Jimmy’s Hall - Özgürlük Dansı Gerçek hikâyesi ve zaman çizelgesini seveceğiniz bir film ile geldim bugün sizlere. Geçen haftalar da dikkati mi çeken film, hem oyuncuların saf performansları ile sizi filme çekerken, konusunun gerçekten sinir geçirici din üstüne kurulu baskısını…devamıJimmy’s Hall - Özgürlük Dansı
Gerçek hikâyesi ve zaman çizelgesini seveceğiniz bir film ile geldim bugün sizlere. Geçen haftalar da dikkati mi çeken film, hem oyuncuların saf performansları ile sizi filme çekerken, konusunun gerçekten sinir geçirici din üstüne kurulu baskısını görmekte beni gerçekten o dönemden biraz soğuttu.
Şimdi Belfast filmi ile aynı dönemde geçmesi ve ilk hangisini izlersek daha iyi olur derseniz diye, ilk Belfast’ı izlemenizi daha anlamlı ve komünistliğin İngiliz’lerde nasıl bakıldığını daha iyi görmenizi isterim başta. Bunun dışında asla sıkılmadığınız ve gerçek hikâyesi ile başta dediğim gibi nasıl din bağımlığının baskını gördüğünüz filmin en sinir kapıcı yanı insanlara, baskı uygulaması olduğunu anladığınızda başlıyor sinir krizi geçirmeniz.
Yoksa genelde çok sinirlerinizi bozacak bir film değildi başta dediklerim dışında. Karakterlerin en temelinde James Gralton’nun kendi köyüne gelmesi ile dans barını açması ile başlıyor demek isterim. Bu normal gibi bizim zamanımızda anlaşılsa da aslında o dönemler yani İrlanda’lı insanlar için dinden kopmak hissî veriyordu. O dönemlere çok empati yaptığınız yapım, 1932 yılında başlıyor.
Çok spoiler vermek istemiyorum ama temelde bir şair, yazar, önder olarak tanıdığımız James ve ekibinin vermiş olduğu çabaya karşı büyük bir saygı duyduğumu ve duyacağınızı başta yazamam lazım. Barry Ward’ın James Gralton’u canlandırdığı filmde Simone Kirby ve Andrew Scott’un da filmde yer alması beni çok heyecanlandırdı.
Genelde çok sevdiğim Andrew Scott’u az görmek beni üzse de bence daha fazla filmde yer edinmeliydi diye düşünmeden edemiyorum da. Genelde Caz, dans türlerini ve müzik aletleri ile sanatı İrlanda’lılara sevdirmek uğruna ve hayatlarını daha iyi yapamaya çalışan işçi kesimini görmek ve onlara destek verme empatisini seveceğinize eminim. Çocukların dövüldüğü ve bir dans yüzünden hayatları ve kendilerini hapisli bir yerde hisseden çocukları da anlamak aşırı derecede mümkündü.
Sinematografisi ve senaryosu bir de gerçek hikâye anlatımı ile tam %100 seveceğiniz filmin sadece zamanının kısa olması beni üzdü. Gereksiz filmler 2 saat dilimi oluyorken neden bu film bu kadar kısa diye düşünmeden edemiyorum. Yönetmen Ken Loach’nı yeni tanısam da bu güzel filmle, zevk aldığımı ve zamanın hızla aktığını söylemek isterim. Belki çok açamadım ve spoiler korkusu ile geri durduğum filmin 2014-15 yılı adaylıklarında ödülü bulunmasa da bence artık kült bir yapım olduğunun en temel kanıtıdır diye düşünüyorum. Şimdiden bol keyifli izlemeler diliyorum.
Not: James Granlton, annesi ile yaşadığı durumu ve ülkesine bir daha girememesi ve o dönem de çok sevilen James Granlton hâlâ sevilmesi ile anılması çok duygusal bir boyut kazandırıyor.