Tromperie - Aldatma Nasıl desem ve incelememi sizlere anlatsam bilemiyorum ama bu filmi gece yarısından sonra yazdığımı sizlere ilk başta demek isterim. Gece yarısı filmleri izledikten sonra ilhamım çok kuvvetli gelir ve bir oturuşta filmin içindeymişim gibi yazarım. Bu gereksiz…devamıTromperie - Aldatma
Nasıl desem ve incelememi sizlere anlatsam bilemiyorum ama bu filmi gece yarısından sonra yazdığımı sizlere ilk başta demek isterim. Gece yarısı filmleri izledikten sonra ilhamım çok kuvvetli gelir ve bir oturuşta filmin içindeymişim gibi yazarım.
Bu gereksiz ve anlamız bilgiyi verdiğime göre bu filmin bana ne verdiğini anlatmak gerekirse, bir keresinde bu Amerika Drama endeksini unutarak izleyin derim. Fransız Drama türünün bu denli diyaloglar içinde geçtiğini herkesler bilir. Bilemeyenler durağın ve bol diyaloglu bir filmi izleyeceğini net altını çizerek açıklayıp devam ediyorum yazıma.
Filmde orta yaşlı bir yazar ve 35’ine yeni girmiş bir kadının ortak sohbetini ve bir süre beraberliğini anlatıyor. Yazarımız olan Philip aslında hem Yahudi olması ve Yahudi’leri sevmeyen insanlara sorduğu sorularla dikkatimi çekmesi ile odaklandığım karakter oluyorken, kişisel konuştuğu kadınlarla diyaloglarının ayrıntılarına hayran kaldığımı da dile getirmem gerekiyor. Bu karakterimizi canlandıran Denis Podalydès gerçekten karakterine verdiği performansı beğenmemek elde değildi.
Tabii bazı kusurları ve içinde bulduğu hataları mevcuttu ama bunları görmezden gelenebilecek hattalar olarak kabul ettiğimden başta çok dikkatimi çeken pürüzler olmadı gibi karakterimizde. Tabii ana temelde asıl en çok dikkatimi herkesler gibi benim de çeken İngiliz Kadın veya L’amante Anglaise (İngiliz Sevgilisi) anlamlı karakterimize hayran kaldım. Kendisini birkaç gün önce “Paris’te Gece Yarısı” filmi ile gördüğüm ve özlediğim oyuncumuz olan Léa Seydoux‘u burada da görmek inanın beni çok mutlu etti.
Karakterinin hem pozitif hem de negatifli dramlı karakterine öyle güzel renk veriyordu ki bulduğu sahnelerin güzelliğini benim gibi akıcı bulabilirsiniz. Bu süre zarfında Fransız’ların renk uyumlarını bu türlerde önem verdiğini sizlere dipnot olarak eklemek isterim. Kişilerin analizlerini ve renk, kıyafet, dekoru bile her karakterine farklı detaylar katığını anlamak ve hissetmek mümkün oluyor notunu ekemem lazım.
Sinematografisini ve uyarladığı eserle adını bile bir koyduğu Deception filmimizin yönetmeni Arnaud Desplechin’in çok fazla sanki durağın anlatacağım derken biraz insanları sıkması yormuştu yoksa harika detaylarla aklan filmi inanın hiç durdurmadan izledim. Tabii bazı noktalarda en sevdiğim iki sözü de notlarıma ekledim. Bunlardan birisi diyalog olan:
“-Biliyor musun seninle tanıştığımda olgunlaşmış durumdaydın. Dalından kopmak için olgundun.
- Hayır ben “Yüzeyde ağaç altında çürümüş durumdaydım.”.
İkincisi ve beni bitiren nokta sözcülüğü olan, “Ve bana gözlerinin, yüzünün, derinin zevkini bahşettin.” lafına hayran kaldım. Bu ikinci söz beni inanın başka diyarlara götürdü ve 3 yıldızı hak ettiğini düşündüm. Çok detaylı bir film olduğundan spoiler vermemek üzere biraz üstü kapalı yazmış olabilirim lâkin herkesin harcı olmayan bu filmi gerçekten sakin kafa ve özgür bir zaman diliminde izlediğinizde anlayacağınızı söylemek isterim. Şimdiden keyifli izlemeler.