırlamıyorsam Climax'i 15 günde çekmişti. Filmde garip bir şekilde renk patlaması, farklı neon ışıklar ve sarsıntılı görüntü yok. Yok denecek kadar da müzik var. O da yok sayılır.
Yönetmen Noé, nasıl bir rahatsızlık yaşamışsa artık böyle bir film yapmış. benim anlamadığım kadarıyla öbür tarafa gidip gelmiş. Daha önceki hiçbir filmine benzemeyen bir film yapmış. Açıkçası güzel film. Kendisi de bunun farkındadır. İyi iş yapabilmek için cinselliğe veya kan'a ihtiyaç duymak gerekmiyor. Filmde hiçbir şekilde çıplaklık yok. Buna rağmen iyi film yapabiliyorsun gaspar. Umarım buna benzer filmlerini görürüz. Benden sana 10 üzerinden 8.
Filmde hoşuma giden replikler:
"Hayat, rüya içinde bir rüyadır."
"Rüyalar kısadır. Rüya içindeki rüyalar daha da kısadır."
"Bütün görüp görebileceğimiz rüya içinde rüya değil midir?"
-Edgar Allan poe
"Bizler uyuşturucunun kölesiyiz."