After Yang Hafif tonda ve tane tane anlatımla başlayan film, gelecekten bir zamanda ve aile de gözlerimizi açıyor. Teknoloji zamanın en hızlı atılımını yapmış ve bebeklerin kültürlerine doğur yol alan robot kardeşlerinin onlara aşıladığı bir dönemde Yang ağabeyimizin zamansınız gidişini…devamıAfter Yang
Hafif tonda ve tane tane anlatımla başlayan film, gelecekten bir zamanda ve aile de gözlerimizi açıyor. Teknoloji zamanın en hızlı atılımını yapmış ve bebeklerin kültürlerine doğur yol alan robot kardeşlerinin onlara aşıladığı bir dönemde Yang ağabeyimizin zamansınız gidişini izliyoruz.
Ailemizin kültürü Çin Kültürüne dayandığı için çayların anlamları çok fazla vardı filmde ve kültürlerinde bulunan kelebek koleksiyonun 1800’lü yıllara değinildiği güzel sözler de vardı.
A24’ün yayımladığı film, 2021 Temmuz’unda Cannes’te açılışını yapmıştır. Sinematografisini de Benjamin Loeb’nin üslendiği yapımın hemen hemen her detayını sevdim. Ailemizin aile oyununu, evlerinin atmosferini, çalışma şekillerini ve en önemlisi ses tonlarının gelişmiş ve günümüzden üst bir kademede kelimelerin özenle seçilişine bayıldım.
Kişiler arasında bulunan sohbetlerin kibarlığını hissettiğim film, ailemizin robot ağabeyimize olan bağının gitgide güçlendiğini görmek ve seyirciyle bir aile oluyormuşuz hissi vermesine de bayıldım. Sinematografisini çok inçe hatlarla belli etmiş ve düzenlemişti ki Benjamin Loeb hayran kalmamak elde değildi.
Güzel tonlarla akan filmde ben en çok çayın büyük bir anlamla insanlara dokunmasını sevdim. Ve bir sohbette geçen anlatımda ki sözleri sizlere yazmak istedim: “Evet ama tıpkı yerde yaprakların olduğu bir ormanda yürümek gibi olduğumu hayal ediyorum biraz önce yağmur yağmış ve durmuş nem var ama yürümeye devam ediyorsun bir şekilde tüm bunların hepsi bu çayın içerisinde var.” Sözü sanki aile sanatını bizlere bir takımın kişisi gitse de burada var olmasını anlatıyordu.
Yang karakterine canlandıran Jutin H. Min zamansız gidişinde ki geçmişine yer veren mimikleri ve yardım severliğinde ki alt metininde bir ailenin içinde olmayı çok istemesini görmekte beni azdan fazla duygusal yaptı. Kyra karakterimize canlılık veren Jodie Turner-Smith’in oyunculuğunu da sevdim. Lâkin az sahneler de olması ve git gelerle oyunculuğunda ki hassaslığı pek bulmadım ama kızını Mika’yı canlandıran Malea Emma Tjandrawidjaja’nın oyunculuğuna bayıldım.
Kendisi Yang’la o kadar yakın ilişkisi vardı ki kendisini üzgün ve kötü hisseden tarafını hissetmemeniz elde geldi Mika’nın. Robot kız arkadaşı tabiri ile karşımıza çıkan Ada ise onun eski ailesinden bir dostu idi. Yang o kadar çok aileye dokunmuştu ki, kendisini sevmeyen yoktu. Tüm aileleri onu sevmiş ve hepsinde ayrı bir yere sahipti.
Ada’nın karakterine derinlik katan Haley Lu Richardson’nun oyunculuğu da iyidi ve (Jane the Virgin) dizi ile çok sevdiğim ve Haley’yin eşi olan Brett Dier’ide bir sahnede gördüğüm gibi yakaladım. Şimdi gelenim en önemli kişiye belki de filmde pek kimsenin ısınmadığı ama benim zamanla ve hızla alıştığım kişiye.
Baba rolü ile kendini oğluna adamış ve zamanla onu özlemesi ile kopamamış bir baba Jake, ona her şeyi öğretirken tek kelimesi aklımda gitmedi. “Çay dükkânları aileden aileye geçer bu bir gelenektir, belki sana öğretme zamanım gelmiştir” sözü bende bir yer etti güzel anlamda. Ve baba oğul ilişkisini o zaman anladım.
Filmin çok detayları vardı en önemlisi de içinde geçen çok anlamlı bulduğum bir söz: “Bu çok insanı bir soru, değil mi? Hep farklı varlıkların insan olmak istediğini sanıyoruz. İnsan olmanın nesi bu kadar iyi ki?” anladınız mı? insan olmadan da duygular, anlamlar hep vara olabilir. Herkesin duyguları anlam kazanabilir.
Ben sizi tutmadan yönetmeni olan Kogonada’ya saygılarımla hürmet ediyorum. Çok güzel bir yapım yapmış ve aktarmıştı. Sıkmadan efektlerini güzel kullanması ve kişiler arası bağlarına özen vermesi çok güzeldi. Şimdiden bol keyifli izlemeler diliyorum.