Zenne Uzun zamandır listemde olan ve herkesin çok fazla izle izle demesi ile izlediğim bu film, sevdiğim iki türü LGBTQ+’ı ve gerçek hikâye türünü vermesi ile ilgimi en çok çekti. Bunun yanı sıra içinde bulduğu konuyu ve karakterleri en iyi…devamıZenne
Uzun zamandır listemde olan ve herkesin çok fazla izle izle demesi ile izlediğim bu film, sevdiğim iki türü LGBTQ+’ı ve gerçek hikâye türünü vermesi ile ilgimi en çok çekti. Bunun yanı sıra içinde bulduğu konuyu ve karakterleri en iyi anlatan oyuncular ve yönetmenlerin vermiş olduğu sinematografilerine hayran kalmamakta elimde değildi. Çok fazla tutmadan Zenne’nin nasıl bir anlam taşıdığına bakalım bilemeyenler için.
"Zenne, eski geleneksel göçebe geleneğinde düğünlerde ve şenliklerde kadın kıyafetiyle geleneksel olarak kadın gibi oynayan erkeklere verilen isimdir. Karagöz gibi tiyatro sergisi hasıl olduğunda kadın rolüne çıkan erkeklere zenne denir. Zenne eski dilde Farsça kökenli olup kadın demektir.” Bunu da açıkladığıma göre, temelinde gerçek hikâyesine bağlı olan Ahmet’in hayatına değinmek isterim başta. Sonuçta filmin en temel taşını onun oluşturduğu yaşamı belli ediyordu. Ne kadar çok Can’ı görsekte. Aslında Ahmet’in 15 Temmuz 2008’de İstanbul’da Üsküdar ilçesinde babası tarafından öldürülmesi ve kimlerine göre bunun ilk gay namus cinayeti demesi ile gündeme gelmiştir.
Hayat dolu ve Marmara Üniversitesi Fizik Bölümü öğrencisi olan Ahmet kendi benliğini ve hayatını çok seviyorken, babasının yapmış olduğu cinayete kurban gitmesine çok sinirlendiğimi söylemek isterim üzülmememin yanında. 5 el ateş edilen ve 3 kurşunla hayata veda eden Ahmet’in mezarına da kimselerin gitmediği söylemektedir. Bu durumda onu kimsesiz yapar. Buna da ayrı bir üzüntü dolu ve göz yaşlarımla söylemek düşüyor bana. Hayatını, aşkını, kendini mutlu hissettiği İstanbul’da takip edilmesi, ailesinin en çok da “annesi”nin bunu çok üstelemesi ve sevdiği şeyleri oğlundan almasını gördüğümüz yapımda, 3 arkadaşın farklı yaşantılarına da öyle güzel tanıklık ediyorduk ki keyifle ve hüzünle onlarla bir olduğumuz birkaç saat geçiriyor olmamıza hayran kaldım. “Belki mutlu olmak onların içinde vardı ama biz onların elinden aldık.” Bu lafı birisinin yorumunda buldum. Gerçekten bunu yapmış olabiliriz.
Oyuncuların harika performanslarına ve kendilerini karakterlerine yansıtma şekillerine hayran kaldım ki, filmin içinde ki hangi karakterlere analiz yapacağımı şaşırmış durumda kaldım. Üç arkadaştan Can, Ahmet, Daniel’i canlandıran Kerem Can, Erkan Avcı, Giovanni Arvaneh’in oyunculuk serüvenlerine verdikleri her detaya sizin de beğeneceğinizden eminim. Zaten filmin tüm konusu da bu üç arkadaşın vermiş olduğu zor kararlar, askerlik serüvenleri, sevgi tarzları ve en temelinde hem toplumsal hem de aile baskılarını görmekle başlıyor. Can karakterine geçecek olursam, içinde bulduğu serüven Ahmet’le benzer olduğunu belli ediyor film lâkin Zenne dansları ile ilgi odağımız öyle bir çekiyor ki, tüm o farklı ve bilemediğim dans türlerini gözümün önümden alamadım.
Gerçekten hem karakterini hem de asker olan babasını kaybeden ve herşeyini değiştiren Can’nın ayrı bir serüvenini de bu yönetmenlerden görmek çok isterim ne kadar çok sonunda belli etseler de. Onun yaşadığı zorbalıklara da değinilse ve açılsa da filmin bazı noktalarında. Aşırı anlatmak istediğim noktalardan iki ailenin farklı yaşantıları ve annelerin vermiş olduğu iki türlü yaşama meydan okuma şekillerine Tilbe Saran ve Rüçhan Çalışkur’un canlandırdığı tüm alt metinlerini anlamak mümkünken, oyuncularının performanslarına da ayrı bir bayıldım. Tüm bunların yanında Ahmet’in kardeşi olan Hatice karakterine canlılık veren ve anne baskısından kurtulan Hatice’nin performansına da Esme Madra’nın canlandırdığı filmin tüm detayların bin kere daha söylemek isterim ki hayran kaldım.
Sonlarına gelmek istemediğim ve her detaylı sizlere paylaşmak istediğim ama yerimin kısıtlı olduğu bu serüvenin sonuna gelmişken, kimseye karışmayan ve kimseyi öteki yapmayan bir insan varlığı olanım istiyorum en içten. 2015’te “Çekmeceler” filmi ile tanıdığım ve hayran kaldığım iki yönetmenimiz M. Caner Alper ve Mehmet Binay’ın Zenne filmi ile 25 ödülü almalarını tebrik ediyorum geçte olsa. Her filmleri gibi kendi sinematografilerini ve bakış açılarına verdikleri anlamları anlamak diğer yönetmenler kadar zor değil. Ellerine sağlık diyorum ve daha fazla tutmadan keyifli izlemeler diliyorum.