Les Amants du Pont-Neuf Filmi bir arkadaşımın aşırı önermesi ile izledim. Kendisinin filmlere bakışını sevdiğimden hemen izlemekte aldım kendimi. Çok farklı ve ilgi çekici yönleri ile dikkatimi çeken yapım hakkında farklı düşüncelerimi yazmak istedim ben de herkes gibi. Gelin neler…devamıLes Amants du Pont-Neuf
Filmi bir arkadaşımın aşırı önermesi ile izledim. Kendisinin filmlere bakışını sevdiğimden hemen izlemekte aldım kendimi. Çok farklı ve ilgi çekici yönleri ile dikkatimi çeken yapım hakkında farklı düşüncelerimi yazmak istedim ben de herkes gibi. Gelin neler yazmışım öğrenelim. İlk başlarda pek fazla anlamayacağımız şekilde yavana akacağına inandırılan film, aslında tam tersini yaparak insanın ilgisini çekiyordu.
Bu süre zarfında ilk yarısında çok hızlı akan konusu ve oyuncuların inanılmaz performansları ile süslü sahneleri, tarihî köprüde ki havai fişek gösterisi ile danslarına bayıldığımı söylemek isterim. Oyuncuların performanslarına hayran kaldığım film, konusunda aşkın ve sevginin farklı bir boyutunu gösteriyordu. Şarkıları, sanatı, 1991 Paris’i ile. Yönetmen Leos Carax’ı bu sene 2021’de çıkardığı ve benim de herkes gibi hayran kaldığım Annette filmi ile tanımam ile hayran kalmıştım. Bu filmde de Annette filmi gibi hayran kalınacak sinematografisi ile beni kendine hayran bıraktırdı. Biraz Xavier Dolan hayranlığına gidiyor Leos’ta benim için.
Tabii 1991 yapımı olduğundan görüntüleri net bir yerden izlerseniz benim gibi, hayran daha fazla kalırsınız. Gelenim asıl oyunculara bir kere sanatçımız, Juliette Binoche inanılmaz bir oyuncu olduğunu söylemek isterim. Dansları, hal ve hareketlerini öyle güzel kontrol ediyor ki kendinizi gerçekten filmin içinde buluyorsunuz. Hatta aramızda kalsın, sadece onun bulduğu sahneler beni filme çekti. Tabii yönetmenimiz Leos’un vaaz geçilmez oyuncusu lakaplı Denis Lavant’da güzel oyunculuk sergilemişti. Yer yer gerçekten Juliette ile sanki bu film çekilirken aşk yaşamışlar gibi geldi. Tabii bilemeyiz ama ben öyle hissettim.
Şimdi gelenim en önemlisi o dönemi en iyi yapan “Set Dekorasyon” bölümüne, çok farklı bir alandı. Dışarıda çekimler zordur. Açık hava şartları yağmur, ses, insanlar ve benzerlerinin renk uyumuna verdiği hatta ama Irene Galitzine bu işte inanılmaz yeteneğini kullanmıştı. Böyle bir yetenek kimse de olmaz 2006 yılında kaybetsekte.
Neyse gelenim filmin en saçma yerlerine, bir kere ilk yarısında ki danslar, şarkılardan sonra verilen o sade boşluk ve insanın ilgisinin kaybolması bence yönetmenin artık konuyu ve süresini bir tık daha uzun olmasını istediğindendir diye düşünüyorum. Çünkü 1 saat 30 dakika içine sığdırma yapılacak olursa efsane bir film çıkacak gibi geliyor bana. Zaten bulduğu zaman içerisinde yaşanan olaylar ve aşk türü bir süre sonra temposu bozulsa da filmin akışına asla bir hata eklemese de ikinci yarı için tempo düşürücü noktalar çok fazla koymuşlardı.
Zaten 1992-93 yılında BAFTA’da aldığı 1 ödülü bulunuyor. 2012’de de aday gösterildiği festivaller var ama onlarda da ödül alamamış. Artık kült yapımlar yolunda uzun bir yolu var. Belki de artık bence kült yapım olduğu belli. Farklı bir film herkesin tatması lazım. Sanatı anlayanların en çok da. Evet geldik sonra, film hakkında konuşacaklarım bunlardı. Yazımı umarım seversiniz. Daha fazla tutmadan keyifli izlemeler.