Spoiler içeriyor
Buram buram dram kokan bir filmle karşınızdayım.Todo Sobre Mi madre ünlü İspanyol yönetmen Pedro Almodovar'ın elinden çıkmış muhteşem bir eser.2000 yılında aldığı "Yabancı Dilde En İyi Film" olması da bir o kadar ses getiren bir film olduğunu bize ufaktan söylüyor…devamıBuram buram dram kokan bir filmle karşınızdayım.Todo Sobre Mi madre ünlü İspanyol yönetmen Pedro Almodovar'ın elinden çıkmış muhteşem bir eser.2000 yılında aldığı "Yabancı Dilde En İyi Film" olması da bir o kadar ses getiren bir film olduğunu bize ufaktan söylüyor gibi.Dram türündeki bu yapımin gerçek feministlige
"Bana kadın diceksin ne bayanı?"
"İstediğimi yaparım seni ilgilendirmez"
tarzında yanlış anlaşılmış ve kişisel çıkarlara bürünmüş düşüncelerini içinde barındıran feminizmden değil gerçek feminizmden bahsediyor. Yaptığı göndermeler birçok kadının yaşadığı zorlukları hatta anneysen sınırının olmadığını anlamamızı sağlıyor.Yargilayan bir toplumda yaşayan bizlere yargılamadan birbirlerini destekleyen kadınların hikâyelerini sunuyor ve duruma objektif mercekten bakmamızi sağlıyor.Yonetmen tarafından tüm anne ve kadınlara hediye edilen filmde başrollerde Penelope Cruz,Cecilia Roth,Candela Pena,Marisa Paredes gibi deneyimli oyuncular oynuyor.Kendi has bir tarzla anlattığı filmin konusu tam olarak şöyledir;Hayatla mücadele eden ederken yorulan, dağılan o dağılan hayatlarını ayağa kalkıp daha güçlü bir şekilde toparlayan kadınları ve sadece tek cinsiyetçi yaklasimla değil kendini kadın gibi hisseden ve öyle doğduğunu belirten erkekleri arka plana değil en önde seyirciye sunuyor.İlginc bir konuyla bize bunu gösteren filmde 4 ayrı konuyu 4 farklı hayatı,kadını bizlerle paylaşıyor.Babasiz tek başına büyüttüğü biricik oğlunu bir araba kazasında kaybeden bir kadınla başlıyor film ve kaderine boyun eğmiş bir bebekle bitiyor.İlk dakikalardan ölen Esteban'a dair.fikir yurutmemizi de istiyor film.Bir ailede büyüyen bir çocuğun eksik bir aile figürüyle hayatına devam ediyorsa bu onu nasıl etkiler?diye düşünüyoruz.Daha sonra onu tanımayan taniyamayan ve bundan pişman olan annesinin onun sessizliğine tanık olan not defterini, günlüğünü okurken izliyoruz.Babasiz büyüyen bir çocuğun gerçek benliğini görüyoruz yazdığı her satırın arkasına saklı duygularına tanıklık ettikçe.Ona iyi bir hayat sunacağımızi hesap ederken hesap edemediğimiz şeylerin olacağını görmemizi sağlıyor film ebeveyn olan olmayan herkese en azından bana öyle olmuştu.Rol model alinan ebeveynlerin birinin eksikliği nelere sebep olur izliyoruz.Hayat mücadelesi veren bizler en yakinimizdakinin kan bağımizin olmasına rağmen tek bağımız oymuscasina sessiz çığlıkları duymayacak kadar sagirlasiyoruz.Annenin düşünceleri en azından bana yaşatılan duygular bunlara yakındı.Cok sevdiği biricik oğlunu kaybeden 17 yıl önce yok saydığı geçmişiyle tekrar aynı masaya oturacak ve oturduğu masada hem eglenecegi hem üzülecegi bir kumar oynayacaktir başroldeki annemiz.Eski dostu Agroda ile tekrar yolları kesisirken ve yine hayatına dahil olacak rahibe Hermana ile tanisacaktir.Daha sonraları oğlunun doğum gününde beraber gittikleri imza almak için uğraşırken hayatını onun uğruna kaybeden oğlunun çok sevdiği tiyatrodaki ünlü idolü ile de tanışacaktir acılı anne.Yarim kalan hikayeler tamamlanacak bizler ağladıkça aglayacagizdir belki de.
Gizli bir lezbiyen,bir travestiden hamile kalan Aidsli bir rahibe, kadınlığı birçok kadından yaşayan bir travesti.Farkli bir konuyla ve birbirine zıt karakterleri bünyesinde barındıran bu başarılı yapım sizi yer yer ağlatacak, sorgulatacak çoğu zaman düşündürecektir.Basrolleri kadınların paylaştığı sıradan rollere değil cesur rollere bürünmek zorunda kalmış toplumun dayattiklarina kimi zaman boyun eğmiş kimi zaman başlarını kaldırmış ve bunun sonucu derin yaralar almış insanların hikayelerini yansıtıyor sinema perdesine.Film de tam olarak bunu anlatiyor.Tek bir kalıba sığdırilmamizi isteyen toplumu gerçekleriyle eleştirme hakkını elde etmemiz için bir sans tanıyor.
İş bulamayan travestiler,topluma ters düşen davalarını kendi rafina kaldıran ve kabul görmek için büyük çaba harcayan kadınlar,her şeyini feda etmeye hazır değerli annelerimiz...Bulanık görünen hayatlar yakından bakınca netleşiyor içimize nüfus ediyor biz istemesek de...
"17 yıl önce aynı yolculuğu yapmıştım.Simdikinin tersine, Barcelona'dan Madrid'e.O zaman da kaçıyordum.Ama yalnız degildim.O zamanlar babasından kaçıyordum şimdi ise babasını bulmaya gidiyorum."diyen Manuel'in çıktığı yolculukta bizler de bir yolcuyuzdur.1999 Canes Film Festivali'nde açılış filmi olarak gösterilen bu duygu yüklü film kadınlara hitap edilse de erkekler de dahil birçok değerli seyirciyle bulusturulmalidir.Saygiyi hak eden değerli yönetmen Pedro'ya da bu eser için teşekkürler.Ve yine kendi sozlerimle bitiriyorum yazımı.
-Kadin kadın olmalıdır,erkek erkek ve bizler birer Tanri'yizdir herkesi eleştirecek.- Teşekkürler.