Spoiler içeriyor
`finnmark yaylaları` bölümünde gülmekten çocuğumu düşürecektim nerdeyse: "eivind sevgilisinin %3,1'lik sami kanıyla taçlanan yeni kimliğinin `psikedelik maddeler` ve alakasız egzotik ritüellerle ne bağlantısı olduğunu anlamasa da onu desteklemeye çalıştı. ama kadın gittikçe militanlaştı. gözleri `iklim değişikliğinin` yerlilere nasıl da zarar…devamı`finnmark yaylaları` bölümünde gülmekten çocuğumu düşürecektim nerdeyse:
"eivind sevgilisinin %3,1'lik sami kanıyla taçlanan yeni kimliğinin `psikedelik maddeler` ve alakasız egzotik ritüellerle ne bağlantısı olduğunu anlamasa da onu desteklemeye çalıştı. ama kadın gittikçe militanlaştı. gözleri `iklim değişikliğinin` yerlilere nasıl da zarar verdiğini artık görüyordu. fokların nesli tükendikçe eskimolar açlıktan ölüyordu. buzulların erimesi ren geyiği otlaklarını yok ediyordu. aborjinler ozon tabakasındaki delik yüzünden cilt kanserine yakalanıyordu. eivind new york uçuşunun üstüne artık bir bardak soğuk su içebilirdi. sevgilisi onları daha `sürdürülebilir` yaşamaya yönlendirdi. eivind hep daha iyisini yapabilirdi. ürünlerin içeriklerine daha dikkatli bak. satın aldıklarının çevreye etkilerini hesaba kat. plastik okyanusları öldürüyor. norveç morinası işlenmek üzere gemilerle çin'e taşınıp geri getiriliyor. kobalt madenciliği kongo'yu mahvediyor. pil satın alanların yatacak yeri yok.`:ahah` `batı toplumlarına özgü suçluluk duygusu` adeta vücut bulmuş koltukta yanında oturuyor, geceleri onunla birlikte yatağa giriyordu. hayatta hiçbir şey büyük davadan daha önemli değildi. sunniva'ya ihanet ettiğini düşündü. sami halkına ihanet ettiğini. kendini dünyanın en kötü insanı gibi hissetti, ama karşı koyamadı."
çok fena dalga geçmişler, karikatürize ederek. hem batıyla hem de orta/üst sınıf bireyciliği ile. `gıda egemenliği mücadelesini` ahlaki bir zeminden suçluluk/ üstünlük dikotomisi üzerinden kurma vasatlığı. tam da batının liberal ahlakına özgü bir bakış. iklim krizini, doğa sömürüsü vs. yığınla sorunu şahsileştirip ahlakileştirerek bireysel sorumluluğa yükle ve yalnızca bireyleri suçla. neoliberalizmin yaşadığı krizi; çevreci, vegan, yeşil dünya, sürdürülebilir bir kalkınma vaadi gibi türlü güleryüzlü barışçıl dalaverelerle götünü kurtarma çabası.
öte yandan tüm güncel sorunların bizzat kendi varoluşundan kaynaklanan devasa boyutlarını unutturarak piyasaya fahiş fiyatlarla güya alternatifler sunuyor. "kimyasal kullanmak zorunda değilsiniz, organik beslenmemek senin suçun!, nüfus bu kadar çogalmasa gül gibi olacaktı dünya.." diye yoksul azarlamaca. "bir de duşta çok kalıyorsunuz, hep ondan.."
orta/ üst sınıflara da vicdan masturbasyon hizmeti sundun mu tamam, onlar da oyuncak arıyor zaten hep şımarıkça, yeni bir din bulmuşcasına: "doğanın canını okuyoruz, doğayı kurtarmalıyız!!" ağlaklığı. doğa kendini toplar, kurtarır, ne büyük yok oluşlardan kendini yeniden var etmiş. bizim kendi sonumuz gelecek yakında böyle giderse doğadan önce.
sorun ortak. fakat sistemsel alternatifin yapısal çözümlerin topyekun bir karşı duruşun yoksa bu bireysel suçluluk ve bireysel minik tatlı telaşlarla ancak liberal kepazeliği sürdürmek mümkün oluyor. marksizmi bilmeyen birinin sosyal/siyasal olaylar karşısındaki tutumu tıpkı bu filmdeki gibi abuklamaya dönüyor maalesef. tarihsel olanın içindeki neden sonuç ilişkisini kuramayınca ve örgütlü bir bilinçlilik ve ciddi bir karşı çıkış olamadıkça ancak dalyarakça apolitik yükselişler işte.