Mü-kem-mel! Zaman Çarkı yolculuğumun sonlarına doğru yaklaşıyorum artık. Son üç kitaba geldiğimde; bunlar final üçlemesi olduğundan ve sınavlarım da yaklaştığından okumaya kısa bir ara vermiştim, bir türlü de geri dönememiştim. Şimdi finallerim biter bitmez okumaya geri döndüm ve seri bana…devamıMü-kem-mel!
Zaman Çarkı yolculuğumun sonlarına doğru yaklaşıyorum artık. Son üç kitaba geldiğimde; bunlar final üçlemesi olduğundan ve sınavlarım da yaklaştığından okumaya kısa bir ara vermiştim, bir türlü de geri dönememiştim. Şimdi finallerim biter bitmez okumaya geri döndüm ve seri bana muhteşemliğini bir kez daha hatırlattı. Ara verdiğim süreçte serinin ne kadar güzel olduğunu unutmuştum ama final üçlemesinin ilk kitabı öyle bomba gibi girdi ki, yeniden benim için hak ettiği yere, favorilerimde birinci sıraya aldım.
Malum Robert Jordan final kitabının taslağını bırakıp vefat ettikten sonra final kitabının yazımını Brandon Sanderson devralmıştı. Bu yüzden de bu üç kitaba başlamayı ertelemiş olabilirim aslında. Sanderson'ın nasıl yazdığından, Zaman Çarkı'na aynı beğeniyle, atmosferle devam edip edemeyeceğimden emin değildim. Ama başlar başlamaz gerçekten bayıldım! Zaten Sanderson baştaki önsözünde Zaman Çarkı'nın olaylar olarak taslağını koruyacağı ama bu kitapları yine de kendi yazım tarzıyla yazacağından bahsetmiş. Başlar başlamaz da yazım tarzının değiştiği belli oluyordu. Ama ben her ne kadar Jordan'a ihanet ediyormuş gibi hissetsem de Sanderson'un yazım tarzına da bayıldım. Jordan'ın ne kadar iyi bir olaylar silsilesi hazırladığı, evrene ne kadar hakim olduğu ve kurduğu evrenin ne kadar muhteşem olduğu su götürmez bir gerçek bana göre. Bir de üstüne Sanderson'un sevdiğim yazım stili ile birleşince benim için Zaman Çarkı finalinin bu ilk kitabı hayallerimin kitabına dönüştü. Yeni yazım tarzını ne kadar beğendiğim de bir Zaman Çarkı kitabından ilk defa bu kadar çok alıntı almamdan anlaşılabilir bence. Zaman Çarkı serisinden sonra Sanderson da okumaya karar verdim, seveceğimden neredeyse eminim.
Böyle bir kitap okumak gerçekten benim için mucize gibi bir şey. Roman okumayı genel olarak çok seviyorum ama okumaktan en çok hoşlandığım tür epik fantastik. Bu tür için kafamdaki ulaşılmaz olduğunu düşündüğüm hayalim upuzun, detaylı ve destansı bir seri okumaktı ama böyle bir seri okuyabileceğimden hiç umudum yoktu, yazıldığını düşünmüyordum. O yüzden Zaman Çarkı serisini okudukça daha da seviyorum ve benim için daha da güzelleşiyor. Her kitaptan sonra gözümde değeri artıyor. Sonuçta kaç kişi sevdiği bir kitap türünden dokuz bin sayfalık, sanki onun için yazılmış, bayıldığı bir külliyat okuyabilir ki! Yazılmış olmasına hala okurken bile inanamıyorum.
Kitapta Jordan'ın kurduğu altyapı hissediliyor, gerçekten final için muhteşem bir olaylar silsilesi hazırlamış. Karakterlerin gelişimi, kişilik olarak değişimleri vesaire muhteşem. Çok anlatmayacağım ama seri gerçekten bu kadar çok sayfa yazılmış olmasını hak ediyor. Evrende her şey mantığa oturtulmuş, her detay düşünülmüş. Neredeyse bizim evrenimizden daha mantıklı olacak :) Bu özelliğini de, belki de final kitabı olduğundan, her kitapta hissettiğimden daha çok hissettim ve hayranlık duydum.
Yani kısacası eğer final kitaplarını başkasının yazmış olmasından dolayı serinin aynı devam etmeyeceğinden endişeniz varsa bunu aklınızdan silin. Jordan'ın müthiş olay altyapısıyla ve Sanderson'un muhteşem yazım stili ile birinci final kitabı bir şaheser olmuş. Umarım kalan iki final kitabında da aynı şeyleri hissedebilirim ama zaten artık finalin kalan iki kitabının kötü olma ihtimaline dair hiçbir endişem yok. İki yazara da sonuna kadar güveniyorum ve koşarak son iki kitaba gidiyorum.
"Bunlar bizim günlerimizdi. Ölü bir gökyüzünün altında üzerimize yağıyorlar, öfkeleri ile bizi eziyorlar, ta ki biz hep bir ağızdan yalvarana kadar: 'Başlasın artık!'"
"'Son yaklaşıyor,' dedi Moridin. Çark son dönüşünü inleyerek tamamlıyor, saatin zembereği boşaldı, yılan son nefeslerini alıyor. Yürek sancısını bilmeli. Hayal kırıklığını tatmış olmalı, ıstırabı biliyor olmalı."
"Rodal Ituralde'nin, otuz senedir Arad Doman'daki evinin kil tepesinde gömülü olan annesinin çok sevdiği bir laf vardı: 'İşler düzelmeden önce daha da kötüleşmek zorundadır.'"
"Kazanmak hayatta kalmak anlamına gelmiyordu. Emirlere uymak da genellikle kazanmak ya da hayatta kalmak anlamına gelmezdi."
"Dayandığı her kamçı, çektiği her acı bir zaferdi. İnsanın gururu ve derisi ne kadar yanarsa yansın, zafer her zaman mutluluk için iyi bir sebepti."
"Aviendha değişime güvenmiyordu. O görülemez, mızrakla vurulamazdı; tüm izcilerden daha sessiz, tüm katillerden daha ölümcüldü. Hayır, ona asla güvenmeyecekti ama onu kabullenecekti."
"Deneyimli bir asker. Bazı adamlar seneler boyunca yaşayarak deneyim kazanırdı. Diğerleri aylar boyunca arkadaşlarının ölmesini izleyerek."
"Desen dilediği gibi dokurdu ve deneyim Rand'e bu Aes Sedailere ihtiyaç duyduğunu göstermişti. Artık onun ne istediğinin önemi yoktu. Artık bunu anlıyordu."
"Desen onun çevresinde bükülüp şekilleniyordu. Ama kral olmaktan bir şey öğrenmişti: Ne kadar yetke kazanırsanız hayatınız üzerinde o kadar az kontrol sahibi oluyordunuz."
"Hepimiz yapmak zorunda olduğumuz şeyi yaparız, diye döndü Moirane'in sesi geçmişten, Rand'in hafızasına. Desen'in emrettiği gibi. Bazıları için diğerlerine göre daha az özgürlük vardır. Seçmemiz ya da seçilmemiz fark etmez. Olması gereken olmalıdır."
"O oğlan dünyayı yok etmeye yazgılıydı. Belki onu kurtarmaya da. İlki kaçınılmazdı, ikincisi koşullara bağlıydı. İkisinin yer değiştirmesini dilerdi ama dilekler ancak tahtadan oyulmuş para kadar işe yarardı."
"Kontrol sahibi olmak sahibi olduğunuz güçle ilgili değil, sahip olduğunuzu ima ettiğiniz güçle ilgiliydi."
"Genç Ituralde sık sık savaşlar hayal etmişti, savaşın ihtişamını hayal etmişti. Yaşlı Ituralde savaşta ihtişam diye bir şey olmadığını biliyordu. Ama savaşta şeref vardı."
"Kaos en çok onun neleri etkileyip etkilemeyeceği konusunda varsayımlarda bulunmaya başlarsanız ölümcül olurdu."
"Özgürlüğe tırmanabileceğinden daha derin bir derde sokma kendini."
"O madalyon seni arsız kılıyor Matrim Cauthon, dedi Joline soğuk bir sesle.
Ağzım beni arsız kılıyor Joline, diye yanıt verdi Mat içini çekerek bağcıkları gevşekçe bağlanmış gömleğinin altındaki madalyonu yoklayarak. 'Madalyon yalnızca dobra konuşmama sebep oluyor.'"
"Rand onu duygusuz bir adam olarak görmeleri için çok çaba harcamıştı. Zaman zaman bu aldatmacanın gerçek olduğundan korkuyordu."
"Görev. Tek bir insan kaç dağ taşıyabilirdi?"
"Thom güldü. 'Geri dönemeyiz Mat. İyi de olsa kötü de yapamayız. Çark döndü gitti. Ve ışıklar ölür, ormanlar kararır, fırtınalar gelir ve gökler delinirken o dönmeye devam edecek. Dönecek. Çark umut değildir, Çark aldırış etmez. Çark yalnızca vardır. Ama o döndüğü sürece, insanları umut besleyebilir, insanlar aldırış edebilir. Çünkü ışık solduktan sonra, zamanla bir başkası aydınlanacaktır ve ortalığı kasıp kavuran her fırtına sonunda dinecektir. Çark döndüğü sürece. O döndüğü sürece...'"
"Thom başını iki yana salladı. 'Yaşlanmak hakkında fark ettiğim iyi bir şey, vücudunun uykuya eskisi kadar ihtiyaç duymaması. Ölmek büyümek kadar çok enerji gerektirmiyor sanırım.'"
"İşler ne kadar çok trajik olursa, benim o kadar gülesim geliyor."
"İnsanlar öfkeye tepki vermiyorlardı. Taleplere tepki vermiyorlardı. Sessizlik ve sorular çok daha etkiliydi."
"Savaş, çatışma, çelişki ve değişim. Gawyn, değil kendisi için bir taraf seçmek, farklı tarafların hangileri olduğunu bile bilmediğini hissediyordu."
"Rand ona benzer pek çok kişi tanımıştı; beyinden yoksun ama çok fazla ailevi bağlantı sahibi saraylılar. Tıpkı İki Nehir'in koyun ürettiği gibi, asil hayatı bu tür insanlar üretiyordu."
"'Hepsinin acısını ben mi çekmeliyim Nynaeve?' diye sordu Rand sessizce ayağa kalkarak. Hala yüzünün yarısı karanlıktaydı. 'İstiyorsan bu ölümün suçunu da bana yık. Pek çok ölümden yalnızca bir tanesi olacak. Ağırlık önemsiz hale gelene kadar, bir adamın üzerine kaç taş yığabilirsin? Sıcaklık anlamsız hale gelene kadar bir et parçasını ne kadar yakabilirsin? Bu oğlan için vicdan azabı duyarsam, diğerleri için de vicdan azabı duymam gerekir. Ve bu beni ezer.'"
"'Ben de öyleyim.' dedi Rand. 'Bir hikaye. Bir efsane. Bundan sonra seneler boyunca çocuklara, yalnızca fısıltı ile anlatılacak bir hikaye.' Başını iki yana salladı. 'Bazen geri dönemezsin. Devam etmek zorundadır. Ve bazen, bu tırmanışın senin son tırmanışın olduğunu bilirsin.'"
"Benim adıma düş kur, Nynaeve. Artık benim düşünü kuramadığım şeylerin düşünü kur."
"İki el. Biri yok etmek, diğeri kurtarmak için. Hangisini kaybetmişti?"
"Falme'de çoban çocuk yanmış, külleri saçılmış, bu okyanus rüzgarlarıyla dağılmıştı. O küllerden Yenidendoğan Ejder doğmuştu."
"Ölenlere can veremezdi. Ama yaşayanlara ölüm getirme konusunda çok iyiydi."
"Rand başını kaldırdı. Sonra gülümsedi. Sonunda, içten, gerçek ve saf bir kahkaha attı.
Çok uzun zaman olmuştu."
"Zamanın sonunda,
Sayısız bir olduğunda,
Son fırtına toplayacak kızgın rüzgarlarını
Ölmek üzere olan bir diyarı yok etmek için.
Ve onun merkezinde,
Kör adam dikilecek
Kendi mezarının üzerinde,
Orada görecek yine,
Ve ağlayacak yapılanlara.
Ejder Kehanetleri,
Essanik Döngüsü'nden."