Uzun uzun bakıldığında belki sıkıcı gibi dursa da yer yer gerilimli aşkı ve empoze edilen yönlendirmeleri ile Katherine’nin aşk hayatına konuk oluyoruz. Kurgusal gerçekçiliğine hayran kaldığım filmin hemen hemen tüm detaylarına bayıldım. 1800’lü yıllarda sizi hissettiren film, “gelin” adı altında…devamıUzun uzun bakıldığında belki sıkıcı gibi dursa da yer yer gerilimli aşkı ve empoze edilen yönlendirmeleri ile Katherine’nin aşk hayatına konuk oluyoruz. Kurgusal gerçekçiliğine hayran kaldığım filmin hemen hemen tüm detaylarına bayıldım. 1800’lü yıllarda sizi hissettiren film, “gelin” adı altında satılan Katherine’nin eşi ile yaşadığı tatminsizlik duygusunu ve kayınbabası ile yaşadığı sorunlarının bir kısmına çözüm verirken, Katherine’nin aşk duygusunu yeni keşfetmesi ile çalışanıyla yaşadığı aşkı nasıl gaddarca korumasına hayretler içinde nasıl izlediğimi size söyleyemem.
Manipüle yeteneği ile âşık olduğu adamı bile hizaya getiren Katherine’nin gerçekten çok katı ve sakin hareketleri ile düzenlediği cinayetleri hayretler içinde izlediğimi ve oyunculukların bu denli gerçekçilik payı olması ile hayran kaldığım tüm “cinayet” sahneleri adı altında topladığım sahnelere hayran kaldım. Zaten birçok noktada aslında Katherine’ni tutarken çalışanı Anna’ya da hak verdiğim sahneleri çoktu. Sanki ikili birbirlerini kızdırırken o kadar çok iyi anlaşılıyordu ki, filmin son sahnesinde Katherine’ni korumak zorunda kalması ve ondan korkarak ilerlemesine verdiği hayattan tiksinerek evden ayrılışına mutluluk duyuyordum.
Florence Pugh’un üslendiği Katherine karkateri, içinde bulduğu dönemde katı olmak zorunda kalan ve ne yaptı ise aşkını kendi geleceğini kurtarmak zorunda kaldığını anlamak mümkündü benim için. Sadece sonda o çocuğu öldürmesine sinirlensemde sadece aşkı ve sevdiği adama iyi bir gelecek yapmak içindi. O dönemlerin en gaddar olduğu zamanlarda Katherine’de hayatta kalmak zorundaydı. Tabii eşinin ona başta dokunmaması ve en dikkat çeken sahnesininde karını duvara döndürerek tatmin olmasıda çok detaylı bir anlam kazanıyordu.
Babasından göremediği saygıyı ve güçü gösteriyordu bu durum. Dekorları, sahne planları ile Anna karakterine ve Sebastian karakterine oyunculuk eden Naomi Ackie, Cosmo Jarvis’in oyunculuklarına diyecek hiçbir lafım yoktur. Filmi Mubi sayesinde izlerken, filmin en yüksek kalitesi ile tüm ses ve görünüşlerine bayıldım. Hatta biz mega kentte yaşan insanların o güzel ıssız köylerde yaşamasını isteyen durumlarına imrendiğim noktaları bile oldu.
Belki kurgusal karakter olsa da yaşadığı durumu kendi lehine çeviren Katherine’nin, günümüzde yaşayan “satılık” “gelin” ilkesine de çok sert bir şekilde yüzümüze vururken Doğu, Avrupa fark etmeksizin küçük yaşta evlenen genç kızların yaşadığı duruma çok iyi empati yapıyordu. Belki çoğu kişi Katherine’nin yaptığının çok yanlış bir şey olduğunu söylese de ben Katherine çok destek veriyordum. Yönetmenin uyarladığı eseri Lady Macbeth of the Mtsensk District kitabından perdeye uyarladığı filmin sinematografik yapılarına ve senaryosunun akıcı olmasını beğendiğim gibi, William Oldroyd’in bu yapımla 4 Festival’de aday görüyorken hiç bir festivalden ödül alaması da üzdü beni.
Filmin ortalarında bayıldığım bir sözü de sizlerle paylaşmak istedim. “Hislerimden şüpheye düşmektense nefes almayı kesmeni yeğlerim” sözüne bayıldım. Florence Pugh’un oyunculuğuna ve duruşuna hep hayran kalırken kendisinin güzel mimik hatalarından tutunda tüm gerçekçilik payı kazanan dram/gerilim sahnelerine hasta oldum. Daha fazla tutmadan ve spoiler veremden hemen filme almak isterim sizi. Keyifli izlemeler.