Merhabalar bugün yine bir kitapla karşınıza çıkıyorum. En son Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş kitabını okumuştum ve orada ölüm olmasaydı hayatımızda neler olurdu ya da öleceğimiz günü bilseydik psikolojimizin nasıl olacağını mizahi bir şekilde anlatıyordu Jose Saramago. Bu beni çok…devamıMerhabalar bugün yine bir kitapla karşınıza çıkıyorum. En son Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş kitabını okumuştum ve orada ölüm olmasaydı hayatımızda neler olurdu ya da öleceğimiz günü bilseydik psikolojimizin nasıl olacağını mizahi bir şekilde anlatıyordu Jose Saramago. Bu beni çok düşündürmüştü hatta iyi ki ölüm var da acımız bir yerde sonlanıyor demiştim.
Bu romanda ise teknolojinin ilerlemesiyle bir yandan gelişirken bir yandan da sonumuzu getirdiğimiz anlatılıyor. Şu an bile savaşlar sürüyor ve nükleer santrali olan devletlerle iyi anlaşmak zorundayız çünkü hayatımız neredeyse bir tuşa bağlı.
Neyse romana geçecek olursak Atlas Okyanusu kıyısında Antioche adasında Alec ve Evé adında iki kişi yaşıyordu. Bu kişiler kalabalıktan sıkılmış daha doğrusu Evé insanlardan nefret ettiği için Alec ise hem yoğun iş temposundan hem de babasının hayalini gerçekleştirmek için bu adaya yerleşmişti. Bir gün iletişim ağlarının kesilmesiyle iki komşunun yolları kesişti.
Empedokles'in Dostları adıyla anılan bir medeniyet ortaya çıktı ve dünya üzerinde ne kadar nükleer varsa onların ortadan kaldırılmasını istediler çünkü dünyanın sonu geliyordu ve insanlık yok olacaktı. Ayrıca gelişmiş tıp teknolojileriyle insanları hastalıktan kurtaracak bir şifa tüneliyle ortaya çıkmışlardı. Şifa tünelinden geçen kişi hastalığı ne olursa olsun eski sağlığına kavuşuyordu. Bu kitabı okurken Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş kitabını hatırlamamın sebebi buydu çünkü Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş'da insanlar ya hastalıklarıyla sonsuza kadar yaşıyordu ya da öleceği günü bilerek yaşıyordu ama Empedokles'in Dostları'nda ölümsüzlüğü değil, sağlıklı bir uzun yaşam fikri ortaya çıkmıştı ve kim olursa olsun bunu tercih ederdi.
Kitabın karakterlerinden biri olan Amerika'nın devlet başkanı olan Howard Milton, kansere yakalanmıştı ve Empedokles' in Dostları onu tedavi etmek istediler. Çünkü bu medeniyet o kadar iyi niyetli ki insanları iyileştirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Normal şartlarda herhangi bir insan olsaydı bir çıkar sonucunda Başkan Milton' u iyileştirirdi çünkü ellerinde bulunmayacak bir nimet var ve bunu sadece dünya üzerindeki tüm ölümcül silahların kaldırılması şartıyla yapıyorlardı. Başkan Milton ilk başta kabul etmese de eşinin ısrarı hatta halkın ısrarıyla kabul etti. Kıyılarda birçok hastane kuruldu ve insanları da tedavi etmeye başladılar. Böylece sonsuz kuyruklar oluştu.
Fakat Başkan Milton iyileşmiş olmasına rağmen başkanlığa geri dönmedi çünkü yaptığı şeyin etik olmadığını düşünüyor ve istifa etmek istiyordu. Onun yerine geçen başkan vekili ise Milton' un istifasını doğru buluyordu. Başkan Vekili'ne göre şifa tüneli inançlarına tersti. Tanrı'nın onlara biçtiği bir yaşam süresi var ve Empedokles'in Dostları da kendi çaplarında sonsuz yaşamı ortaya çıkarmıştı.
Bir gün bir patlama oldu ve 123 kişi hayatını kaybetti bunların içerisinde Empedokles'in Dostları da bulunuyordu. Bu olaydan sonra ülkeyi terk ettiler. Nereden geldiğini bilmediğimiz gibi nereye gittiklerini bilemedik. Halk büyük bir üzüntüyle karşılandı bu durumu çünkü hastanenin sıralarında bekleyen tonlarca insan vardı ve herkes yaşama umuduyla bekliyordu o sırada. Onlar gidince yaşama umutları da peşlerinden denizin ücra köşelerine gitti.
Genel fikrimi söyleyecek olursam beğenerek okuduğum bir kitaptı. Şu an kötü anlatmış olabilirim hatta yazdıklarımı beğenmedim. Ama kitap güzel şans vermenizi isterim. Kötü anlattıysam da okuduğunuz için teşekkür ederim 🌸💜